Pazartesi, Mayıs 17, 2010

AKASYA, GÜL, PİRPİRİM ve SEMİZOTU

Akasyalar açarken...
Bir şarkı bu, Yesari Asım Arsoy'unmuş. Hani, meyhaneye gittiğinizde, kafayı bulup bet seslerle söylenen, anonimleşmiş şarkılardan. Sonra adını bu şarkıdan alan bir film yapmışlar, Filiz Akın'la Göksel Arsoy oynamış.

Çocukken şarkı umrumda değildi de, akasyalar açınca çiçeklerini yemeği çok severdim. Bahçede, arka tarafta kuytuda bir akasya vardı. Komşuyla ortak olan duvarın üstüne çıkılınca dallarına rahatça ulaşılırdı. Bir dalın ucunda yakalayınca, aşağıya sarkıtıp, mis kokulu çiçekleri birer birer koparır, balını emer, sonra da yerdim.



Akasya çiçeğinin fotoğrafı buradan
Akasya ağacı kimlerdenmiş, merak edene tık.
Akasya mevsimi geldi derken, geçiyor bile. Sıcaklar bastırınca çiçeklerini daha fazla bekletemeden döküp, bizi o mis kokudan mahrum ediverdiler. Yazık!


Geçende konuşuyorduk "Mayıs geliyor, gül mevsimi" demiştim.
İnanılır gibi değil, sanki bir günde bütün güller açtı. Korkarım hava biraz serin sakin gitmezse, bütün asma güller on güne kadar solacaklar.
Bu arada, gözüm yine reçellik gül satanlarda. Geçen seneki hüsrandan akıllanmadım, yine reçel yapacağım!




Efendiimm, gelelim pirpirime!
Ana-baba memleketim Malatya'da şimdi kibar kibar semizotu dediğimiz, yetiştirilme şekli nedeniyle odunsu hale getirilmiş otun hasına, aslına, âlâsına pirpirim denir.
İstanbul dışına çıktığınızda rahatlıkla pirpirim bulursunuz. Çünkü tarlada, bostanda kendi başına yetişir, büyür. Sonra, domatesin, biberin dibi çapalanırken bazen ot niyetine atılır, bazen toplanır yemek, salata yapılır.

En bilinen semizotu salatası sarmısaklı yoğurtla yapılan bir tür cacık.
Bizim evde, yine memleketten gelme usulle pipirim, azar konulmuş haşlanmış nohut, fasulye, mercimek ile, bol domatesle çorba kıvamında pişirilir, ekşi ekşi nefis olur.

Tadı damağımda kalmış pirpirim salatası, yıllar önce Marmaris'te yediğim.
Bahçeden ellerimizle tazecik topladığımız semizotuna, yine tarladan toplanmış kuru soğanı salatalık doğrayıp, az domatesle renklendirmiş ve dövülmüş sarmısağı bol limon ve zeytinyağıyla karıştırıp üstüne boca etmiştik. Tadı, halen damağımda desem?!...

.

20 yorum:

Adsız dedi ki...

Cok severim! Su corba tarifi pek pek hos! Yapiciim. :o)

Fasulye kuru fasulye herhalde, degil mi?

www.elifsavas.com/blog

Ekmekcikız dedi ki...

Hepsi kuru Elifciğim, nohut, fasulye, mercimek.. Birer avuç sadece ve önceden az haşlanmış olacak. Kuru soğanı çentip, yağda çevireceksin. Domates bolca koy. Suyunu ekle. Önceden haşlanmış bakliyatı sırayla ekle, en son semizotunu koy. İstiyorsan biraz nar ekşisi veya limonla tadını ağzına göre ayarla. Bu kadar!
:))

şule dedi ki...

semizotuna bayilirim, pirpirim hic yemedim ama arkadasim tez zamanda yapar cagirir, yerim, begenirim :)

ama hayatım, bu ne blog fotografidir ya...bir sure fotografa bakmaktan yaziyi okuyamadim. neli o ekmek? zeytinli mi? neyse, degilse de o benim bu aksamki hayalimde zeytinli olarak yerini aldi :)

Ekmekcikız dedi ki...

Değerli blog okuyucusu Şule hanımefendi,
Kuzum, okuduğunuz işbu yazının hemen altındaki yazıda verilen linkte, ahan da o tepedeki fotoda görüken zeytunlu ekmeğin hangi merhalelerden geçerek o noktaya ulaştığının hikayesi yer almaktaydı.
Zahmet olacak, okursanız bu suretle bilgi dağarcığınız genişleyecektir.
:)))

Merak buyurmayınız efendim, ben size pirpirim de yaparım semizotu da...
:)

JoA dedi ki...

hmm, hafta sonu denenecek bir terslik olmazsa:)

Ekmekcikız dedi ki...

Deneyiniz bakalım, beğenilecek mi?
:))

Leylak Dalı dedi ki...

Heyoo, semizotunun öbür adının pirpirim olduğunu bilen bir kişi daha buldum, yaşasıng:)) Hatta yemeğine de pirpirim aşı derdi komşumuz.
Ne güzel olur tarlada kendiliğinden yetişeni. Bir sene gittiğimiz piknikte ocağına düşmüş bir çuval toplayıp konu komşuya dağıtmıştık. Bir nevi pirpirim şenliği yani.
Çorbası tez zamanda denenecektir ulu Manitu...
Ek: Eşimin büyüdüğü Antalya kasabasında da "töhmeken" olarak tanınır semizotu hazretlerinin kendileri.

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
Dur yahu, daha ne isimler buluruz sana, iste yeter. Araştırmacı ruhumuz hemen harekete geçer! :))
Bak töhmekeni bilmiyordum, sağol.

Fakat, o yabani olanının lezzeti, ekşi tadı, hiç o şimdilerde marketten aldıklarıızla bir mi?
onlar enine yayılır, bunlar boyuna yayılıyor, bi kere.

aslı hayvanı dedi ki...

derya gibi insansınız sayın ekmekçi. bayılıyorum yemekli, çiçekli, ağaçlı yazılarınıza :)

fatma sancak dedi ki...

"...desem?!..." inanırım kuzum :)
bir keresinde çınarcıkta tufanda sebze pazarına çıkmıştık. domatesi salatalığı maydanozu... Allahım pazarın içi öyle güzel kokuyordu ki. teyzeler kendi bahçelerinde yetiştirdiği bu sebzeleri bir keyifle satarken biz de aynı keyifle onlarla kahvaltı yaptık bol bol. sanırım bu hormonsuz, gdo suz bilmem nesiz, hani moda tabirle "organik" sebzelerin tadı insan eli ve emeği bol bol değdiği için o kadar lezzetli oluyor. bir aşçı usta tv de demişti, eldiven kullanmayın eliniz değsin, metal değil tahta kaşık kullanın falan demişti. böyle şeylere çok inanıyorum.

kuzum demek bir çiçek canavarıydınız :))) ben utanıyorum söylemeye ama kalem ucu yerdim eskiden. demir eksikliğindenmiş :)) şey, gül reçeli tarifi verecek misiniz? verince gülleri nereden temin edebileceğimiz hakkında bilgi de verirsiniz umarım.

günaydınlayayım hepiniz en güzel salılarınızdan...

böcük :)

nalan dedi ki...

bal yetiştiricisi ilhami bey var benim de takip ettiğim. ondan öğrendim.
meğer belediyeler diktikleri akasya ağaçlarını dandirik aşıyla çiçek vermeyecek hale getiriyorlarmış.
ağaç akasya ama çiçeği yok!
sebei işin kendisinden de kötü.
kirliliğe sebep oluyormuş çiçekler, o yüzden aşılanıyormuş ağaçlar!

Ekmekcikız dedi ki...

Aslıcığım,
Affınıza sığınarak açıklayayım, böyle bir halim var benim: Öğrenmeye, bilmeye merakım bitmiyor.
Eee, sonra o öğrenilenleri depolayıp da ne olacak? Ben de önüme gelene anlatıyorum. Yaş aldıkça bir de çenem düşüyor mü? İşte sonuç!

Nazik iltifat yanaklarıma bir fiyonk gülücük kondurdu.
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Böcük,
Ben yetişip gelene dek, gün tün oldu!
Tünaydın sana!

Şimdi efendim:
Gül reçeli tarifini geçen seneki başarısız girişimimde gün gün tefrika etmiştim.
Bu sene başarırsam, onu tefrika edeyim, bari!

Evet, çocukken çiçek canavarıydım. Sanırım, içime kraliçe arı filan kaçmış olmalı! Ballıbabadan, akasyadan başka çok çiçek balı emmişliğim, yemişliğim vardır.

Bir de, evde yemek yaparken elini iyice yıkayıp işe giriştikten sonra dahasına ne gerek var? Dokunuşun sıcaklığı başka sahiden de...
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Nalancığım,
Şu insanoğlunun zırvalamalarının, doğaya müdahalesinin sonu yok!
Daha doğrusu sonu gelecek de, umarım bu son aynı zamnada insanın sonu olmasa...

şule dedi ki...

hayatım okudum onu da ama sana yorum yazmistim o sirada hali hazirda. "hihohayt, zeytinli dogru tahminmis" diyerek agzimi sapirdatmaya devam ettim hatta.
bilirsiniz ki en sadık hayranlarınızdan biriyimdir, hicbir yazinizi kacirmam :)

Ekmekcikız dedi ki...

Ayy! Yüzüm kızardı, huysuz blog yazarı pozu takınmış olmaktan dolayı...
Uyy, uy uy!

şule dedi ki...

yahu sen kendini zorlasan da huysuz olamazsın ki. bosuna evhamlanma :)

Ekmekcikız dedi ki...

Aslında ben senin, şu bir sonraki postta yer alan özlü söz hakkında ne düşündüğünü merak ediyorum, sen gelip burada asilce benim gönlümü almakla uğraşıyorsun.
Şahane!
:))

Adsız dedi ki...

Ben almanyadan sevgi, gercekten cok guzel bir blog, eger twitter veya facebook sayfasi varsa hemen
ekliycegim.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Sevgi,
Hoşgeldiniz ve teşekkür ederim.
:)

Facebook ya da twitter sayfam yok, sadece burdayım, buradan da izleyebilirsiniz sanırım.