Pazar, Eylül 27, 2009

EVDEN HAMAMA DİYE ÇIKIP BURSA'YA GİTTİK

Öyle derlermiş, eskiler.
Bir işi yapmak niyetiyle kalkışıp, sonunda bambaşka bir sonuca ulaşılması durumunu anlatmak için.
Ben eski kayınailenin büyüklerinden duymuştum. Tam da sözün hakkını verdik, bugün.

Başlangıçta niyetimiz Şulem ile buluşup, onun Roma yolculuğunu, benim yeni okuduğum kitaplarla ilgili son kafa ütülemelerimi karşılıklı, ilk ağızdan dinlemekti.
Sonra dedim ki, buluşmuşken Teyzen'in duyurduğu Nesin Vakfı'na yardım günü etkinliğine de gitsek mi? İkimiz de gezentiyiz ya, "oluuur!" deyiverdi Şule.
Güzel! Buluşma yeri, saati ayarlandı.
Öğlene doğru konuştuğumuzda, önce buluşma saatinde zorunlu bir kaydırma yaptık. Bağlı olarak buluşma yeri değişti. O arada sevinerek öğrendim ki, Şefo da bizimle geliyor.
Neyse, sonunda Kadıköy'den vapura binip ve Karaköy'e doğru açılmak nasip oldu.

Etkinlik, Karaköy'de Bankalar Caddesinde, eski Sümerbank binasında. Gezdik bakındık, Teyzen'i ve defterlerini göremedik. Aradım ve oraya gelmek üzere yolda olduğunu öğrendim. (Sonradan öğrendim, meğer, defterler daha sabahın erinden satılmış da o nedenle görememişiz.)
Ne yapalım?
"Sultanahmet' gidelim", "Bienal'e de gidebiliriz" önerilerim "haa, evet olabilir", "ya yaa, iyi olur", "orası da şimdi kalabalıktır" ifadeleriyle gönülden destek buldu! Tam o anda, "Hamdi'de kebap yiyelim" buyurdu Şulem.
Ehh! Saat öğleni geçti, karnımız acıktı.
Bu harika fikir oybirliğiyle kabul edildi. Galata köprüsünü Karaköy'den Eminönü'ne yürüyerek, balık tutanları, Yenicami'yi seyrederek geçtik.
Hamdi'nin terasında oturup, Galata kulesine, karşı kıyıya, güzelim İstanbul'a seyir bakarak yemeğimizi yedik.
Yemekten sonraki hedefimiz Mısır Çarşısı'ydı.
Daha kapısından girer girmez yaban mersini, cevizli sucuk türü ev-eksiklerini giderme zorunluluğuyla karşılaştık! Bir kaç adım attık, aktarlardaki kokular sardı sarmaladı.
Biraz daha gittik, rengârenk peştemallar, paşminalar yolumuza çıktı.
Derken, dışarlak bir vitrindeki kahve fincanlarına bakar vaziyette bulduk kendimizi.

Şefo, "bak, arkadaşımın bana hediye ettiği fincan, bu" dedi, kardeşine.
O sırada vitrinin diğer tarafındaki satıcı, "mesleğiniz nedir?" dedi.
Ben, -sanırım- tek kaşımı kaldırıp, "aman ne laubali satıcılar oluyor" diye senaryo yazmaya başladım.
O arada Şefo ve Şule cevap verdiler, ben geride ve tetikte durmaya devam ettim.
"Buyurmaz mısınız, içerde fincanların özelliklerini anlatayım" dedi, kır saçlı adam.
"İyi ya, dinleyelim biraz" edasıyla içeri yöneldik.

Yaklaşık bir saat sonra o küçük dükkandan ağzımız kulaklarımızda ayrılacağımızı o anda bilmiyorduk, tabiyatıylen...
Daha o sabah misafirlerime kahve yaparken aklımdan geçen, "şöyle güzel bir fincan takımı alsam, bunlar misafir için pek sıradan" düşüncesinin, dilek olup kabul göreceğini de bilmiyorduk.
Şule'nin taa iki ay önce "şöyle bir kahve fincanı istiyorum" diye eliyle biçimini göstereceği türde fincanı bulacağını da bilmiyorduk.
Az önce "kahveyi çok seviyorum" diyen Şefo'ya "içseydik yaa?" dememizin üzerinden on dakika geçmeden, onun arzusunun yerine geleceğini de bilmiyorduk.

Öğrendik!
Hepsini sırayla, usuletle ve sükûnetle öğrendik.

Meğer, benim sıradan bir tezgahtar olduğunu düşündüğüm kişi, büyük bir zerafet, içtenlikle Osmanlı'nın kahve kültürünü, porselen fincanları, tepsileri ve tüm ritüeliyle yaşatmaya kendisini adamış birisiymiş.
Meğer, Şule ve ben fincanlarımıza, Şefo kahve içme dileğine kavuşacakmışız.

Kahve ne zaman, nasıl içilir, hangi tepside sunulur, yanında ne ikram edilir, fincanların tarihçesi nasıldır, hangi tarihte nasıl bir etkiyle biçimleri değişiklik göstermiştir?
Uğur bey hepsini anlattı, işini seven insan olduğunu gösterircesine, gözlerinde ışıklarla.


Dönüşte vapurda üçümüz de şükrettik; bu güzel şehre, bu beklenmedik güne, işini böyle seven insanlara, sesimizi duyan hayata...


İşte o güzel fincanlardan birkaçı...

.

21 yorum:

şule dedi ki...

yürekten istersek oluyor, bir kez daha görmüş olduk :)

elektra dedi ki...

sizi gidi secretçılar sizi:)
kahve fincanlarınız böyle rengarenk mi? e ne güzel:))

Ebru dedi ki...

Çok sevimli görünüyor cidden. Bu arada enerjine de hayran oldum tu tu maşallah diyeyeim:)

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
İyi diyorsun yürekten istemek konusunda da, hani nasıl olup da hepsi, herşey biraraya geliyor, yine de anlayamıyorum.
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
He valla! Adımız iyiden iyiye secretçıya çıktı, di mi?
:P
Hayır diil, yani fincanlar rengarenk diil.
Şule'ninkiler sade, üstünde tuğra var, benimkiler hiçbişeysiz, dümdüz!
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucuğum,
Enerjik olmasına enerjiğim de, sen bunu bu yazıdan nasıl anladın, ben çıkaramadım, inan.
O kadar mı, hiperaktif bir görüntüm var, yahu?
:))

teyzenteyfik dedi ki...

pek hos bir gun gecirmissiniz sanirim.
cok guzelmis fincanlar!
afiyetle kullanin..:)

zapere dedi ki...

Bursanın Ufak Tefek Taşları
Keman Olmuş O Yarimin Kaşları
Bir Omuzdan Bir Omuza Saçları

Al Beni Esmer Güzeli
Yarimle Kol Kola Gezmeli

HAMAMIN Üçtür Kurnası
İçinde Üç Kız Yunası
Üç Kızdan Biri Benim Olası

Meşeli Dağları Meşeli
Hamamı Mermer Döşeli
Kül Oldum Ben Bu Aşka Düşeli

Türkü-Anonim
.................... :)))))

Ekmekcikız dedi ki...

Teyzenciğim,
Bütün bu zincirin ilk halkası sensin. Sayende başladı, tepkime!... :)))
Keşke, sen de bizle olsaydın! Fincan-kahve öykümüz senin tasarımcı gözlemimle daha farklı bir boyut kazanabilirdi.
Olsun!
Yine gideriz.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Zafer Bey!
:)))
Çok hoşsunuz!
Akşam akşam, nereden buldunuz konu mankeni türküleri, Allahaşkına?
:P

miso dedi ki...

Ne güzel bir gün olmuş. Çok özendim :))

teyzenteyfik dedi ki...

Aslinda benim de boyle fincanlarda gozum vardi, keske ilk halka olan ben daha ilk bastan zincirden kopmus olmasaymisim...:) Simdi sabah kahvesini bunlarda mi iciyor olurdum? :)

Ekmekcikız dedi ki...

Misocuğum,
Eski memeleketini özlediğinde gelirsin nasılsa, gider gezeriz birlikte.
Olur mu?
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Teyzencim,
Bi vapura bakar, karşıya geçmek.
Gideriz, görürüz, istersek alırız...
:)))

Ebru dedi ki...

Evet anlaşılıyor sayıyorsun ya gittiğin yerleri yaptıklarını o dediklerini 1 güne hayatta sığdıramam. Sığarsa da 2 gün mola veririm kesin:)

sefika dedi ki...

Ekmekçikız bloğunun gizli hayranı ,Şulenin ablası,kahve aşkıyla Sevin'i gülme krizine sokan,o gün çok güzel bi gün geçiren,yazıda adı geçen ben yani Şefo ortaya çıkıp 2 satır yazayım istedim.Gerçekten çok güzel bi gündü!Fincanlarınızı güle güle kullanın.Bana gelin tek olan kıymetli fincanımı kur'a ya sokar,kalanlara normal fincanla kahve yaparım.Bol keyifli kahvelere....

şule dedi ki...

vay şefom arzı endam etmiş sonunda :)

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucuğum,
Aklıma öyle zamanları getirdin ki, öylesine durduğum, durduğum durduğum...
Bakma sen bu hallerime, kısacası. :))
Anlatırım bir gün.

Ekmekcikız dedi ki...

Şefocum,
Senin nadide tek fincanınla da içeceğiz, bizim farklı çift ve takımla da...
Sırayla!
Ne demişler, sohbet (ve ekleyeyim ki, dostluk) gelmiş cihane, kahve bahane.
:)))

Elif dedi ki...

Ay ne guzeller! Ben de isteriiiim! Kahve icemem, biliyorsun, ama icine sicak cikolata koyarim ben de! Veya mocha. Uffff.... Cok guzeller! Mutlaka ulasmaliyim!

www.elifsavas.com/blog

Ekmekcikız dedi ki...

Tamamdır Elifciğim,
Gelecek yaz buluşmamızı Tarihi Yarımada'da yapıyoruz. :)))
Sadece o dükkan değil, başka neler var keşfedecek, bilsen!
:))