Perşembe, Nisan 22, 2010

MEKTUP - Arkası var daha...

İnanın, bugün de bitiremeyeceğiz mektubu.
Hepsini birden koyarsam ayrıntıların tadını yakalayamayabiliriz diye düşündüğümden, böyle bölüm bölüm gidişimiz.

Devam ediyoruz:

**********


Bölüm 7
Ödemiş’i Tanıyalım

Halen nüfusunu 40.000 civarında diyorlar. Köyleriyle birlikte 115.000 imiş. 100 köyü var. 22’sinde belediye var. Halk zengin. Karı-kız işlerinde mezhepleri genişmiş, ama mütaassıpları da yok değil. Şehirde mini-etek sayısı kadar da çarşaflı kadın var. Belli başlı üç sineması var (Zafer, Özler ve İyi Sinemaları). Özler’e gittik. Şık bir sinema. Diğerlerini görmedim. Açık hava sinemaları 10 tane varmış ve güzelmiş. Birini gördüm. Anfi şeklinde. Öbürleri de öyle imiş. Hoşuma gitti.

Stadyum ve yüzme havuzu var. Belediyenin bütçesi 17 milyon lira imiş. Zaten her hali ile belli oluyor. Yozgat’taki Belediye sarayından daha büyük bir belediye sarayı var. Halk Belediye ve başkanından çok memnun. Elektrik barajdan geliyor. 35 kuruş.

Cumartesi günleri Pazar kuruluyor. Oradaki temizlik ve intizama da hayret ettim. Pazar kalktıktan yarım saat sonra Pazar kurulan yerlerde bir çöp kalmıyor. Hemen temizleyiveriyorlar.

Sonra ucuzluk ta dikkati çekiyor. Orta büyüklükte çok güzel bir lahananın 150 kuruşa, patatesin 50 kuruşa satıldığını yazayım da durumu anla. Hem de ne patates!

İki-üç katlı mağazalar var. Vitrinlerde Yozgat ve Yerköy için lüks sayılabilecek her eşya var. Buna rağmen esnaf ve tüccarlar “İzmir çok yakın, onun için pek pahalı şeyler getiremiyoruz” diyorlar.

Kaymakam “hoş geldin”e geldi. Mülkiye 940 mezunu. Dayımı ve hele Ali Vefi Pandır’ı iyi tanıyor. Arkadaşların söyleyişine göre pısırık ve mıymıntı bir adam. Gerçekten de soğuk bir şey. Ben şahsen Yerköy’de gördüğüm kaymakamlardan hiç birini böyle 10 tanesi ile değişmem.

Sağlık Merkezi ufak. Yerköy’deki kadar bir şey. Hastane yapılıyormuş. İki operatör ve 25 kadar doktor çalışıyor. En fazla kazanan pratisyen doktor bir hanım. Doktorlar umumiyetle işlerinden memnun değiller. Sağlık Merkezi’nin operatörü (adı aklımda kalmadı) hem Selahattin Kumru’yu hem Aslan Dilman’ı tanıyor.

Belediyenin ve Ziraatın güzel fidanlıkları var.

İki adet barla bir de genelev varmış (Haşa huzurdan). Geldiğimizin ertesi gün Eskişehir’den Vedat ta geldi. Beraberce, yağmur olmadığı güner, Ödemiş’i dolaşıyoruz. “Vedat” diyorum “Yanlışlıkla kötü bir mahalleye düşeriz de elalem yahu şu hakime bak gelir gelmez soluğu genelevde aldı der!”

Evimizin hemen yakınındaki Belediyenin oto-gar’ı da çok güzel.

En güzel yerlerden birisi de kulüp. Hemen hemen Yaşar Denemenin Çiçek Sineması büyüklüğünde bir salon. Yerler parke ve halı döşeli geniş, çuha örtülü masalar, bilardo v.s. Berber salonu, arka tarafta poker v.s. oynayanlar için geniş bir odası ve üyelere mahsus nefis bir lokantası var. Bu lokantada bundan 4 gün öne bir akşam yemeği verildi. Bütün sosyete mevcuttu. Beş hakim ve eşleri, yani bizim masa, 10 kişiydik. Diğer 15 masada 20’şerden 100 kişi vardı. Doktorlar, bankacılar, avukatlar, tüccarlar ayrı ayrı oturmuşlardı. Yarıdan çoğu kadındı. Mikrofon masadan masaya dolaşıyor her masa bir marifet gösteriyordu. “Sıra adliyede” dediler, mikrofonu masaya uzattılar. “Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un” şarkısını patlattım, meret mikrofon mu çok güzeldi, sesim mi günündeydi, esaslı oldu. Alkış, alkış… kıyamet… “Yıldızlı Semalardaki haşmet ne güzel şey”i okudum. Ne kadar israr ettilerse de başka söylemedim. Eh, kendimizi dirhem dirhem satacağız!

Bu yemeği anlatmışken fiyat listesini de bildirmeyi faydalı görüyorum. İzmir’den, balık, karides v.s. nevinden özel mezeler gelmişti. Bizim on kişilik masaya 5 kere kayık tabaklarla pirzola-şiş nevinden yiyecek geldi. Rus salatası, adını bilmediğimiz salatalar masada dolu idi. Çok nefis ciğer kebap, beyin salata, zeytinyağlı pilaki-dolma vardı. Bizim masada bir büyük votka, bir büyük bir küçük yeni rakı içildi. Fruko, pepsi, bira cinsinden olanları, mükemmel servisi, kolalı örtü ve peçeteleri de caba. Ertesi gün adam başına 20’şer lira ödedik. Ben ve hanım için 40 lira. Bana çok ucuz geldi. Diğer arkadaşların söylediğine göre şimdiye kadarkilerin en pahalısı imiş, Bizim Fuat’a, Rifat'a, Köylüoğlu’na duyurasınız.

Kasabada ayrıca çok güzel köfte ve döner dükkanları var.


***********

Yarın son sayfayı okuyacağız, veda zamanı.



Ancak ondan önce, bir Ekmekcikiz ve babası fotoğrafı var.
Babamın ilk görev yeri ve benim doğum yerim, Maraş'ın Andırın'ı burası.
Babam ne kadar genç! Ben mi? İki yaşında bile değilim henüz.
Yanımızdakiler?...
Şimdi birden çocuğun adının Cumhur olduğunu hatırladım, babası (arkasında oturan) sanırım savcı.

.

8 yorum:

Mavi Balon dedi ki...

Şimdi Ödemiş'te çarşaf kalmadı Rahmetli babaannemde, yengemlerde giyerdi sonradan herkes manto gymeye başladı. Havuz hala duruyor onun sokağında otururdu amcamlar. cumartesileri hala kuruluyor pazar Ekin pazarı denilir civar köylerden, beldelerden gelen çok olur, hele bi çeyizlik satılan yeri var ki harikadır.bir de Halep denilen yeri var çarşı içinde Türk Hava kurumuna aitti çay bahçesi çok güzeldir. Ödemişîn suyu buz gibidir ve evet Ödemiş'in kebabı meşhurdur bir de sabahları yenilen maydanozlu, peynirli tendül pidesi.

allımorlu dedi ki...

hiç bitmese bu mektuplar,aylarca devam etse,arkası yarın kuşağı gibi ne güzel olur..
arkası var daha yazısını görünce ne kadar keyiflendiysem,yarın veda zamanı yazısında o kadar hüzünlendim..

İki adet barla bir de genelev varmış (Haşa huzurdan). Geldiğimizin ertesi gün Eskişehir’den Vedat ta geldi. Beraberce, yağmur olmadığı güner, Ödemiş’i dolaşıyoruz. “Vedat” diyorum “Yanlışlıkla kötü bir mahalleye düşeriz de elalem yahu şu hakime bak gelir gelmez soluğu genelevde aldı der!”

burası çok hoşuma gitti benim:))

Leylak Dalı dedi ki...

Ekmekçim mektup harika da baban da artist gibiymiş maşaallah:)) Cansel Elçin'e benzettim:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Mavi Baloncuğum,
İnternette eski
Ödemiş fotoğraflarına baktım ve havuzu gördüm. İlginç bir yapı tasarlamışlar fıskiye için olsa gerek...

Hah! İşte geldik kebep Ödemiş'in mi Tire'nin mi kavgasının çıkacağı yere... Şaka şaka! Ne gerek var kavgaya yahu. :)))

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgiliş Allımorlu renkli hanım! :))
Bak bu mektup fikrini ben de sevdim. Gidip biraz daha çekmece karıştırayım bakalım. Bit pazarına nur yağacak mı?
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
Hımm, öyleydi rahmetli! Yani, her kız çocuğu için babası dünyanın en yakışıklı adamıdır ya, benimki sahiden yakışıklıydı.
Tevazu dediğimiz bu işte, di mi?
:))

JoA dedi ki...

sesim pek çıkmıyor ama pürdikkat okuyorum ekmekçikızcım. hafif bir tebessümle.

annemler tendül değil de, töngül derler. ne lezizdir ama! köfte konusuna girmiyorum hiç:)

Ekmekcikız dedi ki...

JoA'cım,
Ben de girmedim zaten!
Köfte de neymiş?
:)))