Pazar, Aralık 06, 2009

ANI İZİ

Yaz sonuydu.
Sağ kolumda, bileğimden dirseğime doğru yol alırken bileğe paralel duran incecik kırmızı bir çizik ilişti gözüme.
Hiç hatırlamadım.
Nasıl oluştuğunu hiç hatırlamadım.
Belki bir bitkinin sivri dalının kurumuş incecik ucu süründü, belki mutfakta çalışırken acul hareket ettiğim anlardan birine denk geldi, belki çamaşır askısını çabucacık açıp, o sırada çamaşır sepetini ayağımla öteye iterken kapının kenarındaki soymuk dokunuverdi.
Olmuş bir şey!
İki gün geçince o ince kırmızı çiziğin kahverengimsi bordo bir kabuğu oldu. İncecik, üstünde yerleştiği çizik gibi.
Kaç zaman geçti hatırlamıyorum. Kabuk altında ince beyaz bir iz bıraktı ve düştü. Durup durup o çiziği inceliyor değildim ki! Banyo yaparken düşmüştür bir ihtimal.
Şimdi olan şu; o incecik çizikten kalan açık renk iz genişledi. Yara iyileştikçe, ardında kalan iz yayılıyor. Mürekkep lekesi gibi...
De ki, hayatından uzaklaşanın silineceğini sandığın anılarının, giderek artan arayış, bulamayınca içten içe sızlayış haline dönüşmesi sanki.



.

6 yorum:

thesaint dedi ki...

son zamanlarda her hafta house izlemiş biri olarak balkonda çamaşır asarken üst kattan kloraklı su sıçramış, bu da deriden karaciğerinize nüfus etmiş, şimdi de karaciğerin alarmını o açık renkle veriyor olabilir diyorum.
bu durumda, theomodine alın, öğlen yemeğine dek birşeyiniz kalmaz.

(pardon, rol çaldım ve konuyu apalakasız bir yere getirdim, işte en sevmediğim yorum türü).

Ekmekcikız dedi ki...

Simoncum,
Harikasın!
Yorumuna bayıldım.:))
Alakasız mı? Olmayabilir valla...
Nerden belli?
:))

Adsız dedi ki...

bazen birisi ya da o biriyle yaşananlar, aynen bileğinizdeki o incecik çizik gibidir aslında; siz onun nasıl olup da oluverdiğini bilemediğiniz gibi, yara olup, kabuk bağlayacağına da ihtimal vermezsiniz; değil ki kaç zaman sonra (tıpkı kabuğun altından çıkan o genişçe bir alana yayılan iz gibi) bambaşka yerlerden karşınıza çıkabileceğine inanabilesiniz.

Ben fır dönüp dolaşıp bu yaranın izini buluyorum karşımda, şimdi diyeceksiniz ki 'o yarayla hesaplaşmadıkça hep çıkacak karşına'. Ne bileyim, belki de hesaplaşmaya korkuyorumdur.

Peki sadece arayışlardaki bulamayışlar mıdır acaba, bize sildirmeyen bu izleri? Hele sızı kısmı çok fena. Ne izini isterim, ne sızısını derim ama bişeyler durdurur beni işte çoğu zaman... Ben razıyım aslında onun orda iziyle hüküm sürmesine, yeter ki sızlamasın durup durup; bir de yeni olaylarda müdahaleci olmasın.

İçimden öyle isyan edesim, öyle asi olasım var ki; ama birşey durduruyor bi şekilde beni. Şayet korkum değilse beni durduran, kesin kez o yaranın onun değil, benim yüzümden olduğuna inanmamdandır. Ama o da değilse, şurası kesindir ki; ben o yarayı bile severim, şayet bir tek oysa ondan geriye kalan.

Bir de diyecek olsa size "tekrar hayatına girip o yaranın izini sileyim", sezgilerinizle bilirsiniz ki, aslında o incecik yarayı bile açabilecek gücü yoktur onun, sizdiniz o izi yapan, ama içten içe silinmesini de istemezsiniz bi şekilde...

Sanmayın ki melankoliğin tekiyim, valla billa değil, herşeyden neşe çıkarmasını da bilirim ama bu yara izi meselesi, işte başka bi şeydir...

arzu

Talisman dedi ki...

Mımmm yara iyileştikçe, izinin büyümesi..
Bana yaranın iyileşmesinin istenmediği durumları çağrıştırdı. Yarayı sevmek üstüne titremek gibi. İyileşmesi bazen de arzulanılan şey değildir.

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Adsızım, Arzum,

"sizdiniz o izi yapan, ama içten içe silinmesini de istemezsiniz bi şekilde..."

demişsin ya, insan izlerinin özeti bu aslında.
Fiziksel olarak ve kasten yapılanlar dışında, bütün izler biz istersek gözümüze görünüyorlar. İstemeyince, yok olup gidiyorlar.
Hepsi bu!
Öpüyorum seni, destekliyorum her çabanı.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Talisciğim,
Haklısın, iyileşmesini istemeyiz bazen, "zamanı gelmedi" diye düşündüğümüzden mi, yoksa bazen onu bile düşünmediğimizden mi?..

Sevgiler, sana.
:))