Pazartesi, Mayıs 11, 2009

NERDEN BAŞLASAM, NASIL ANLATSAM?

İtiraf ediyorum.
En kolayı bu.
Hemen, doğrudan ve tüm sinir basması, kıskanma, tepe atması duygularını kahramanca göğüsleyerek.
Evet, burda yoktum; hem sanal olarak, hem fiziksel olarak.
İki günlüğüne uç uç böcek, kon kon kelebek oldum, yine.
Müze gezmek mi derseniz, ören yerlerine tırmanmak mı derseniz, yemekler yemek, derin sulardan geçmek mi, serin sular içmek mi dersiniz, o da yetmedi, tünel-kanyon geçişlerinde macera mı derseniz...

Yok hayır, o kadar uzun boylu değil; yurtdışı filan değil.
Memleketin güneyindeki denizin kıyısındaydım. Hep merak ettiğim, orada yaşayan tanıdıklarım olmasına rağmen bir kısmet olup göremediğim, çok ilginç bir kültür bölgesini ziyaret ettim.
Bu defa eteğimden çekiştirip "hadi" diyen Fü. hanım değildi, başka bir gezmesever, Bayan T. idi. Ben de sevgili fakülte arkadaşımı kırmadım, yola revan oldum ve iki gün boyunca kendimi başka bir dünyaya ışınlanmış hissettim.

Anlatacağım.
Sırasıyla; Seyhan, Asi, Antioch, Samandağ, Titus, Harbiye, Bakras, İskenderun, Adana, kebap, künefe, oruk, humus, sürke, zeytin, defne, zahter, nane, maydanoz...

Şimdi, önce işe gitmeliyim. Akşam, yorgunluktan bayılmamışsam bilgisayara fotoğraf yükleyip, yazmaya başlarım, yavaş yavaş.



Şu sıra, yeri Zeugma tarafından zorlanmakla birlikte, dünyanın "best of" mozaiklerinin bulunduğu müzeden bir parça ile, bu günlük veda ediyorum.

.

16 yorum:

şule dedi ki...

süper olmuş. ben de istiyorum aynısından :)

Ekmekcikız dedi ki...

Hıı, evet süper!
Evlatağacımın, sevgili arkadaşım tarafından çekilip armağan edilen anneler günü fotoğrafı, süper.
Di mi?
Teşekkür ediyorum, Şulecim.
:))

elektra dedi ki...

aaaaahhh, antakya... o kadar çok görmek istiyorum ki orayı. ne güzel, minik bir rehberim olacak sayende. bakarsın ben de bu rehber sayesinde gidiveririm:) hoşgeldin ve anneler günün kutlu olsun canım:)

endiseliperi dedi ki...

yahu ekmekçikız, balkondan dünyayı seyreden ben de yaşlanıyorum, dünyanın altını üstüne getiren sen de. bir haksızlık, adil olmayan bir şey yok mu bu durumda? var!

:)

ben de gideceğim belki yakınlarda oralara. hadi bakalım fazla geciktirmeden anlat, merakla bekliyorum.

sevgiler.

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
Umarım, işe yarar bir rehber verebilirim.
Ne var ki, rehbere filan bakma, ilk fırsatta gör oraları, derim.
"Hayal ettiğin kadar var!" diye iddialı bir laf edeyim, bir de.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Pericim,
Ne yaşı ne başı?
Bi kerre ben, gezdikçe gençleşiyorum. Balkondan çok uzun süre bakmışım, onu anlıyorum.
:))
İkincisi de, oralar memleketin sayılır, bana laf düşer mi hiç?
:)

zeynep dedi ki...

Ah Ekmekçikız'cım, ben oralarda doğdum yahu, Antakya'da. Nasıl heyecanladım okurken!

sumuklubocek dedi ki...

cok ozendim, ben de istiyorum iste :)

metin dedi ki...

Siz şimdi o güzelim Ermeni köyünü de gezip görmüşsünüzdür kesin!

neolitik hanım dedi ki...

ahh antakya, savoy otelin avlusundaki o caanım kahvaltılar (çeşit çeşit peynirler, taze incir reçeli), kaymaklı, dondurmalı mis gibi künefeler, humus, bol susamlı pideler... mozaikler, kiliseler, harbiye'de ham ipek fularlar, vakıflı'dan portakal şurupları...

2005'te gitmiştim, o zaman blog falan yok tabiy, ah olsaydı, ne malzeme çıkardı :)

haydi bir an önce yaz :)

Ekmekcikız dedi ki...

Antioch'lu Zeynep hanım!
:))
Ne güzelmiş memleketiniz, ne güzel!
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Sümüklüböceğim,
İnan çok zevkli bir yolculuk olur, hem de çoluk çocuk gidersiniz...
En yakında zamanda gidebilmeni dilerim.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Metin beycim,
Siz erdiniz! :)))
Nerden bildiniz, vakıflı köyüne bile gittiğimizi?
Evet gittik, valla.:)

Ekmekcikız dedi ki...

Ah, Neocum sen de gitmiş miydin?
:))
Bir ukalalık edeyim hem-man; otelin adı Savoy değil de Savon olmalı, orası eskiden sabun fabrikasıymuş da...
;)
Yer olmadığından, biz orada kalamadık, önünden geçtik sadece. Amma, bizim otel de iyiydi, hani.

Simon Templar dedi ki...

ehh yani. gezdiğiniz için değil ama burayı öyle siniri bozuk, sıkıntılı ve şikayetli bir yazıyla bırakıp bizi hala aynı olduğunuzu düşündürdüğünüz için. hem insan, böyle bir tatile çıkmak üzereyken 'bugünler biraz sıkıntılı, ama fıstık gibi tatil geliyor işte' modunda olmaz mıydı (geçen hafta)?
demek ki neymiş, bu blog işi insanı hep kontripiyede bırakabiliyormuş.

Ekmekcikız dedi ki...

Simoncuğum,
"Siniri bozuk, sıkıntılı ve şikayetli" olmaya devam ettiğimi düşünmen yüzünden sıkıntı verdiğim için, kusuruma bakma.
Tatil filan umrumda değildi, geçen hafta sahiden bunaldım, yoruldum, sıkıldım.
Hafta sonu gezisi olacağı için hiç öyle uzun boylu bir mood değişikliği yapacak halim de niyetim de yoktu. Ne zaman ki uçağa bindim, işte o zaman kendime geldim, o ana dek koşturmam devam etmişti.
Yani, ne sizi ne kendimi kandırmış değilim; kalp krizine ramak kalmışken, ani bir oksijen çadırına giriş yaptım, sadece.
(Tamam, kabul bu biraz abartılı oldu!)
:)))