Salı, Ocak 19, 2010

KENDİLERİYLE SEVİYELİ BİR BERABERLİĞİMİZ VAR ŞU SIRALAR...

Aradım, sordum.
"Maalesef" dedi telefondaki ses.
Oysa red cevabıyla yılacak gibi değilim, ısrarlıyım. "Beş dakikaya gelir mi?"
"Kusura bakmayın, sanmıyorum" cevabını aldım bu defa, orta yaşlı nazik erkek sesinden.
Durumu olağan karşılayıp, telefonu kapatmadan önceki sözüm "pekâlâ, teşekkür ederim" oldu.
Geçen sene olsa, kavga çıkarırdım bu durumda, en azından söylenirdim.
Oysa şimdilerde, artık kendileriyle seviyeli bir beraberliğimiz olduğuna karar verdiğimden beri diyeyim, aldırmıyorum. Kanmıyorum ya, "öyle diyorsun madem, peki", diye geçiriyorum aklımdan.

O ses biliyor aslında; kendisinden talepte bulunduğum başka zamanlarda, "hay hay! hemen" demeyi de biliyor. Günün saatine göre, ne isteneceğini tahmin ediyor artık o da, az çok.
Zaman zaman şaşırtma verilecek gibi olsa, zaten bunca senelik hukuka dayanarak, taraflardan biri ipucu verecek bir sorucuk ekleyebiliyor konuşmaya. Böylece, bu defa farklı bir mesafe alınacağı anlaşılıyor ve ona göre tavır belirleniyor.
İşinin ehli olmak biraz böyle bir şey işte.
Bir başkası, geldim geliyorum deyip, az bekletmemişti, bir yerlere yetişememeye neden olması da cabası... Hımm evet, o zaman onu fena halde haşlamıştım. Zaten bir daha da aramamıştım, canı cehenneme!

"Peki, bu nezaketin sonu ne oluyor, beklenen gelmeyince ne yapıyorsun, derdine mi yanıyorsun" dediniz mi? Demiş olduğunuzu varsayıp, anlatayım:

Taksi durağını arayıp, sabah trafiğinde kısa mesafeye gidecek taksi bulamayınca, hızlı bir yürüyüşle beş-altı dakikada ana yolla bağlantısı olan caddeye çıkıp, oradan boş geçen bir taksiye atlıyorum.
O kadar!
Ne bekle, ne beklet, ne durak idarecisini red cevabı veriyor diye söylenip zora sok, ne de taksi var da neden göndermiyorlar diye kendi kendine öfkelen!
Taksi bolsa geliyor, yoksa yürünüyor.

Budur, seviyeli beraberliğimizin formülü!
Yaşayıp duruyoruz.

.

21 yorum:

liladreams dedi ki...

annem hep der; 'kendi isini kendin yap kizim'. ne bekle, ne beklet, ne uzul, ne uz.

en guzelini yapmissin : )

guguk kuşu dedi ki...

Bu kısa mesafe taksi konusu ile ilk kez istanbulda karşılaşmıştım. gecenin biryarısı uçaktan inmişim yeşilköy hava alanından ataköy birinci kısıma gideceğim. kimse almak istemiyor ve tabi ben buna alışık olmadığım için şaşkınım, neyse biri aldı ama yanlışlıkla aldığını farkettiği anda beni alakasız biryerde indirdi. gecenin bir yarısı ben küçüklüğmden kalma hatıralarıma dayanarak teyzemin evini buldum, elimde inanılmaz ağırlıkta bavullar.....
eee büyük şehir demek buymuş dedim içimden, küçük şehirime dönemnin mutluluğunun yanı sıra.
adama hak verdim, bütün gece sıranın kendisine gelmesini bekledikten sonra, bahtına ataköy 1.kısımın düşmüş olması da onun için hiç eğlenceli değildi herhalde.

şule dedi ki...

alem hatunsun, ne diyeyim :)

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Liladreams,
"Kendi işini kendin yap" iyi bir önerme.
Ne var ki, şu koca şehirde yaşarken, başkalarının desteğine, hizmetine muhtacız. Gel gör ki, iş yapılırken sadece kişisel çıkarların kollanması, mesela burada olduğu gibi kısa mesafe diye müşterinin kışkışlanması toplumsal yaşam bakımından uygun bir davranış değil de, burası Türkiye, ne yazık ki kuralsızlık kural!...

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Guguk Kuşu,
Havaalanı taksilerine gelinceee!...
Onlar bambaşka bir fenomen! Özellikle de Yeşilköy'de...
Tamam, öyle bir sıra bekleme halinin ardından yakın yere gidip tekrar sıraya girmek çok eğlenceli olmasa gerek, ama kardeşim dünyanın bütün büyük şehirlerinde havaalanı ve onların kapısında taksi durakları vardır. Bu bizimkiler bu işin şahı, şeyhi! Öff!

Ekmekcikız dedi ki...

Şulem,
Alemim bittabii, ne olacaktım?
:)))
Taksicilere ve duraklarına karşı geliştirdiğim seviyeli duygularımla oynamayınız lütfen!
Hem ben, o küçük hızlı kaçan araba ve şahane müzikleriyle değil, kamu araçlar ve zorunlu olarak da taksi ile bu şehri fethediyorum, kulağımda da ipodum...
Değmeyin keyfime.
:)

Ebru dedi ki...

Taksicilerle yakın mesafe olayı benim de başıma gelen sıkıntılardan biridir. Hani işimizi yaparken "bu da ufak iş canım alamam, yapamam" diyemememiz kadar doğallaştırıyorum amma ve lakim onlar doğal kavrayamıyor hakikaten sen de alemsin:)

elektra dedi ki...

hımmm, anladım ben bunu:)

sürüden ayrılan koyun dedi ki...

taksilerin müşteri seçme olayına acayip kıl kaptığım için birisiyle kanka muhabbetine girdim. bizim seviyesini belirleyemediğimiz dostluğumuzda ise nerede olursam (uzun - kısa mesafe) olayım onunla cep telefonundan iletişime geçmek oluyor.

Simon Templar dedi ki...

elektra'nım anladım ben bunu dediğine göre anlamadım ben bunu. yalnız, taksicilerin mesafeye göre yolcu seçmeleri hakları yok, diyecektim. istanbul'da beyaz masaya şikayet edilebilirmiş, 153 nolu telefondan. (bizim güzel şehrimizde öyle olaylar olmuyor da o yüzden bir tek soysuz istanbul için yazdım).

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucuğum,
Bu yazıyı yazmadan bir kaç saat önce, aynı sahne oynandı.
"Taksi var mı?"
"Maalesef efendim!"
Oysa bal gibi var, çıktım yola caddeye yürüyorum, taksi hiç kalmamış durağın ardarda iki aracı geçiverdi yanımdan. Hani bile bile lades!
E ben bu adamlara mecburum, küssem, uzak yer için taksi istediğimde ya da elimde eşya olduğunda yine caddeye yürümek bela. Ne yapacaksın?
eğri düzenin eğretilemeleri bunlar...

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracım, canım,
Bak sen anladın diye Simon'un aklı karışmış.
Hadi yap bir güzellik de anlat, bi yol...
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Koyun Bey,
İşte siz de kendi "seviyeli" yönteminizi geliştirmişsiniz, çözüm olarak.
Asıl kıl olunacak olay, hepimize böyle bireysel çözümler üretme dayatılması...
Kural mural hak getire...

Ekmekcikız dedi ki...

Simoncuğum,
Anlamışsın sen onu, merak etme, Elektra ayrıca anlatır bize...:))
Sizin güzel şehrinizde olmayıp, bizim soysuz şehrimizde olan herşey, seni oraya bağlayan, sanırım.
Burada istediğin yere şikayet et, istediğini. Zafer, bir seferlik, sadece. Sonra yine aynı bela devam ediyor. Biz de böyle kaçış yollarıyla, idare ediyoruz.
:)

elektra dedi ki...

şimdi efendim, ben bu güzel yazıı şurasına takıldım, "Taksi bolsa geliyor, yoksa yürünüyor." aldım bundan yıldız yaptım, ündelik hayatın pek çok yönüne saçtım. misal, "buzdolabında malzeme bolsa ziyafet çekiliyor , yoksa yoğurt ekmek yeniyor.", misal "para çoksa hovardaca harcanıyor, yoksa popo kırılıp evde oturulunuyor." falan... daha varrr, var da yeter:)

sonuç cümlesi her misalin sonuna uyabilecek esneklikte zaten."Budur, seviyeli beraberliğimizin formülü!
Yaşayıp duruyoruz." işte budur anladığım:) yoksa ne o öyle güzelim kentimizi soysuz falan ilan etmeler:P

Ekmekcikız dedi ki...

Di mi, ama?
:)))
Hem ben anlamadım zaten, benim bildiğim Simon da severdi bu Şehr-i Stanbol'u...
Sevmez miydi?

Simon Templar dedi ki...

şehr-i stanbol, şehr-i harabe, şehr-i garabet, şehr-i felaket.

severdim, ama son gelişlerde gördüğüm, sevmediğim tarafları katlanmış, 5 yıl öncesine göre mesela. siz içinde net farketmiyorsunuzdur gelişimi (hep görünce çocuğun boy uzamasını farketmemek gibi).

ya da kedi uzanamadığı ciğere ... durumu da diyebilirsiniz:)

Ekmekcikız dedi ki...

Hımm, ben anladım onu!
İkinci seçeneği işaretliyorum.
:))

Aslında haklısın Simon. Uzun aralarla gelince büyük şehirlere (benim için Ankara öyle olur, mesela) hızlı değişim, o farkedilmeyen boy uzaması insanı serseme çeviriyor.
Yine de büyülü bu şehir, vazgeçmenin imkanı yok!

elektra dedi ki...

simon, sen geleceksin bu şehre, bak görürsün:)

Adsız dedi ki...

he he he!!!! Cok komik olmus bu yazi!!!!! :o))))

www.elifsavas.com/blog

Ekmekcikız dedi ki...

Elifciğim, Üstadem!
:)))
Demek beğendin?
Düşünüyorum da, günlük sıkıntıların ağırlığını azaltmanın tek yolu, onları eğlenceli hale getirmek...
:)