Cuma, Ekim 30, 2009

İSTANBUL, ÖĞLEDEN SONRA...

Böyle bir karışımın çikolata sayılabileceğini kim öngörmüştü acaba?
Küçük kız kendiliğinden düşünmüş olabilir miydi?
Yoksa, herşeyi bilebilen babasına mı sormuştu?
"Bunun içinde ne var baba?"
Ya da belki, babası bir şeyler anlatırken öylesine söylemişti de, meraklımızın aklında kalmıştı. Bir gün canı çok çikolata istediğinde ve henüz akşam olup baba dörtdörtleri getirmemişken "biz yapalım, o zaman" denmiş olabilir miydi, kardeşle birlikte?
"Dörtdört" kırmızı renkli bir karton kutunun içinden çıkan, kağıtla sarılı sekiz parça dikdörtgen çikolatanın adıydı.

"Dört sana, dört kardeşine!"
Akşam, -her akşam değil galiba, haftanın iki-üç akşamı olsa gerek- baba eve gelirken alırdı, kapı ağzında paket havada kapılır ve paylaşılırdı.

Karışım, ki adı çikolata yapmaktı, kakao, kesme şeker, bazen su, bazen sütten oluşurdu.
Dört beş tane kesme şeker, biraz su veya sütle gevşetilir, içine bir kaşık kakao tozu konur, küçücük bir kapta karıştırılır, boza kıvamlı bir bulamaç haline gelene dek, içine bir o malzemeden, bir diğerinden eklenir ve biraz katılaşsın diye buzluğa kaldırılırdı.
Çok geçmeden, "oldu mu bu?"nun cevabını almak için parmakla kontrol edilir, "olmamış daha" sonucu alınır, bu arada bir parmak çikolata yalanıverirdi. Böyle böyle, o nesne hiç donamadan, yalanıp yutulmuş olurdu.

Aradan kaç sene geçtiği o küçük kızın bile malumu değilken artık, başka bir küçük kızın da çikolata yapası tuttu. Şimdiki zamanda eskisi gibi yokluktan değil, biraz tat avcılığından, biraz meraktan, biraz "biz eskiden kendimize çikolata yapardık" hikayesinin cazibesinden...
Asri zaman çikolatasını yapmak kolay!
Kakao tozundan da yapsan, tablet çikolatayı eritsen de, yapılan iş, var olanı çeşnilendirmek bir çeşit. Sıcak suda erit, içine tereyağı ekle veya süt kreması, çok istiyorsan fındık, ceviz filan da eklenebilir, sonra kağıda dök ve soğut. Ohh, mis gibi tat işte!

Havanın iyiden iyiye soğuduğu, yağmur bulutlarının gökyüzünü erkenden kararttığı, hasret mi hüzün mü belirsiz duygunun göz kırpttığı bir öğleden sonraydı.
Daha fazla içerde duramadı kadın, caddeye çıktı.
Kitapçıya baktı, girmedi geçti. Muhallebici göz kırpttı ışıltılı vitriniyle. Çikolata soslu muhallebi söyledi. İlk kaşıkta hatırladı, o tadı. İşte! Çocukluğunun el yapımı çikolatasının lezzeti, bu!
Ne tuhaf, nasıl da umulmadık zamanlarda çıkıveriyor dip bucaktan sesler, tatlar, resimler...
Üstüne sade kahve söyledi, dışarda yağmur devam ediyordu ince ince.




Fotoğraf evde yapılacak eğlenceli şeyler anlatan adresten, bi bakın.
.

9 yorum:

hafif abi dedi ki...

Kendimi yalnızlık basmış halde bulduğumda, içimde sıkıntı çağıl çağıl çağıldadığında, kehndimi terkedilmiş ve öksüz hissettiğimde, hele bi de hava kapalı, bombok ise çikolata isteğiyle yanar tutuşur içim...

Ayyh, ayyh...

Ebru dedi ki...

Eskiden küçük plastik kaplarda çokokrem vardı hani yarısı boş çıkan küçük kaşığı vardı onun tadı ne güzeldi.
Ben galiba çikolata ile beslenebilme özelliğne sahibim bayılıyorum.

Yamak Aşçı dedi ki...

"... başka bir küçük kızın da çikolata yapası tuttu." O benim değil mi teyzecim:))

şule dedi ki...

ne güzel anlatmışsın yine...

zafer dedi ki...

Bir biçare kedicik veya köpecik ya da...gördüğünüzde yardımcı olacak bir numara 153..
Daha geniş bilgi için Zeynep Hanım'ın blog'unda yazdığı bilgilere bakınız..

http://www.sendul.blogspot.com/

...
..
.

Ekmekcikız dedi ki...

Hafif Abicim,
Hımm, çikolata dertlere devadır. Lezzettir. Eğlencelidir.
İyidir işte!
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucuğum,
O çokokremi hatırlıyorum, hatta "en tatlı sabahlar çokokremle başlar" diyen reklam cıngılı bile kulağımda. Gelgelelim, tadını pek hatırlamıyorum onun, çünki, aşışkan çikolata sevmem. Sert olacak ve de tercihen kakaosu olabildiğince çok.
Huysuzluk işte!
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Yamağım canım,
Sensin tabii ki!
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Merci!
:)))