Cumartesi, Mayıs 23, 2009

EVLERİMİZ DOKUNULMAZ KALELERİMİZ Mİ YOKSA BİZ SADECE BİR AVUÇ SORUNLU BURJUVA BOZUNTUSU MUYUZ?

Daha iki saat önce anlatıyordum, son temizlikçi kadınla yaşadıklarımı.
Eve gelince, tastamam aynı manzarayla yüzleşince, daha fazla iki yüzlülük etmeyeyim de gerçek hislerimi döküvereyim ortalığa, dedim.

Evet efendim; "temizlikçi kadın"!
Hiç öyle sosyal adaletçi iddiasında bir ifade ile başka şey demem, diyemem.
Ben nasıl "küçük burjuva" isem (aslında galiba o bile değil ya) onlar da temizlikçi kadın, işte.
Başka isimler söyleyerek, diyelim "anne yardımcısı", "yardımcım", "bizim ... hanım" vs. vs. nazik, kibar, sosyal adaletçi filan olunmuyor.
Olunsa da bi halta yaramıyor.

Çünkü, biz farklıyız.
Farklı kültür aldık, farklı önceliklerimiz var, hayattaki amacımız farklı, olduğumuz yer, olmak istediklerimiz, giydiğimiz, çıkardığımız, yediğimiz, içtiğimiz....
Onlara eşitimizmiş gibi davranmak, onlara kötülük etmek bir çeşit. Dengeleri şaşıyor, nirengi noktaları oynuyor, ne yapacaklarını, neye göre davranacaklarını bilemez hale geliyorlar.
Neden?
Bilirsiniz, "eğitim, herşeyin başı". Bizdeki dayaklı fırsat eşitliğine dayalı eğitim ise, yılanın başı.
İçinizde, parmak uçları bir araya getirilerek cetvelle dövülmeye, sıra dayağına çekilmeye hazır halde beklememiş ilkokul bitirmiş adem oğlu, havva kızı var mıdır?
İçinizde kulağı çekilen arkadaşının kulağının yırtalcağı korkusunu yaşamamış olan var mıdır?
Yoktur!
Demek ki, bizim dövülerek Pavlov refleksi kazanarak eğ-it-kalk tan geçirilmiş sıradan çocuklarımızın büyüdüklerinde de öğrenmek için almak mecburiyetinde oldukları gıda bellidir: Dayak!
Hiç olmadı, küfür, kalay, söylenme, soplanma, terslenme...
Saydıkça fenalık basıyor, hepimizin malumu, işte.

Genel durum bu.
Bizim evlerimizde, zaman zaman hafif sayılacak boyutta şiddet uygulansa da, esas itibarıyla, bu okuldaki şiddet tarzı geçerli değildir.
İşte evlerinde de Allahın günü, sistemsiz, üstelik bilinçsiz şiddete maruz kalan hatuncuklar, gün geliyor bize, evlerimizi temizlemek için gelir oluyorlar.
Hani kimyada ozmoz kuralı vardır; neydi, şimdi deyiveremiycem, hani iki cins sıvı geçirgen kaplar içinde yanayana konulduğunda özgül ağırlığı fazla olanından hafif olanına sıvı kaçar ya!
Hah işte, bizim bu temizlikçi kadınlarla maceralarımız bir tür ozmoz olayı.
İstemsiz yani.
Bir tür kimya kuralı gibi.

Farklı kalibredesin, yan yanasın, istemsiz akış halindesin.
Ne yazık ki, nüfuz edenin bizim yaşadığımız hayatın getirdiği kültür olması beklenirken, tersi oluyor.
Onlar, hayatlarının ölçüsüzlüğünü, düzen kural tanımazlığını, buna ihtiyaç duymazlığını bizim ince kurallarla bezenmiş hayatımızın içine sokuveriyorlar.
Böylece, yüce kalitemiz zaafa uğruyor.
Eve gelip de, koltuklarımızın alıştığımız düzenden farklı konulduğunu, tuvalet masasının üstündeki fırçanın eğri durduğunu, mutfaktaki bulaşık süzgecinin enine değil de boyuna olduğunu görür görmez, sinir krizi eşiğine geliveriyoruz.

Gelemez miyiz?
Haksız mıyız?
Bizim de sırtımızda otuz çeşit yük yok mu, hayattaki tasalarımızın henüz ifadesini bile bulamamış zorluklarının hıncını bir yerlerden çıkarmamız gerekmez mi, yoksa bize yazık olmaz mı?
Ay, neyse işte!

Bu dediklerimle ne muradım olduğunu anlamayan, alltaki yazıya buyurup sakin sakin müziğini dinlesin, anlayanın diyeceği varsa bir kompozisyonla onu desin.
Ben de gelince, not vereyim.
Merak etmeyin, notum boldur.

.

8 yorum:

thesaint dedi ki...

haksızız tabi. çünkü hayatımıza katarken bunları bilerek (bilmiş olmamız gerekerek) katıyoruz. yoksa, katmayabiliriz de.
tabi, süzgecin konumu değil de hayata sızmak derken daha derin bir sızmayı kastettiğinizi düşünmüştüm yazı boyunca (belki de öyle gerçekten). onun için de camdan kalp çok iyi bir örnek.

Elestirel Gunluk dedi ki...

Hikaye: hemen hemen ayni ama problem kadin erkek esitligi bu defa.

Anlatan Mahmut.

Here it goes :-)

Daha iki saat önce anlatıyordum, son kadınla yaşadıklarımı.
Eve gelince, tastamam aynı manzarayla yüzleşince, daha fazla iki yüzlülük etmeyeyim de gerçek hislerimi döküvereyim ortalığa, dedim.

Evet efendim; "kadın"!
Hiç öyle sosyal adaletçi iddiasında bir ifade ile başka şey demem, diyemem.
Ben nasıl "erkek" isem (aslında galiba o bile değil ya) onlar da kadın, işte.
Başka isimler söyleyerek, diyelim "anne yardımcısı", "yardımcım", "bizim ... hanım" vs. vs. nazik, kibar, sosyal adaletçi filan olunmuyor.
Olunsa da bi halta yaramıyor.

Çünkü, biz farklıyız.
Farklı kültür aldık, farklı önceliklerimiz var, hayattaki amacımız farklı, olduğumuz yer, olmak istediklerimiz, giydiğimiz, çıkardığımız, yediğimiz, içtiğimiz....
Onlara (kadinlara) eşitimizmiş gibi davranmak, onlara kötülük etmek bir çeşit. Dengeleri şaşıyor, nirengi noktaları oynuyor, ne yapacaklarını, neye göre davranacaklarını bilemez hale geliyorlar.
Neden?
Bilirsiniz, "eğitim, herşeyin başı". Bizdeki dayaklı fırsat eşitliğine dayalı eğitim ise, yılanın başı.
İçinizde, parmak uçları bir araya getirilerek cetvelle dövülmeye, sıra dayağına çekilmeye hazır halde beklememiş ilkokul bitirmiş adem oğlu, havva kızı var mıdır?
İçinizde kulağı çekilen arkadaşının kulağının yırtalcağı korkusunu yaşamamış olan var mıdır?
Yoktur!
Demek ki, bizim dövülerek Pavlov refleksi kazanarak eğ-it-kalk tan geçirilmiş sıradan çocuklarımızın büyüdüklerinde de öğrenmek için almak mecburiyetinde oldukları gıda bellidir: Dayak!
Hiç olmadı, küfür, kalay, söylenme, soplanma, terslenme...
Saydıkça fenalık basıyor, hepimizin malumu, işte.

Genel durum bu.
Bizim evlerimizde, zaman zaman hafif sayılacak boyutta şiddet uygulansa da, esas itibarıyla, bu okuldaki şiddet tarzı geçerli değildir.
İşte evlerinde de Allahın günü, sistemsiz, üstelik bilinçsiz şiddete maruz kalan hatuncuklar, gün geliyor bize, erkek dunyamiza girer oluyorlar.
Hani kimyada ozmoz kuralı vardır; neydi, şimdi deyiveremiycem, hani iki cins sıvı geçirgen kaplar içinde yanayana konulduğunda özgül ağırlığı fazla olanından hafif olanına sıvı kaçar ya!
Hah işte, bizim bu kadınlarla maceralarımız bir tür ozmoz olayı.
İstemsiz yani.
Bir tür kimya kuralı gibi.

Farklı kalibredesin, yan yanasın, istemsiz akış halindesin.
Ne yazık ki, nüfuz edenin bizim yaşadığımız hayatın getirdiği kültür olması beklenirken, tersi oluyor.
Onlar, hayatlarının ölçüsüzlüğünü, düzen kural tanımazlığını, buna ihtiyaç duymazlığını bzim ince kurallarla bezenmiş hayatımızın içine sokuveriyorlar.
Böylece, yüce kalitemiz zaafa uğruyor.
Eve gelip de, koltuklarımızın alıştığımız düzenden farklı konulduğunu, tuvalet masasının üstündeki fırçanın eğri durduğunu, mutfaktaki bulaşık süzgecinin enine değil de boyuna olduğunu görür görmez, sinir krizi eşiğine geliveriyoruz.

Gelemez miyiz?
Haksız mıyız?
Bizim de sırtımızda otuz çeşit yük yok mu, hayattaki tasalarımızın henüz ifadesini bile bulamamış zorluklarının hıncını bir yerlerden çıkarmamız gerekmez mi, yoksa bize yazık olmaz mı?
Ay, neyse işte!

Ekmekcikız dedi ki...

Simoncuğum,
Diyorum ya, ikiyüzlülüğü bırakayım dedim, diye.
İçinde olduğum durum ile -katlanmak zorunda olduğum yani-, ideal olan farklı.
Hayatımıza onları katarken, bunları bilerek onları katmak demek, sonucuna da mutlaka tahammül etmemiz gereklidir demek değil.
Bir şeyler yapacağız mutlaka, sanırım daha çok onları kendimize benzetmek yönünde olacak bu çaba. Ya da tahammülsüzlük gösterip, çatışacağız.
İşte, bilemiyorum tam olarak...

Ekmekcikız dedi ki...

Eleştirel Bey,
İçimden geleni dır dır söylenerek yazdığım bir metnin, silah gibi olacağı hiç aklıma gelmezdi, doğrusu.
"Silah" gibi dedim, kapanın elinde, kime doğru yöneltilmişse, onu vuracakmış gibi oluşunun ilhamıyla.
Bu defa isterseniz, sizin erkek dediğiniz yerlere kadın, kadın dediğiniz yere erkek yazalım.
Ne dersiniz?
Yok yok, bence bu işin sonu yok.
En iyisi, "kadın erkek eşit değildir ki", deyip konuyu başka bir tarafa yönlendireyim.

Elestirel Gunluk dedi ki...

Sevgili Ekmekcikiz eger bir mantik kapanin elinde kime dogrultulmussa silah oluyorsa bir seyler yanlis demektir. Ve benim amacim da sizin hizmetciye yonelik mantiginizin yalnisligini vurgulamakti. Sizin farkli egitim ve sosyal statuye sahip oluslariniz digeri uzerinde boylesi yargilarda bulunmanizi sizi digerinden ustun olmanizi zorunlu kilmadigini gostermek icindi. Bu erkek olmaz da mesela sizin patronunuz ya da mudurunuzun ayni seyleri size soyleme hakkinin olmadigi gibi.

Yani yasamin farkli alanalarinda o insandan farkli olusunuz sizin onunkinden daha iyi oldugunu gerektirmiyor. Yok bunlar dayak ve siddeten gecmislermis de yok bunlar bizim evimize gelmislermis de yakismiyor hic bir insana. Size de yakismiyor. Siz de pek ala o asagiladiginiz (cunku siz farkliymissiniz) kisi konumuna sokulabilirsiniz sizden bir gomlek daha ustte olan baska biri tarafindan... Ve bu da adil olmaz. Bu da yanlis olur... Umarim anlatabildim...

Mum Boya dedi ki...

osmoz'u yanlis hatirlamissiniz, osmoz, suyun hareketidir, daha yogun oldugu yerden daha az yogun oldugu yere gider. yani yogunlugu az olan sividan, yogunlugu cok olan siviya su gecisi olur.
sizin bahsettiginiz difuzyon, maddelerin cok olduklari yerden az olduklari yere gecisi.

temizlikci hanimin yaptigi duzensizliklere verdigini ornekler bana pek o kadar da kiyameti koparacak seyler gibi gelmedi. belki yazmadiklariniz daha buyuktur belki siz abartiyorsunuz, dert yoklugunda insan kendine dert ararmis.

Ekmekcikız dedi ki...

Eleştirel Bey,

Peki, şöyle diyeyim o zaman:

Karşılıklı davranışlar ve tutumlarla ilgili olarak ciddi sosyolojik incelemeler yapılabilecek bir konuda, bir çalışan kadının (örnekte bu kişi ben ekmekcikiz'ım) ev işlerini parasını ödeyerek yaptırırken karşılaşabilecekleri ve o an hissettikleriyle ilgili olarak, siniri zıplamış halde, günlüğüne yazdığı bir yazıyı okudunuz.

Ekmekcikız, daha yazısına başlık atarken, karşılaşacağı eleştirilerin bilincinde olarak, "....bir avuç sorunlu burjuva bozuntusu muyuz?" sorusunu soruyordu, zaten.

İkinci yorumunuz, ilkine göre daha paylayıcı bir ifade taşıyor ve "faklı olmak" kavramı üzerinde yağunlaşıyor.
İtiraf edeyim, "farklıyız" dedim diye onlardan üstünüm demişim sonucunu çıkarmanızı anlayamadım. Bu sonucu, iki cümle sonra geçen "eşit davranmak-davranmamak" çelişkisi üzerine çıkarmışsanız, kastımı aşan bir çıkarsama yapmış olduğunuzu düşüneceğim.

Yine de yanlış mantığımı bana göstermek için eşitlik/eşitsizlik üzerinden verdğinizi düşündüğüm kadın/erkek çelişkileri gibi bir uzlaşmazlık var burada da; çalışanla/işveren arasında olan ve hep olacak karşıtlık.

Bütün bu toplam içinde, bana yakışan davranışı göstermemiş olma, biraz amacını aşan bir eleştiri değil mi?

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Mum Boya,
Hoşgeldiniz!

Açıklamanız için teşekkür ederim, Ben kimyadan ikmale kalmış ve de zor bela 4,5 dan 5 le geçmiş bir öğrenci olarak, şüpheyle yaklaşmıştım, dediklerime o anda da...

Dert yokluğunda dert arayan bir insan değilimdir genellikle.
Haklısınız, verdiğim örnekler sinir krizi eşiğine gelme nedenleri olarak sayılamaz.
Buraya yaptığınız ziyaretiniz sıklaşırsa, belki, siz kendiniz doğru kararı verebilirsiniz, hakkımda.