Çarşamba, Ağustos 26, 2009

Haay-yaaaaaaatttt, bun-nu ned-den yap-pıyoosuuunnnn?

Ben demiyom!
Serdar Ortaç diyo!

Ben mi, neden mi yazdım?
Ee, doğru buyurmuş da o sebepten ötürü yazdım, yani.


Şimdi, şöyle ağaç altı bir hamakta elimde kitabımla uzanmış olsam,
Ağaçların yapraklarını hışırdatan, hafif bir esinti olsa,
Kitaptan otuz kırk sayfa okumuş olsam, o ara bir hafif uyku bastırsa da, on dakika kestirsem,

Öfff! Yazıp kendimi gaza getirmeyeyim, bari.
Bunların hiç birisinin olduğu yok.

Hayır, eksik söyledim. Sadece biri var; uyku bastırdı ve... o kadar işte!
Yok, yine eksik oldu.
Dışarda bir esinti var da, öyle hışır hşır yaprak kımıldattığı filan yok, basbayağı bildiğin rüzgâr esiyor. Öyle ki, pencereyi açınca masamdaki kağıtları dağıtıyor, kapatırsam da sıcak basıyor.
Al işte, önümde açık duran bir kitap da var, üstelik. Ne var ki, mecburiyetten açık bir şey aramam gerekiyor, keyif okuması için değil.

Demek ki neymiş?
Bir dilekte bulunurken, ayrıntılı tanım yapacakmışsın.
Kitap, esinti, uyku basması...
Hepsi tamam da mekan yanlış, mekan!


Dönelim Serdar Ortaç'a.
Hayat bunu kazaen yapıyor, anlaşılan.
Sen istemeyi bilmedikten sonra, hayat ne yapsın, Serdar Ortaç ne desin?



Hamak şeysi buradan.
.

10 yorum:

Ebru dedi ki...

Ceviz ağacı ilginçtir gölgesinde uyumak için değil mi ağırlaştırdıkça ağırlaştırır.

Elestirel Gunluk dedi ki...

Hamak benim basimi dondurur...:-)

Gamlı Baykuş dedi ki...

Ne güzel yazmışsın sevgili ekmekçikız!!!! Hamağı geçtim, deniz kenarındaki rahatsız plastik şezlonglarda bile uzanmak vardı. Bu yazdan hiçbir şey anlamadım, doyasıya denize giremedikten sonra ne yapayım ben yazı. Acaba diyorum, ortaklaşa loto,toto,piyango oynasak hatta ve hatta geçici bir süre İtalyan vatandaşlığına geçsek şu meşhur loto talihlisi belli oluncaya kadar. Ortaklaşa bir sürü para kazanır, altı ay deniz kenarında yaşar, dileyen kışlık bir mekana geçer, dileyen hep yazlık yerlerde yaşar. Ne güzel dünya kazan biz kepçe gezer dururuz.

şule dedi ki...

yazlıktayım ama anam tadilata karar verdi. ev toz duman içinde. aklın kalmasın yani :)

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucuğum,
Ağaç kocaman olacak, yakında sesi duyulan bir su olacak, sonra sen ister uyu, ister yaprakların arasından süzülen güneşle göz kırpma oyna.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Eleştirel Beyciğim,
:))
Komiksiniz, inanın.
Düşersiniz de siz şimdi onun üstünden!...
:P

Ekmekcikız dedi ki...

Şen Kuşum,
Şu İtalyan vatandaşlığına geçme işini ben de düşündüm, inan.
Gerçi, piyangonun cezberesine kapılmış çatlak İtalyanlardan bize bir şey kalır mı şüpheliyim ya, olsun, yine de bir fon oluşturup ortak bilet almak hiç fena fikir değil.
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Derhal kaç oradan!
Ne işin var tadilatta; sabotaj kokusu alıyorum bu işte.
Bak biz burad serin serin oturuyoruz, gel adaya gidelim.
:))

thesaint dedi ki...

dilekte bulunurken tanımın çok ayrıntılı ve doğru yapılması gerektiği üzerine çok şeker bir ingiliz filmi var, dudley moore'u meşhur eden bedazzled. şeytan'dan hep yanlış şeyler isteyen çekingen adamdı dudley moore. yeniden de çevrilmişti hatta, duymuşsunuzdur belki, şeytanı elizabeth hurley oynuyordu.
neyse, oradan öğrenmiştim ki birşey dilerken aman dikkat.

Ekmekcikız dedi ki...

Hatırladım, filmi.
Daha doğrusu yeni çevriminden söz edildiğini.
Film bir yana, sahiden dilekte bulunurken de, o bile değil, birisinden basit bir şey isterken de kelimeleri seçmekte ve ne amaçlandığında dikkatli olmak kesin gerekli.
Ne oluuur, ne olmazzz!
:)