Perşembe, Ocak 14, 2010

KARAKANCALOS FIRTINASI

sokağa çıktım.
caddede bir sürü ses çalındı kulağıma. dur, bunları yazayım dedim.
döndüm geldim.
hiçbirini hatırlamıyorum.
öyle saçma laflardı ki, çoğu...
zaten saçma oluşları nedeniyle yazmayı düşünmüştüm.
laflar havada asılı kalı kalıveriyorlardı sanki. soğuktandır, diye geçirdim içimden.
sahiden, hava nasıl da soğuk!
kaç gündür hava sabah ıslak ve karanlık başlayıp öğlende ılınıveriyordu ya, yine öyle olacak sandım.
zibidi gibi değilse de hallice giyinmişim. vazgeçtim vitrin yalamaktan, kaçtım içeri.
kaça kaça nereye gittim dersiniz?
kuzey denizinin yazın bile üşüten, gri, ürkütücü bir görüntüsü vardır. bugünkü hava onu mu çağrıştırdı, nedir?
"kuzey denizi" isimli bir balıkçı açılmış. (bu değil adı, ben tercümesini yazdım.)
oralardakine benzer bir tat olur mu, diye deneyeyim dedim.
yok! olmuyor.
burada bizim memleketin balığı yenecek.
akşam çocuklara çinekop yapacaktım; bu tecrübenin üstüne iyi gider, valla!

bugün fırtına varmış: karakancalos fırtınası. ajandam (bu yerli ve cep olanı) öyle yazıyor.
karakancalos da kimmiş, kimlerdenmiş, hali vakti yerinde miymiş derseniz, ki diyebilmelisiniz, bakınız elektra'm
yazmış bir güzel!

işe dönüşte karşıdan karşıya geçerken fakülteden bir sınıf arkadaşımı gördüğümü sandım.
"hiç yaşlanmamış" diye geçiriyordum içimden. o an aklıma geldi, son sınıf toplantısında söylemişlerdi, "öldü" demişlerdi. hiç yaşlanmayacak artık, hiç.

geldim, oturdum, yazayım bari dedim.




Bi vıdı vıdı hali var yazıda di mi?
Ondan şikayet, buna söylenme, hüzünlü düşünceler...
Sonu iyi bitsin, hiç değilse. Size bir deniz feneri göstereyim, Kuzey Denizi'ndan.
Daha çok deniz feneri derseniz,
şurayı tıklayın ve yukardaki fotoğrafı aktardığım bloga bir bakın.
.

6 yorum:

fatma sancak dedi ki...

:)

hey ekmekçikız! ne tatlısın yaa... yarım saattir ekmek bölümündeyim, hangisini yapacağıma karar veremedim bir türlü, ve sen de böyle tatlı tatlı anlatmışsın, ekrana gülümserken bakmışım ya diyorum dudaklarım neden ağrıyor :)) e tabi bir de işten yeni gelinmiş, hemen buraya koşulup hangisi diye bakılıyor ekrana aç kedi gibi.

sana küçük bir anımı anlatayım. 7-8yaşlarındayım. doğu karadenizin kırsal bir köyündeyim. okulda teneffüs zili çalınca koşarak üç adımlık çarşıya hızla dağılan biraz yoksulluğun çocuklarıyız... ne yenilecek biliyor musun? şu vakfıkebir ekmeği var ya hani :) hah! yine bir tefeffüs saati. koşarak çıktım, siyah önlük kara lastik... kar yağıyor iri iri ama ağırca. burnuma değidiklerini hissediyorum üşüyerek. koşarak fırına giriyorum. işte o giriş anı çok önemlidir. yüzüne sımsıcak bir hava çarpar üstelik mis gibi ekmek kokan :) hem açlığın hem üşümen orada sona ermiştir. bir yığın çocuğun arasından sen de elindeki üç beş kuruşu uzatıp bir dilim bi dilim diye bağırırsın. kucaklasam ellerimi kavuşturamayacağım o iri ekmekleri fırıncı büyük bir telaşla kesmektedir. benim dilimim elime değdiğinde fırından yeni çıkmış ekmeğin sıcaklığını ve burnuma yayılan o ekşi maya kokusu... minik parçalar halinde koparıp yersin, kar yağıyordur ama önemi yok :) tabii o ekmek hergün yenilebilen bir öğlen molası yemeği değil de arada yenilebilen zifatettir. bu çok tatlı çocukluk anım ve o tombik ekmekler ekşi maya kokusunu duyurdu bana yeniden.

eve dönerken kulağıma çalan en saçma ses neydi biliyor musun? "dııııttth, düüüüttth, daaaaatth" bu sesler eşliğinde insan düşünemiyor bile :/

dönicim..

-sümbüklü böccük-

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Fatma,
Bu sefer de sümbüklü böccük olmuşsun! Ne güzel oynuyorsun bu isimle.
Ben de senin su değirmeni yazını okurken öyle seninki gibi bir gülümseme ile okudum.
Bak bunca zamandır ekmek yapıyorum, unla ilgili olarak bu kadar derin düşünmedim. Oysa, her şeyin başı o!
Bir de çocukluğunun değerli ekmeğine imrendim. Bir başka becerileri var o sizin memleketin fırıncılarının. İşin sırrını öğreten olsa, keşke...
:))

elektra dedi ki...

böyle tutkulu insanlara çok imreniyorum ben ya. adam sırf fener fotoları kartpostalları için blog yapıyor. bir ara bizden bir fener'i foftğraflayıp gönderlim, unutturma e mi?

Ekmekcikız dedi ki...

Olur gözlüklü hocam! Unutturmam!
:)))

Haklısın, ne kadar hoş bir blog olmuş sahiden de. Blog dediğin böyle olmalı dedirtiyor insana.
:)

fatma sancak dedi ki...

sevgili ekmekçikız :)

evet nihate bugün tarifi yapabildim, ancak fırsat bulabildim. büyük bir keyifle ve zevkle yaptığım "tuzlu kek" tarifin tüm yiyenler tarafından çok beğenilip tarifi kapış kapış edildi :) ikindi üzeri ismini andım, belki kulağın çınlamıştır ha? teşekkür ediyorum, şimdi sıra diğer tariflerden birinde. bu arada mısır unu bizim damak tadımıza çok uygundu. yeni tarifleri de kurcalamak isteriz :)

sevgimle kal lütfen..

-sübmüllük böcük-

Ekmekcikız dedi ki...

Sübmüllük böcük! :-))
Afiyet olsun!
Kulağım çınladı galiba...
:))