Pazar, Ekim 18, 2009

SEBZELİ BÖREK GÜNÜ, YAĞMURUN SAÇ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ, "KARANLIKTAKİLER" VE ŞU ŞANS MESELESİ

Akşam komşum kapıyı tıkladı, bir tabak börek verdi. Pırasalıymış.
Odasında ders çalışan Çiçek kızıma seslendim, "Gamlı Baykuş Abla börek getirdi, ister misin?"
"Doydum anniii, daha yeni börek yedik" dedi. Merak ağır bastı bir yandan, "neliymiş?".
Pırasalı, dedim.
"Oooo, sebzeli börek günü oldu!"
Haklı, kizçocigim. Annesi de börek yaptı bugün.
Kadın pazılı diye girişti, yufka fazla geldi, iç malzemesi uyarladı elçabukluğu, pazılının yanısıra bir küçük tepsi patlıcanlı börek de pişti.
Pişmekle kalmadı, anneanne davet edildi, akşam yemeği olarak börek ve yoğurt yenildi, afiyetle.
Meğer, aynı anda vahşi batıda, pardon mutfak bitişik yan dairede, komşu pırasalı börek yaparmış.
Komşum tepsi böreği yapmış, ben yufkaları düz düz yerleştirmedim, herbirini dörde bölüp iç koyup, kıvırıp, gül börek yaptım.
Yağmurlu havadan olsa gerek bu börek çağrışımları.

Yağmurlu havadan gelen başka bir durum daha var.
İki gündür yağmayacak diye, nasılsa hemen gidip geleceğim diye, şemsiye ağırlık yapar diye çıkıveriyorum. Öyle olmuyor. Ya güneş bulutların arkasına kaçıveriyor, ya dönüşüm gecikiyor, ya ağırlık olmazmış meğer diye kafa sallanıyor ve ahmak ıslanıyor!
Yağmur suyu saça iyidir, gürleştirir, canlandırır derler bir de.
Bilemem, belki o sonuçlara da kavuşuluyordur yeterince zaman geçerse. Şimdilik olan şu, iki gündür kıvırcık saçla geziyorum. Demek ki, yağmurun saça etkileri faslına bunu da ekleyeceğiz, saçı kıvırcık, söz dinlemez hale getirir.

Dün akşamüstü sinema çıkışı başladı bu kıvırcık olma fasılları.
"Karanlıktakiler"e gitmiştik.
"Kızım kaç haftadır sinemaya gitmiyoruz, Filmekimi'ni de atladık, ayıp oluyor artık" deyince Bayan E., hak vermiştim, saatlerimizi ayarlayıp, öncesinde hava henüz hafif bulutluyken dışarda oturup, birer kahve içip, sinemanın yolunu tutmuştuk.
Filmi soranınız olursa diye, yazayım:
Arkadaşım filmi çok beğendi, etkilendi.
Ben filmi beğendim sayılır, etkilendim sayılır. Daha çok filmden değil, düşündürdüklerinden.
Bir kere hakkını teslim etmeli, Çağan Irmak anlatacağını iyi anlatıyor, akıcı, merak uyandırıcı, tekniği başarılı.
Bu filmdeki eksiklenme duygum, senaryodan kaynaklandı diye yorumluyorum.
Deli saraylı kadın, hafif saf oğlu, fırsatçı teyze, işyeri sahibi kadın, çalışanlar filan, hepsi illa filmi bir hikayeye bağlama zorunluluğu duyulmadan, daha doğrusu kadının deliliğinin sebebini açıklama öyküsü anlatılmadan gösterilse daha iyi olur muydu? Böyle ahkam kestim, bir yandan da ne anlatacaktı o zaman diye düşünmeden edemedim.
Bilemedim valla!
O zaman da biraz skeç havalı, askıda öylece kalır mıydı her gösterilen?...

İşte bunlar oldu.
Hıı, evet başka olanlar da oldu. Yer kalmadı ona, Şulem!
Yaa, evet, doğru. Şu "şans" meselesi var. Yazacaktım. "Diyeceğim var" buyurdum, araya parça alıp durmaktayım.
Ne vakit sıra gelecekse...


10 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Filmi beğendim ben de Ekmekçim ama inanır mısın bana da fazla geldi o deliliğin sebebinin anlatıldığı bölüm. Keşke muğlak bırakılsaydı diye düşünmedim desem yalan olur. ama beni asıl oyunculuklar etkiledi, hele de Erdem Akakçe'ninki.İyi oyuncularımız var ve iyi filmler yapılıyor son yıllarda diye düşünüyorum, hele de arkada 9 film izlenmiş bir Altın Portakal bırakınca.
Sevgiyle kal...

şule dedi ki...

şans meselesini beklemekteyim evet. hadi kuzum, elinizi çabuk tutunuz :)

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
Doğrusu, bizim sezon içinde denk düştükçe izleyebileceğimiz filmleri sen, kısa zamanda birarada izleyerek, güzel bir keyif yapmış oldun. :))

Filmdeki oyunculuklar başarılıydı, evet. Erdem Akakçe özellikle iyiydi.

Ekmekcikız dedi ki...

Yazacağım kuzum yazacağım da...
Elimi çabuk tutma konusunda biraz meselem var; hayat biraz hızlı mı bugünlerde, ben mi ağırım?
Bilemedim valla.
:))

BAYAN E. dedi ki...

Canımıniçi şu şans meselesi bölümünde ne anlatacaksın çok merak ettim :-))

zapere dedi ki...

Saçlarınız.... :))
.
İstanbul'un asit yağmurlarından kıvrım kıvrım kıvrılmış ağaç yapraklarına dönmüş zannımca.1970 yılları başlarında annem söylerdi yağmurun saf su olduğunu ve en azından durulamada kullanmanın saça yarar sağladığını.Çoook çok eskiden ki annem Bursa doğumlu fakat has Kasımpaşalıdır.Hani şu
Kasımpaşa'nın gerçek paşazadeler semti olduğu ve gerçek İstanbullu'ların ikâmet ettiği zamanlardan bahsediyorum.Ahşap evlerin iç avlularındaki kuyuların fazla kullanılmadığını(suyu sert olduğu için) ,merkep ve katırlarla su satan sakalardan(su satıcısı)alınan kaliteli yumuşak suların mutfak ve kilerlerdeki küplerde soğuk içme ve kullanma suyu olarak istiflendiği yıllarda anneciğim (16 yaşında oturduğunda yere değen o muhteşem saçlarını,bir resmi var o yıllara ait) korumak için yağmur suyu biriktirerek yıkadığını bize anlatırdı..Fakat devir 1970 lerin ortalarında hava kirliliği hat boyutlara vardığında (hatırlarsınız genzimizi ve burnumuzu temizlediğimizde çıkan kömür karası muhteviyatı)artık saç-baş korumasına geçmiş ve yağmurdan azıcık ıslandığındığımızda hemen soluğu olmayan suyun aktığı banyolarımızda bir çaydanlık altında saçlarımızı yıkar bulmuştuk..Doğal gaz havamızı temizledi teranalerine ne kadar inanıyorsunuz bilmiyorum fakat bu hökümet döneminde İstanbul havası-suyu ve de trafiğiyle(diğerlerini yer azlığından listelemeyeyim)o berbat yıllara nazire yapar durumda..Ve sizin yerinizde olsam hemen banyoya koşar o eski çaydanlığı raftan indirir,içinde bir dökümlük su ısıtır ve saçlarımı derhal kıvırcık salata görünümünden çıkartırdım.Kıvır kıvırlık görünüm itibariyle pek hoş olsa da sağlık itibariyle saçlar için İMDAAAAAAT ÇIĞLIĞI'dır.Ben taaaaa 1940 lardan eski nesillerden başlayarak 1970 lerdeki bizim kuşağımızın yaşadığı tecrübeleri de size hatırlatarak bu vahimmmm...........ah dilimde tüy bittiii :))


Not:Kuzum şu ADI/URL yorum tercihinizi neden kaldırdınız.Gogle açmaktan 'imanım' şarkısını söylemekten.Yani...kulaklarınız çınlıyorsa o benimdir !..Her yorum yazdıktan sonra google açınca yazdığım yazı siiniyor ve yeniden yeniden yorum yazıyorum size.Acıyın biraz bana Ekmekci hanımkızcığım !..:)
.
.

Ekmekcikız dedi ki...

Bayan E.ciğim,
Bilir miyim mirim, bilir miyim?
:P

Ekmekcikız dedi ki...

Zafer Bey,
Tatlı tatlı anlatmışsınız eskileri yine, ne güzel anılar. :))

İki diyeceğim var.
Birincisi, şu ayarları ben zorlaştırmıyorum inanın, sadece "adsız" yorumları kapatmıştım, madem zorluk oluyor, açtım onu.
İkincisi, saçım asitli yağmurdan kıvırcıklaşmadı, aslı kıvırcığa yakın dalgalıdır. Nem onu kıvırlaştırır.
Yine de, haklısınız; şimdiki yağmurlar yağmur değil, özellikle anneninizin biriktirdiği saf haliyle kıyaslanırsa...
:))

zafer dedi ki...

oh, adı/URL karşımda..Teşekkürler :)

Ekmekcikız dedi ki...

Nasıl oluyorsa, bendeki arayüz farklı gözüküyor.
Düzeldiğine sevindim.
:))