Cuma, Nisan 02, 2010

AKAN ZAMAN DURAN ZAMAN "ZAMANE"

Bir seneye yakın oldu, saat takmıyorum koluma.
Saatle ilişkim acayipti genellikle. Gençliğimde bir dönem, yıkanmadan yıkanmaya çıkarırdım kolumdan. Olmazsa olmaz!
Sonraları sabah kalkınca takılır, gece yatarken çıkarılır tarzını benimsedim.
Şimdi, hiç saat zamanındayım.
Ne çare? Zaman öyle hızlı geçmeye başladı ki! Akıyor adeta.
"O iş iki sene önce olmuştu" diyorum, tarihlere bir bakıyorum, ne ikisi en az dört sene geçmiş.
Dikkat ettim de, zamanla ilgili bu algı kaymasını yaşayan sadece ben değilim. Başta, yaş ilerliyor, zamanın hızlı geçtiğini algılamak ondan olsa gerek, baksana yaşıtlarımın hepsi aynı sözü söylüyor, diye avuttum kendimi. Sonra anladım ki, gençlerde de var aynı yanılsama.
Diğer yandan, saat olsun olmasın zamanı bilirim ve saati tama yakın doğrulukta tahmin edebilirim. Beynimin iki yarı küresi de eşit şekilde çalışıyor olmalı. Saat takmaya ihtiyacım yok, gerçekte.
Demek ki mesele, daha başka bir zaman kavramıyla benim aramda.



Zaman üzerine bu "bir dokun bin ah işit" düşünce fırtınasının sebebi, son sayfasını az önce okuduğum bir kitap, aslında.
Engin Geçtan'ın "Zamane"sini* okudum.
Her sayfasından zevk alarak, her satırından öğrenerek, unutmamak için altını çizerek.
Gençtan bir psikiyatrist. Uzun meslek yaşamında sadece kişilerle ilgili değil, toplumla da ilgili gözlemler biriktirmiş. Şimdi aktarıyor Geçtan;
"...Rabindranat Tagore'un dediği gibi, 'kelebek ayları değil, anları sayar, yeterince zamanı vardır.'..."
Benim kendimle ilgili özel not düştüğüm yer burası.

Peki ya toplum? İçinde yaşadığımız, bizi bazen öfkeye kaptıran, bazen yalnızlığa, anlaşılmamışlığın hüznüne sürükleyen, bazen anlayamadığımız toplum?
"...Bireyler nasıl kişisel tarihlerini kabullenmedikçe huzur bulamıyorlarsa, toplumlar da ortaklaşa mutabık olabildikleri bir tarihi paylaşmadıkça kargaşadan arınamayabilirler..."

Oysa, biz, toplumumuz kaosun kıyısında yaşıyoruz.
Bu ne demek?
Bu, "bazen pervasız ve düşüncesiz, bazen akılcı atılımları ve yaratıcılığıyla, uç noktalara yakınlaşabilen kendine dönük çılgın yıkıcılığla yoğun bir dinamizmin ifadesi."

Sonra şu tesbitler:
"...kendini ortaya koymaktan utanan bir toplumun, içinin dışının ortaya çıkması..."
"... başka bir şeyi yönetip, kendini yönetememek..."
"...kendi içimizdeki kavgaların gerilimini, başkalarının kavgasını seyretmekten duyduğumuz tatminle gidermek..."
"...yönetilen ülkeden neredeyse bağımsız, kendi kendini ileriye taşıyan bir başka ülke de var gibi..."
"varoluş suçluluğu", "özerk insan", "persona", "gölge arketipi"

Ve son söz:
"Kendini tanımak 'dıştan içe' sessiz bir yolculuktur, anlatılması ve paylaşılması zor..."

Zamanımızın toplum ve insan hallerini anlamaya çalışan için, çok değerli tesbitleri olan bu bilge görüşlü kitabı okuyun, lütfen.
Büyüklü küçüklü bilme ışıklarıyla aydınlanacaksınız.


*Zamane
Engin Geçtan
Metis Yayınları

.

6 yorum:

hafif abi dedi ki...

hızlı kovboy musun nesin çavdar teyze sen! ben yazacaktım...

Ekmekcikız dedi ki...

Hafif Abiciğim,
Reca ederim, yazınız siz de.
Merakla bekliyorum, sizin kaleminizden okumayı.

Not: Hızlı kovboy değilem men!
:-)

fatma sancak dedi ki...

etkileyici... üzerine konuşulacak, düşünülecek değerde mutlaka. aklımın bir kenarına not ettiğim kitaplar listesine ekliyorum hemen. ve teşekkür ediyorum.

fakat bir de kol saatiyle ilgili not düşmek isterim. öyle güzel bir şey yazmışsın ki :) gerçekten de yaş ilerledikçe zamanın hızı sürekli katlanıyor. izafiyet denilen teori bunu da kapsıyordur mutlaka. sonra saati tahmin etme halleri ve kol saatlerini bir kenara bırakma :)

buradan kol saati takanlara ve yetkililere sesleniyorum, akrebin kumları emdiği kol saatlerini tik takların saniyelik sultasına bırakalım. lütfen biri bi el atsın :)

Passive Apathetic dedi ki...

Merhaba Ekmekcikiz Hanimcigim,

Sizi ruyamda gordum, bana geliyordunuz, ben yemek yapiyordum size, siz de evi geziyordunuz, duvardaki resimlere, kitaplara bakiyordunuz. dur bakayim, boyle kivircik kabarik guzel saclariniz vardi, uzerinizde de siyah bir t-shirtle kot pantalon. oturup sohbet ediyor, gulusuyorduk, ben basta biraz tedirgindim, siz butun tedirginligimi aliyordunuz, rahatlatiyordunuz beni. Sonra uyaniyordum, megersem ruya icinde ruya gormusum. :)

Taze taze, daha fazlasini unutmadan yazayim dedim. :) Sevgiler.

Ekmekcikız dedi ki...

Fatmacığım,
Benim buraya aktarabildiklerim çok az bir kaç söz. Okursan, kitabın inceliğiyle tam tersi bir hacmi olduğunu göreceksin.

Zamanın sultasından kurtulmanın tek çaresi biz, kendimiziz.
Yetkili kişi olarak, bunu diyorum!
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Passiveciğim,
Seni burada gördüğüm için çok sevindim.
Gidişinden sonra, yaşadığın büyük üzüntüden sonra daha iyi olduğunu umuyorum. Bir kez daha sabırlar dilerim.

Rüyan için, hayırdır inşallah diyeyim önce, ritüele uygun olarak. Rüya yorumlamayı bilmem, belki vakti olur da yolu düşerse Elektra'nın söyleyeceği bir-iki söz olabilir, bu konuda.

Benim kendi payıma aklıma düşen, gördüğün rüyanın güzel bir rüya olduğunu söylemek olabilir.
Saçlarıma gelince kıvırcık sayılmaz pek, yoğun dalgalı demek daha doğru, ince telli olduklarından dolayı fazla kabarık olmazlar, bir de. Giysilerim, evet haftasonu giydiklerime benziyor.
Gevezelik ediyorum, rüyana girmek beni neşelendirdi sanki!
Dilerim, bir gün bu sohbeti sahiden yaparız.

Benden de sevgiler.
:))