Pazar, Temmuz 19, 2009

YABAN KOYUNUNUN İZİNDE

"Tamam, pes artık" dedi arkadaşım, "ağzımla kuş tutsam senin şu entellektüel faaliyetlerine yetişemeyeceğim".
Yine ne oldu ki, dedim.
"Daha ne olsun, haftasonu programını sayarken 'kitap kulübü toplantısı' dedin", "yaz günü bile yapıyor musunuz, bunu?"
Evet, bu ay var; sonra Eylül sonu toplanırız herhalde, Ağustos'u atlarız dedim.
Kafasını sallamış olmalı, telefondaydık görmedim, "cık cık cık" dediğini duydum!

Ne var yani, canım?
Yazın kitap okumuyor muyuz?
Kriz mriz diye olsa gerek, pek tatile giden de yok, pekâlâ toplanacak kadar olduk, işte. Hem katılan herkes de görevini yapmış, kitabını okumuş, güzel bir toplantı oldu.




Bu ayki kitabımız, çağdaş Japon yazar, Haruki Murakami'nin bir kitabı: Yaban Koyununun İzinde.

Yazarımız, 1949 Kyoto doğumlu. Babası Budist bir din adamı. Kobe ve Tokyo'da yaşamış, üniversiteyi bitirmiş. On sene kadar Avrupa ve ABD'de yaşamış. Yazarı dünyaya tanıtan ve kendinden söz ettiren kitabı tam 16 dile çevrilmiş olan “İmkânsızın Şarkısı” (1987) olmuş. 1995’te yayımlanan “Zemberekkuşu'nun Güncesi” kitabı ile de ertesi yıl Yomiuri Edebiyat Ödülünü de kazanmış.
Haruki Murakami, günümüzde Amerikan kültürünün etkisi altında kaldığı ve aşırı Batıcı olduğu eleştirilerine maruz kalmaktadır. Fakat yine de Japonya’nın XX. yüzyıldaki en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilir. (Bilgi, Vikipedia'dan)

Kitaba gelince:
Yazar için yapılan Japonya'nın Paul Auster'ı tanımı başlangıçta biraz tırsmama neden oldu. Birincisi P. A'ı çok severim, ikincisi kategorileştirmeler tehlikelidir. Her iki bakımdan da hayal kırıklığı olabilirdi, olmadı.
Murakami, P.A. değil, fakat kendine özgü bir yazar. Üstelik, fikrimce Amerikan kültürünün etkisi altında değil, tersine globalleşen egemen kültürün Japon kültürü ve insanı üzerindeki bunaltıcı etkisini eleştirmekte.

Biliyor musunuz?
Japonya'ya koyun ve inek bir-iki yüzyıl öncesinde Asya'dan, Avustralya'dan gelmiştir. Bunun sonucu olarak, Japonlar, süt ürünlerini sindiremezler, onlar için üretilmiş farklı enzimler içeren süt olmadıkça hazımsızlık çekerler.
İşte, kitabımızın kahramanlarından biri olan bir cins yaban koyunu, Japonların bu kapalı ada toplumu olmaları ve bunun sonucunda yabancı kültürden etkilenmelerinin bir metaforu bence.
Düz okunduğunda, kitap, adeta bir polisiye gibi anlatılmış olmasına rağmen, alttan alta yürüttüğü düşünceye bakarak, hüzünlü bir egemen kültür isyanı olduğunu söyleyebiliriz.

Konuyu ve olayları anlatmak, meraklıların hevesini kaçırabilir.
Arzu eden için, burada biraz daha ayrıntı bulunabilir.

Kitap kulübümüzün gelecek toplantısı biraz daha uzun zaman sonra olacak, yaz nedeniyle.
Bu fırsattan istifade, Murakami'nin, "Zenberek Kuşunun Güncesi"ni de çıkarayım aradan, en iyisi.
.

6 yorum:

şule dedi ki...

imrenerek takip ediyoruz efendim faaliyetlerinizi. her zamanki gibi :)

BAYAN E. dedi ki...

Şule'ciğim, ben onun yıllardır imrenicisiyim :-))) öyle de güzel anlatır ki okumak, görmek kaçınılmaz oluverir :-)

zafer dedi ki...

aaa bu Che değil mi yaa ? :))Şaka diyorum..Kapitalizm onu da maymun etmişti.Che baskılı tişört, vesair ile iyi para kazandılardı.

Ekmekcikız dedi ki...

Aman Şuleciğim,
Bişey yaptığım yok, kitap okuyoruz, düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Hepsi o!
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Kadrolu İmrenicim!
:O)
Eh, siz de harika anlatırsınız hikayelerinizi. Hayranınızım, efendim.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Zafer Beyciğim,
Tanıştırayım efendim: Bu bir Avustralya koyunu imiş, ender bulunanlarından...
:))