Pazartesi, Temmuz 06, 2009

SENİ O KADAR UZUN ZAMANDIR SEVMİŞTİM Kİ, ASLA UNUTMAYACAĞIM!

Film biterken, "bu filmi asla yazamam" diye düşünüyordum, "asla!"

"Il y a longtemps que je t'aime" diyordu piyanoda çalınan ezginin sözleri.
"Seni o kadar uzun zamandır sevmiştim ki,
Seni asla unutmayacağım!"

Bu sözleri kim, kim için söylemiş olabilir?
Bu derin, yakıcı, aşktan aşkın sözler kimin ağzından dökülüyor?

Yazamam bu filmi.
Bu filmi, sadece onu seyretmiş olanla konuşabilirim.
Anlatamam size, bu filmi.
Konusunu anlatamam, çünkü. Karmaşık filan olduğundan değil. Tam aksine sakince akan, hiç telaşı olmayan bir film. Dümdüz ilerliyor.

Ama işte! Okuyorsunuz yazdıklarımı.
Nasıl oldu bu?
Ahh! Anlatamam, görmelisiniz.




Filmin yönetmeni, aynı zamanda senaryosunun ve uyarlandığı romanın yazarı, bir edebiyat profesörü: Philippe Claudel.

BAFTA (British film Awards)'da İngilizce olmayan en iyi film, Fransız ödülleri César'da en iyi ilk film, Berlin Film festivalinde kiliseler birliği ödülü, en iyi senaryo ve en iyi kadın oyuncu adaylıkları vs. derken değeri bilinmiş ve hakkı verilmiş bir film olmuş. Bizim memlekete gelişi, bizi buluşu biraz uzun sürmüş, yalnızca.

Filmdeki ana karakter Juliette, çok iyi işlenmiş ve oynanmış. Ancak, sadece o değil, iyi çizilen. Diğer karakterlerin hepsi, aynı derecede başarılılar: Kızkardeşi, onun kocası, evlatlık edindikleri Vietnam'lı çocuklar, kocanın babası, kardeş ve kocanın arkadaşları, tahliye gözetim görevli polis...

Juliette onbeş sene hapiste kaldıktan sonra kardeşinin evinde yaşamaya başlıyor. Hapishane dışındaki hayatla bağlantı kurma uğraşında. İş arıyor. Sessiz. Konuşmuyor. Sadece yürüyor. Neden hapise girdiğini bilmiyoruz. Annesinin babasının onunla neden hiç konuşmadığını, kızkardeşinin neden onbeş sene onu aramadığını.
Juliett'i kardeşiyle birlikte, onun ablasını hatırlaması sürecinde tanıyoruz. Aile ilişkileri, güven, çocuklar, hapistekiler, hastaneler, ölüm, yaşlılık teker teker bu tanıma-hatırlama faaliyetinin parçası oluyor.

Ve bir gün Juliette diyor ki, "en çok sevdiği ölen insanın hayatı, hapishanedir zaten".

Biz dışarda olanlar, kafamızı kaldırdığımızda baktığımız gökyüzü sınırlandırılmamış olanlar bunu bilemiyoruz ki, bilemeyiz ki!

Beyazperde'de filmin kritiğini yaparken Ayşegül Kesirli aynen şöyle yazmış:

Son derece yoğun, sarsıcı ve düşündürücü bir film olarak tanımlayabileceğimiz “Seni O Kadar Çok Sevdim Ki” sessiz ve derinden ilerleyen dramatik filmlerden hoşlananların beğenisini kazanacak nitelikli bir yapım. Kaçırmamakta fayda var.

Yüreğiniz dayansın ve kaçırmayın, öyleyse. Sonra, sizi yine yüreğiniz teselli edecek. Hayatta bir kardeşiniz olduğuna, çocuğunuza, ebeveyninize, anılarınıza teşekkür edeceksiniz.


I've Loved You So Long /Il y a longtemps que je t'aime

.

6 yorum:

elektra dedi ki...

dün radikalde okudum uğur vardan'ın yazısını ve listeme aldım. o da çok övgü dolu bir yazı yazmış.

neslihan dedi ki...

çok şey okudum bu film hakkında, buraya gelir umarım ,izleme şansım olur.sevgilerimle...

şule dedi ki...

cok etkileyiciydi gercekten de. iyi ki yazmissin bloga. hemen gidip gordum. anlatilasi bir film degil ama.izlenmeli mutlak...

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracığım,
Al listene, gör ve sen dene yazmayı. Bakalım, belki sen başarırsın.
Kesinlikle seyretmelisin.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Neslihncığım,
Film gelmese de DVD bir süre sonra gelir sanıyorum. Kolleksiyonluk olacak filmlerden, bu.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Konuşacağız filmi, değil mi?
:))