Cumartesi, Haziran 12, 2010

Dolmuşta sakız tutan genç kız, karısını takdirle anan taksi şöförü, Şili'den gelen üzümleri sevdik, Arjantin'den gelen şarapları da, vs. vs. vs....

Dün karşıya dolmuşla geçmem gerekti.
Şansım yardım etti, son yolcu olarak bindim. Koltuğun boş yerini bulup, kendimi sığıştırmaya çalıştım. Bir yanımda genç bir kız, diğerinde yaşlıca bir bey. Neyse, yola revan olduk, araba sürat kazanınca, açık pencereden sert rüzgar gelmeye başladı. Yandaki genç kızın iznini alarak, pencereyi az çektim. İki dakika sonra kızcağız kıpırdandı. Nedir, diye kafamı yan tarafa hafif çevirdim ve bir paketten sakız çıkardığını gördüm. Bir an sonra ise, "buyurmaz mıydınız" deyip, bana ikram etti. Şaşalayıp, "aa, şey sağolun, mımm sesleri çıkarınca da" kafasını salladı pakete doğru, "aman canım, al işte!" gibisinden. Ee, aldım tabii ki! Teşekkür ettim. "Rica ederim, afiyet olsun" dedi.
İkinci hamlesi -artık benzerini görmediğimiz için olsa gerek- daha da inanılmazdı:
Sakızı ağzıma attıktan sonra elimde katlayıp küçülttüğüm sakız kağıdını işaret etti ve elimden alıp, sakız paketinin kenarına sıkıştırdı!




Akşamüstü arabasına bindiğim taksi şöförü, şen ve konuşkandı.
İstanbul'da Cuma akşamı, milim milim ilerleyen trafikte, şen şöför bulmak, piyangodan para çıkması gibi bir ihtimaldir. Amorti çıkmış sayabilirsiniz; surat etmeden, kafa ütülemeden size yolunuza götüren bir taksi şöförü bulduysanız, eğer.
Meğer adamcağız, ameliyat olmuşmuş, yirmidört gündür yatıyormuş, bugün artık dayanamamış ve işe çıkmış, bir taraftan karısı "aman, iyileşmedin henüz" diye yeminler ettirmiş ki, kendisini yormasın.
Bu kadar ayrıntıyı nasıl öğrendin, derseniz vala ben sormadım, kendisi anlattı.
Bu arada, yol soran bir aracı da peşimize taktı, "ben ilerde sağa dönecem, siz oarada sola dönün devam edin, ileride göreceksiniz" diyerek.
Ben inmeden önce bir çırpıda, ondokuz senedir sürekli çalıştığını, evde hiç oturmadığını, ameliyat vesilesiyle ilk kez bu kadar uzun oturduğunda karısının bütün gün çalışmasına rağmen işlerin nasıl bir türlü bitmediğini gördüğünü anlatıverdi.
"Akşam işi erken paydos edip, elimde çiçekle eve gidip, onu gezmeye çıkaracağım, şöyle Maltepe sahilinde bir çay içeriz, hakkı ödenmez valla, bütün gün çırpınıyor, bu yaz onu bir de tatile çıkaracağım" diye anlatmasına devam ediyordu.
Diğer üç bacanağını da sıkılamış, "karılarınıza fena davranmayın, karşınızda beni bulursunuz" diyerekten...







Geçen seneydi sanırım, ilk kez: Yine bu mevsimde, bizim memleketin değil üzümleri, korukları bile çıkmamışken piyasaya, şöyle iri, kızılımsı, mor-siyaha kadar uzanan renkli, yüzeyi hafif buğulu, iri üzümler görmüştüm.
Siyah üzüm sevilir, bizim evde. Önce, alayım diye niyetlenip, sonra "buzhanelerden geliyordur bunlar, boşgeç" kararını vermiştim.
Meğer yanılmışım!
Bu sene de yine aynı tarihlerde aynı üzümler belirince tezgahlarda, almak farz oldu! Vee, harika bir sürpriz! Kütür kütür, tatlı mı tatlı, kabuğu kalın değil, çekirdeği bir-iki tane, lezzetli üzümlermiş meğerse...
Şili'den geliyormuş ve dolayısıyla yarıküre itibarıyla oranın bağbozumu zamanına denk gelen üzümlermiş bunlar. Adını da öğrendim: Red Globe! Renginden ve iri yuvarlak oluşundan olsa gerek adı, diye acele tarafından fikir yürüttüm.
Bu sene geçen seneye göre daha fazla red globe gördüm ve aldım. Şili'de yetişmesinden midir nedir, sempatik geldi bu üzümler diyeceğim, güleceksiniz elbet!
Şimdi bilgi ararken öğrendim ki, bir kaç senedir bizde de yetiştirilmesi denenen bir sofralık üzüm bu.
Hımm, bakalım, iklim ve yerküre değişikliği tadı nasıl etkileyecek?




Buyrunuz, şöyle yakından bakınız Şili'li üzümlere...

Bu arada, sadece Şili üzümlerine değil, Şili şaraplarına da sempatim var. Son iki senedir arkadaş yemeklerinde az Frontera içmedik! Şimdi sıra Arjantin şaraplarında sanırım, raflarda onları da görür olduk. Arjantin'e de sempatim var, sanırım o nedenle şaraplarını da seveceğim.
Hem, zaten sinema yönetmenlerini, filmlerini de beğenirim.

.

5 yorum:

音楽 dedi ki...

güzel insanlarla dolu, ne güzel bir yazı olmuş bu. epeydir uğrayamıyordum ben, bağışlayın ekmekçikızcım. diğer kaçırdıklarımı da okudum elbet. neşeyle dolmuş bir şekilde ayrılıyorum sayfanızdan. selamlar, sevgiler :)

zapere dedi ki...

İki defa (bız) yapmışım.birini silin olur mu? :)

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Müziciğim,
Hoşgelmişsin!
Ne zaman canın çekerse beklerim, kusura bakılacak ne var ki?
Ne güzel, ziyaretinden neşeyle ayrılman, bir daha sefere kahve içeriz şöyle höpürdeterek...
:))

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Zafer Beyciğim,
Sakız, karton kutuda ve kağıtla kaplı olarak ikram edildi, bir kimyasala bulaşmış olma olasılığını hiç aklıma getirmemiştim.
Gündüz vakti, köprü geçilen bir dolmuşta, fakültesine giden tatlı bir genç kızdı kendisi. Üstelik halinden tavrından net şekilde anlaşıldığı üzere, zamane olmasına rağmen, annelerimizin zamanındaki gibi ikramseverdi.

Not:
Ben, sakızla kendimden geçmiş ve o etkiyle bu satırları yazıyor olmamyayım?
:)))

zapere dedi ki...

Doğrusunu isterseniz Ekmekçi Hanım, ambalajlı da olsa bunu emniyet açısından yeterli görmeyin bence ve tedbiri elden bırakmayın. Ne olur ne olmaz, günümüz insanı annelerimiz kuşağından değil artık. Suç oranı ve çeşitliliği şaşırtıcı biçimde artıyor, arttı.. Sevgiyle.