Çarşamba, Eylül 16, 2009

OKURKEN


"Günün birinde bir krala, armağan olarak iki şahin yavrusu sunulur. Kral, onları eğitmesi için bir şahin terbiyecisine verir.
Birkaç ay sonra usta terbiyeci krala, yavrulardan birinin kusursuz bir şekilde eğitildiğini, ancak diğerine ne olduğunu bir türlü anlayamadığını söyler. İkinci yavru saraya geldiği gün tünediği daldan hiç kıpırdamamıştır, öyle ki, yiyeceğini bile ayağına götürmek gerekmektedir.
Kral, saraya türlü çeşitli şarlatan, hekim, şifacı getirtir, fakat hiçbiri kuşu uçurmayı başaramaz. Görevi saray ahalisine verir, ancak durumda yine en ufak bir değişiklik olmaz. Kral, sarayın pencerelerinden kuşun devinimsizliğinin sürdüğünü görebilmektedir.
Son çare olarak tebaasına haber salar ve ertesi sabah şahin yavrusunun bahçede uçtuğunu hayretler içinde görür.

'Bu mucize kimin eseriyse, bulup getirin bana!' buyurur kral. Derhal, huzuruna bir köylüyü çıkarırlar.
Kral, 'Şahini uçuran sen misin? Nasıl yaptın? Büyücü müsün sen?' diye art arda sorarak anlamaya çalışır işin sırrını.
Hoşnutlukla korku arasında gidip gelen zavallı köylü durumu açıklar:
'Hiç zor olmadı Ekselansları, tünediği dalı kestim, yalnızca. Yavru da kanatları olduğunu fark edip uçmaya başladı.' "

.

2 yorum:

zapere dedi ki...

Bir adet çiçek ,bir salkım üzüm ve bir mürekkep balığı kemiği resmi........ :)

.....Yıllar yıllar öncesi mürekkep balığı kemiğini(Marmara Kumsallarında eskiden çoktu)lise yıllarımda sahilden toplardık çünkü evde bir kanaryamız vardı.Kemik kuş kafesine mandalla asılırdı ki Çoşkun(kanaryamızın ismi) gagasını bilesin arada kemiği dıdıklarken kalsiyum alsın.Bu kemik gerçekten mürekkep balığına mı aittir bilmiyorum fakat biz öyle derdik.Şimdi kumsallar yosun,balık ölüleri(yavru yunuslar)pet şişe mezarlığına döndü.Medeniyetin tek dişi canavar olmasına da yetiyor görüyorunuz..Kumsala bu yıl 2 defa zorlamayla indim,ne eski kumsallardan eser var orada,ne iyot kokusu.Ve ne de eski deniz kızlarından eser kalmadı ki o delikanlılık heyecanı geçmişin dalgalarının çok derinlerinde artık !..

Ekmekcikız dedi ki...

Zafer Beyciğim,

Evet, ben de mürekkep balığı kemiği diye bilirim o nesneyi.
Ben ise, martılar tuz ihtiyacı için gagalarlar onu, diye bilirim. Gerçi, martı da kuş, Coşkun da, ama.. :))

Haa, söylemeliyim ki, o salkım üzüm değil, karabiber!
Fotğrafı yanlış fokuslamışım, o küçücük taneler iri iri çıkmış.
Mürekkep balığı kemiği ve karabiber salkımı biten yazın anısı, son yolculuktan, Ege'den...
:)