Perşembe, Nisan 08, 2010

İYİNİYET Mİ? PEKİ, TÜM BU SAÇMALIKLAR NASIL DÜZELECEK?

İşten erkence çıkıp ya da öğle tatilini esnekleştirip festival filmi seyretmeye kaçmaklığım az değildir.
Festivali akşam seanslarında izlemeye kalksam çocukların düzeni şaşacak, haftasonu sinemadan çıkmasam tepe sersemi olmak işten değil, öyle arada kaçıp soluğu sinemada almak heyecanlı da, hem.


Dün erken akşamüstü sinemasına kaçtım, yine. "Balerin ve Hırsız", bir İspanyol filmi. Şili'de geçiyormuş, ünlü yönetmen Fernando Trueba'nın son filmiymiş, Goya ödüllerinde çok mühim adaylıkları var, vs. vs.


Yeni Rüya'ya ilk gelişim. Hani, önceleri sadece erkek seyircinin gittiği filmler gösteren ve iki sene önce yenilenip açılan eski Beyoğlu sinemalarındandı ya, hatırlarsınız.
Bilet kuyruğu metrelerce, iyi ki önceden bilet almışım. Ben alırken de "balkon bileti var" demişlerdi, balkon iyidir diye alıvermiştim. Nerden bileceğim ki...


Tırman tırman çık yukarı, dördüncü sıra önden mi, arkadan mı sayılıyor acaba? Peki, arkadan başlıyor sıralama.
Ne güzel, gençlerle dolu salon. Yeni sinema ve festival meraklıları yetişiyor.
Yerleşmeler bitmeden reklamlar başladı, hep olduğu gibi.
Reklamlar bitti, alt kattan alkış sesleri duyuldu. Sonradan öğrendim, "Emek sineması açılsın" desteği içinmiş o alkışlar.
Film başlıyacak.
Hayır. Başlayamadı.
Bu İspanyollar DVD filan mı göndermişler nedir? Ardı ardına üç filmin fragmanı geçti. Bir çeşit reklam faaliyeti desen, o da değil; filmlerin ikisi Amerikan filmi üstelik, sadece birisi İspanyol.
Nihayet film başladı.
Güzel de alt yazı nerde? Yok! Hayır, var! Var da, sinema ekranı o kadar uzakta ve küçük ki, alt yazıların gözüktüğü elektronik satır kafaların tamamen altında kalıyor.
Film İspanyolca, İngilizce ve Türkçe altyazı var ve okunmuyor. Önce birkaç kıpırdanma, kafalara göre pozisyon almaya çalışma çabası. Sonuçsuz.
Sonra biraz bakayım filme arzusu, film de güzele benziyor hayıflanması ve iki saat burada böyle kapalı kalamayacağım sıkıntısıyla dışarıya çıkma.


Önceki Emek sineması kapanmasın yazısına yazdığı yorumda Simon, kötü sinemaların da tam aksine yıkılması gerektiğini yazmıştı ya, yıkılmayacaksa da adında "Uluslararası" olan bir Film Festivali'nin sineması olmasın yahu!


Merak ediyorum, festival yöneticileri bu sinemayı seçerken hiç oturup orada bir film izlediler mi?
O ekran altı yazılar konusunda bir mühendislik ölçümlemesi yapıldığını hiç sanmıyorum ya, en azından film seyrediyorum diye kafa seyretme döneminin bittiğini hiç mi hesaba katmamışlardır?
Tamam, Beyoğlu sinemalarını yaşatalım da, neden eskimiş olanla, yeniden oluşturmak yerine sadece şöyle bir düzeltilmekle iş yaptım sayanla yetinelim?
Yıllar içinde binbir emek ve çabayla oluşturulan bir film festivalimiz var, şehrimizin gözbebeklerinden.
Sinematek'in daracık koltuklarından, berbat görüntülü ekranından geldik bugünlere. Çok güzel!
Peki, bu var diye neden daha iyi koşulları ve daha iyisini istemeyelim? Neden sadece iyiniyetli olalım ?


Film festivalinin bugünlere gelme süreci, yenileşmenin önünde bahane ve engel olmamalı.
İyiniyet göstermiyorum artık, daha iyisini istiyorum.


.

8 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Ekmekçim, aynı altyazı sorununu Altın Portakal da da yaşadık biz, karınca duası gibi okuyabilirsen oku. Allahtan gösterimler konforlu salonlarda yapıldı da senin gibi kafalardan okuyamayıp çıkmışlığımız olmadı. Lakin yine de hoş değildi, hatta Sevin okyay jürisi olduğu bir filmde gidip en öne oturmuştu da kadın en önden nasıl izleyecek demiştim. Film başlayıp altyazı görününce hak verdim. Bizim bu işleri düzene koyabilmek için daha çook fırın ekmek yememiz lazım, lakin biz mideleri başka şeyler için dolduruyoruz.
Sevgiler olsun sana...

neolitik hanım dedi ki...

ya ben de muzdaribim bu dertten! gecen gün de sinepop'ta bir filmin türkçe altyazısını bir türlü senkronize edemediler. hayır altyazı var, film var, neden olmuyor anlaşılır gibi değil. yirmi dakka öyle gitti film, millet huzursuzlandı haklı olarak, sonunda düzelttiler. gecen de kadıköy'de filmi makineye ters taktılar iyi mi :) jenerik başladı ama ters herşey, "hüop makinist!" diye ünledi birileri de düzelttiler. festival kitapçığında da şu mealde bir not var, "altyazı olacaktır ama teknik arıza olduğunda filmin gösterimi çevirisiz devam edecektir" bunu da tuhaf buluyorum ben, baştan söyledim bak ben, gerisine karışmam gibi bir tavır! çok zor iş mi onu bi öğrensem aslında, belki öyledir, boşuna öfkeleniyorumdur. altyazıların karınca duası şeklinde olması da ayrı dert, hadi gözlükle onu çözdüm ama dediğin gibi saçma sapan salonlarda önüne gelen kafalarla film izlemeye çalışmak da eziyet.

amma dolmuşum ben de :) yazdım da yazdım. festivalin hastasıyız, çok takdir ediyoruz ama şu basit isteklerimiz de dikkate alınsa şahane olmaz mı?

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
En çok, bir şeyleri yeniden yeniden keşfetmek zorunda oluşumuza bozuluyorum.
İşte, bunca senedir yapılan bir festival var, hatta sizinkini de hesaba katarsak iki fetival eder. Bir kurumlaşma eksikliği midir, istim arkadan gelsin hesapsızlığı mıdır, her ne ise bir türlü sorunsuz akış sağlanamıyor.

Galiba bize düşen, iyi olanların yanısıra arızaları da söylemek, hiç durmadan hem de.

Ekmekcikız dedi ki...

Neocuğum,
Festivalin seyircisinin gençleşmesi, değişmesi gibi, yönetimi de gençleşmiş olmalı. Eski mekanları kullanarak alışmış olanlar değişince, sorun giderme kuralları da yeniden oluşturuluyor olmalı.
Madem bu işe soyunanlar sorunları önceden görmemişler, biz izleyiciler göstereceğiz, zorunlu olarak.
Şu eski sinemalarda festival yapma merakından vazgeçsinler artık. Bir Emek kurtarılsın, diğerleri baştan aşağı yeniden yapılsın, lütfen!
O zaman, teknik sorunlar da daha "az" sorun olur, belki.

nalan dedi ki...

böyle güzel başlanan işlerde teknik problemler söz konusu olduğunda aklıma hep şimdilerde gelişmiş ülkelerin test alışkanlığı gelir.
kovboy filmlerinde görmüştüm ilk. adamı asacaklar, ama adamın kilosu ile aynı bir çuvalla önce test ediyorlardı, mekanizma düzgün çalışacak mı diye!
alt tarafı bir çuval, iki adam ve 15 dakika süren düzenek denemesi.
dediğin gibi, gösterim yapılacak mekanı önceden bir kontrol et, mutlaka göze çarpacaktır aksaklıklar. bizim korsancılar bile film indirirken gayet güzel alt yazısını falan ayarlıyorlar, senkronize saat gibi :)

Ekmekcikız dedi ki...

Nalancığım,
Acı ama esas olarak doğru bir hikaye, anlattığın.
Sahiden bu işi korsancılara mı verseler, nedir?

Simon Templar dedi ki...

yeni rüya'yı sevmiştim, balkonuna oturmadığım içinmiş. salonda işler yolunda. ama dediğiniz gibi, önce gider her koltuğuna tek tek oturursun film oynarken, önünde de kafalar olacak şekilde, ve bakarsın görebiliyor muyum bunu diye. olmuyorsa yukarı kaldırırsın altyazıyı ve görüntüyü. üstelik, yeni rüya'nın ilk yılı da değil.
ha, diyeceksiniz ki yeni rüya'nın 2. yılı, beyoğlu sinemasının ise 20. gittiğim hemen her yıl orada film izledim, hepsinde işkence çektim. öyle bir sinema festivalde olmamalı. yeni rüya'nın da demek ki balkonu festivalde olmamalı.

(bu kadar yıldır hala oluyorlarsa bunun tek nedeni bizim az tepki vermemiz (iyi niyet de değil, kuzuluk), yöneticilerin de oluyor işte demeleri).

Ekmekcikız dedi ki...

"İyiniyet" daha çok, şimdiye dek geçilen aşamalrı, yapılan işleri tanımlamak içindi.
Doğru, koyunluk bişle değil bu, kuzuluk!