Çarşamba, Mayıs 05, 2010

BİZİM SEMT

İki ana cadde arasındaki dar ve kıvrımlı sokaklarda yürüyorum.
Vakit tam gün ortası.


Şu insan dostu Golden Retriever'lara benzettiğim bir köpek, yanımsıra seyirtiyor. O da ne? Ağzında bir plastik torba var, taşıyor. Torbanın üstündeki yazılardan bir marketin alışveriş torbası olduğu sonucunu çıkarıyorum. Sahibine mi götürüyor, yardım mı ediyor artık?


Dükkan önü şekerlemesi yapan bir kedi yayılmış güneşe. Bizim köpek onu görünce, zınk duruyor. Fakat, ikircikli. Belli, görevi var ve bu duruş o göreve aykırı oldu. Zaten kedi de istifini bozucu değil. Bizimki iki adım geri atıp, tekrar yoluna devam ediyor.

Yabancı dille eğitim yapan okullardan birinin önü.
Bir gençkız ağlamaklı. Sırtını duvara dayamış, arkadaşı sessizce ona bakmakta. Sevdiğinmden mi ayrıldı, sınava girdiği dersten kurtarılamayacak bir kötü not mu aldı?


İki sokak ilerdeki başka bir okul önündeki gençler ise, kapı kapanmadan önce kim içeri dalabilecek diye, itişerek koşuşmakta. Keyifleri yerinde.

Dönüşte, demincek kedinin yayıldığı sokak yine.
Bu defa yanımdan bir satıcı geçiyor. Sırtında bir yay, daha doğrusu yaylar ve torba içinde oklar. Satıyor; yaylarım var, oklarım var diye ünleyerek.
Allahım, kim alır ok ve yay şehir ortasında, alıp ne yapar, nerde talim eder? 


İstanbul ne garip şehir! Hele bu Beyoğlu iyice acayip. Cadde-i kebir her an bir şenlik ya, sokaklara daldığınız an şenlik tanımı eksik kalıyor. Sanki hayat, bu semtin sokaklarında coşuyor, kaynıyor. Caddenin hemen ardındaki sokaklarda hayatın bin yüzü yaşıyor.
Yol boyu gülümsüyorum.
Köpeğe, kediye, ağlayana, gülene, yay satana, hayata...


.

8 yorum:

elektra dedi ki...

ok ve yay mı? :) bizim buradan geçse kesin alırdık. hatta bizim evde bir çift var desem:)

zihni dedi ki...

Bütün bu ayrıntıların farkında olmak da bir başak ilginç.

Huyum kurusun, bir tiyatroya gittiğimde sahneden çok seyircilerin ilgi alanları dikkatimi çeker:) Bu da böyle birşey.

Ekmekcikız dedi ki...

Elektram yavv, ayıptır sorması, ne yapıyonuz oni? Haa?!
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Zihni Bey,
Çocukluğumdan beri seyrederim.
Baka baka görmeye başladım, sanırım.
Seyerdeni seyretmeyi ben de severim.
:)

kimse dedi ki...

ok ve yay da bişey mi.. :)) yanılmıyorsam 4-5 ay önce falan yusufpaşa üstgeçidinde (haftada 1 kez geçmek zorundaydım ordan) ve çevredeki direklerde 1 ay boyunca bir ilân gördüm. A4 kâğıdına yazılmıştı ve ne yazıyordu bilin bakalım.. :P
'' 3+1 kirâlık dâire, kızılderili olmayanlar aramasın!''

kesin kamera şakasıdır diye düşünmüştüm ilk gördüğümde. baktım, birkaç hafta üstüste aynı ilân duruyor, hâlâ daha anlam verebilmiş değilim. :))

ok ve yay mı? hmm bi dakka yav, bi bağlantı olmasın sakın?

Ekmekcikız dedi ki...

Bu da iyiymiş!
Neresi burası yahu?
Kaç tane kızılderili kaldı ki zaten yeryüzünde?
Alla alla!
:)))

Leylak Dalı dedi ki...

Ben de yazın Ankara'da kaldırım kenarında bir plastik kovanın içine doldurduğu neyleri (ciddi söylüyorum ney) satan burma bıyıklı, kasketli ve şalvar pantolonlu bir adam görüp zınk diye durmuştum:))

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
O neyci yıllardır durmakta olabilir oracıkta.
Hatırlıyorum, tee kaç sene önce bir arkadaş Ankara'ya gitmişken elinde bir neyle dönmüştü. O da senin dediğini anlatmıştı, yolda kovada satılıyordu, diye!
:))