Çarşamba, Nisan 21, 2010

MEKTUP - Devam Ediyor

Mektup devam ediyor.
Elimde, o yıllara ve mektubu yazana ait başka fotoğraf yok.
Aşağıdaki güzel İzmir'in güzel saat kulesi, çook eski yıllardan...



****

Bölüm 4
Ege Sularında Bir Yozgat’lı

Bozboy'un Gommer coştukça coştu. Uçuyor mübarek. Uçar ya! Karşı dağların ardından ay doğacakmış gibi. Bir ışık kaplamış ortalığı. İzmir’in ışığı bu. Burcu burcu deniz kokuyor. Yağmur bıraksa aşağı inip derin bir nefes alacağım. Birden… birden çok uzakta parlak bir Samanyolu gibi aydınlık İzmir göründü. Cahit Külebi’nin şiirini biraz değiştirerek:

Yerköy’den Ödemiş’e
Bir yol uzanır
Üzerinde Bozboyun kamyonu uçar
Ödemiş’ten Yerköy’e
Yerköy’den Ödemiş’e kadar.
Uşak’ı geçince bir lokanta var
İçinde buz gibi bir çeşme
Akar da akar.
Manisa üzerinden geçen kamyonlar sel olur İzmir’e akar.

İzmir’i iyi kötü bilirim ama, bu yağmurda, bu karanlıkta ve tam 16 sene sonra İzmir’e ne taraftan girdiğimizi bile anlamadım. Aşina bir bina aradı gözüm. Aranırken Ege denizini gördü gözüm. Heybetli, köpüklü, hırçın. Kordon boyunun taşlarına vuruyor ha vuruyordu. Külebi gibi devam edelim:

İzmir’in evleri denize bakar
Sokakları yosun içinde
Takalar, mavnalar, tekneler
Bilya gibi suyun yüzünde
Bir iner bir kalkar.
İzmir’in denizi kız
Kızı deniz,
Sokakları hem kız hem deniz kokar.

Konak meydanı öyle güzel olmuş ki… Seyrine doyum olmuyor. Aferin Osman Kibar! Hele Eşrefpaşa'dan İzmir’in ve Konağın görünüşü! Yağmurda herkes bir tarafa kaçıyor. “Aydın tarafına nereden gidilir?” diye soracak adam bulmak mesele. Diyeceksin ki “hani yahu İzmir’de kalacaktınız?”. Bizim Bozboy'un ortağı Tahsin Efendi harika bir adam. Bir dahi! Dedi ki “İzmir’de yatacağız, sabah yeniden kalkıp yola koyulacağız, aynı eziyeti bir daha çekeceğiz. Otel Ödemiş’te de vardır. Gidelim”. Çok yorulmuş olan şoför Halil bozuldu ama benim aklım yattı. Ama saat tam “24” idi Konak Meydanı’nın meşhur ve zarif saat kulesinde.

İzmir’den çıkarken bir kavşakta yolu şaşırdık. 3-5 kilometre boşa gidip döndük. Üzerinde “Torbalı-Ödemiş-Tire-Meryemana-Selçuk” yazılı levhaları görünce aklıma aziz arkadaşım Özer Özmen geldi. Altı ay askerlik yaptığım Gaziemir’den büyük bir huşu içinde geçtim.

Ağaçlar çiçek içindeydi.

****


Bölüm 5
Ödemiş’e Çeyrek Kala

Benden ve Şoförden başka herkes komaya girmişti. Rahatsızlığımız dayanılmaz bir hal almıştı. Ayaklar uyuşmuş, gözler kanlanmış, diller kurumuştu. İçimizdeki uyku arzusunu Ödemiş’e 60-70 kilometre yaklaşmış olmak bile örtemiyordu.

Tire’nin muhteşem bir görünüşü var gece… İsmail Adanalı’yı hatırladım ve memleketine (lokantada vaat ettiğim) selamını sarkıttım.

Torbalı-Tire-Ödemiş yolu asfalt… Ama pek dar ve döne dolaşa gidiyor. İçimizde sabırsızlık ta var. Hepsi birleşince mübarek yol uzadı da uzadı. Tire’nin, Bayındır’ın ışıkları güzel görünüyor; yakınına gidinceye kadar Ödemiş ortalıkta yok. Düz bir yere kurulmuş. Ama ne desek faydasız: Afyon’dan sonra hiçbir şey görmüş sayılmayız.

****


Bölüm 6
İşte, Ödemiş Paşam!

Giriş biraz tatsız. Bizim Yozgat'ın saat kulesi ile Camii Kebir arasındaki çarşı ve evler gibi biraz eski-püskü. Düz ve geniş bir beton caddeye çıktık ve otel sormak üzere durduk. Saat gecenin ikisi… palabıyıklı şoförü gören ötekiler “yer yok!” deyip kapıyı çarpıyorlar. Nihayet “Ödemiş Palas” otelinde 6 yataklı bir odada “Yeni hakim” lafı sayesinde yumuşak döşeklere kendimizi attık. Adam başına iki yatak düşüyordu. Şoför v.s. başka otel buldular.

Uyumuş muyuz ölmüş müyüz bilmem!

Sabah olunca karanlıkta uyandım. İlk işim aydınlıkta Ödemiş’i seyretmek üzere perdeyi aralamak oldu, ilk gözüme çarpan da otelin yanındaki boş arsada büyük bir çöp yığını ve üzerinde iki köpek leşi… Bu da nesi demeye kalmadan bir kamyon yanaştı beş çöpçü süratle çöpleri ve köpekleri kamyona aktardılar. Karşıda büyük, gri bir bina var. Üzerinde P.T.T. yazıyor. Hafif yağmur çiseliyor, kasvetli bir görünüş…

Saat 8’e kadar çayımızı içip bekledik. Çıkıp Adliyeye gideyim. Cengiz’i sorayım diye düşündüm. Ama caddeye çıkınca şehrin güzelliğini görüp sevindim, hatta heyecanlandım. Türkiye’nin imar planı, kanalizasyonu ilk defa yapılmış ve tatbik edilmiş şehri imiş… Düzgün, beton döşeli, çok geniş caddeler. Yaya kaldırımları 6 metre genişliğinde; bazen daha da fazla. Bütün caddeler muhteşem çamlar ve palmiyelerle süslü. Ne kadar da temiz! Emin ol mübalağa değil, bu kadar temiz şehir hiç görmedim. Şakır şakır yağmur yağıyor. Ayakkabılar sırılsıklam oluyor da bir ufak leke çamur görünmüyor.

Otelden adliye bir kilometre var. Tam beş tane parkın yanından geçiyorsun. Adliye müstakil bir bina. Onu ayrıca anlatacağım. Bekçi hakim olduğumu duyunca beni Cengizlere götürmeye razı oldu. Çaldım kapısını. Kapıyı Cengiz açtı ve bir “vay!” çekti. Ben de “vay” dedim. Cengiz “vay vaaay” dedi. Ben ondan geri kalır mıyım? Ben de “vay vay vaaaaaay!” dedim. Böylece bir müddet “vayvayca” konuştuktan sonra kucaklaştık. Beraberce gidip otelden çocukları getirirken bizim için tutulan eve de uğradık. Kamyon da eşyamızı boşaltıyordu.

Evimiz Yerköy’deki gibi 3 oda bir hol ve ufak. Hatta Yerköy’dekinden ufak. Ama çok daha kullanışlı ve ferah. Ödemiş’in en manzaralı evi diyebilirim. Çok geniş balkonundan bir yanda karlı Aydın dağları, bir yanda Bozdağ görünüyor. İstasyona 50 – otogara 60 metre uzaklıkta ya var ya yok. İstasyon hoş bir bina. Günde İzmir’den troleybüse benzeyen kırmızı-sarı veya lacivert-sarı boyalı motorlu bir tren gelip gidip duruyor. Şirin bir şey. Genellikle civar yerlerden Liseye veya Sanat Enstitülerine öğrenci getirip götürüyor. Eve eşyamız zor sığdı. Bir gardrop-bir büfe-bir karyola almak zorunda kaldık. (Ne yaparsın sosyete olacağız!) Çok güzel apartmanlar yapılıyor. Bu yaz geniş bir ev bulabiliriz ama bu evin manzarası da pek hoş.

29 Şubat Perşembe günü evimizde kaldık.


***************

Arkası....
Tabii ki yarın!


Ancak, ondan önce bu anlatılandan yıllar sonra, bir başka tayin sonrası yeni gelinen yerde; baba ve iki kızı kasabamızı tanıyalım turunda.

Bursa, Yenişehir, Baba Sultan Tepesi Parkı
.

14 yorum:

allımorlu dedi ki...

okudukça içine daldım,harika ötesi..
acaba bugün-içinde bulunduğumuz yıl,ortam- anlatılmış olsaydı,bu tadı alabilirmiydik diye düşündüm..
ama anlatım o kadar duru ki hayran kalmamak imkansız..
umarım bu mektuplardan çoook vardır..

metin dedi ki...

Tefrikanın bitmesini bekliyorum, hepsini birden okuyacağım ben.

Leylak Dalı dedi ki...

Herşey bir yana da hakim beyin anlatımı olağanüstü. Detayları atlamadan ince bir mizahla süsleyerek ne kadar güzel yazmış. Reşat Nuri'nin Anadolu Notları'nı okur gibiyim. Gündelik yaşamında da esprili bir insanmış sanırım.
Alttaki fotoğraf için söylenecek sözse: Harika...

Ekmekcikız dedi ki...

Allımorlu,
Anlatılanın geçmişte yaşanmış olması, cazibesini artırıyor besbelli.
Yine de, sınıf arkadaşlarımdan hakimlik mesleğini seçenlerin bugünlerde anlattıklarında da benzer tatlar bulunuyor, diye bir saptama yapayım.
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Bekleriz efendim!
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
Neşeli, bol kahkahalı bir aileydi onlar. Öyle kalmışlar, aklımda.
Bir de Macit amca pipo içerdi, mesela. O zamanlar için ender bir alışkanlıktı, sanki.
:)

Mavi Balon dedi ki...

Ahh ahh o Ödemiş'e tekrar girdim. O Ödemiş palas ve karşısındaki P.T.T., İstasyon o parklar hepsini biliyorum. Gerçekten yolları geniş hep gül bahçeli tertemizdir Ödemiş'im. Çok güzel yaaa...

Tijen dedi ki...

Eski günler daha mı güzelmiş? Galiba öyleymiş, onca imkansızlığa rağmen daha iyi, daha dürüst, daha adil, daha paylaşımcı ve sevgi dolu insanlar yaşarmış eskiden.

elektra dedi ki...

ben buraya kadarını okudum da, bir yol hikayesi romanı gibi okuyorum mektuptan ziyade. dur bskalım n'olcak???

Ekmekcikız dedi ki...

Mavi Baloncuğum,
Ne güzeldir bir Ege kentinde yaşamak!
Yine de sizinki daha gelişmiş ve düzenli olmalı.
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Tijenciğim,
Eski günler, ahh! demeyi pek sevmem. Yine de bu defa benim de içimden böyle geçti.
İnsan değerleri daha önemliymiş sanki, mesele o!

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracığım,
Ben sana mektupta değil de hayatta olanını söyleyeyim:
Devam edip gidiyor.
Olan o işte!
:))

kadı efendinin kızı dedi ki...

sevgili ekmekçi kız, dün gece büyük bir tesadüf sonucu mektupları okudum. mektupların yazarı o şahane adam benim babam macit coşkun, fotoğraftaki sevimli kız da ( şimdi o kadar sevimli değilim)benim. mektupları okumak, benim için hem büyük bir zevk hem de derin bir hüzün sebebi oldu... sizinle haberleşmek, görüşmek isterim. sevgiler... cavidan coşkun

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Cavidancığım,
Ne diyeceğimi bilemedim, öyle heyecanlandım ki!...
:))

Mail adresim:
ekmekcikiz@gmail.com
Orada telefon numaramı yazarım.
Sevgiler.