Perşembe, Temmuz 15, 2010

MERCANKÖŞK



Cemile, "mercanköşk kaynatalım, teyzeye" demişti.
Tatilin sondan bir önceki günü sırtına yel değen annem, o sabah kahvaltısında öksürmeye başladığında ve az sonra yola çıkacağımız için, "hay aksi, ne yapsak şimdi" telaşına girdiğimizde...

Gitti Cemile, arka bahçeden bir tutam mis kokulu otla döndü. Az sonra bir fincan kaynamış suyun içinde bir dal mercanköşkle geri geldi. Annem, mis kokulu sıvıyı yudum yudum içti. Kızım ve ben, fincandan yayılan uçucu kokuyu içimize çektik; "biz de mi içsek?" dedik.

Ben size koparıvereyim, götürürsünüz dedi Sevginaz'ın anası güzel Cemile.
Getirdiği dalların içinde köklü olanları vardı, "bunları diksem büyür mü ki?" dedim.
"Deneyin bakalım, belki tutar" dedi.
Mercanköşk çayı annemin boğazını yumuşattı, yolda rahat etti.
Eve gelince, Cemile'nin topladığı diğer dalları serdim, kurudu, kavanoza aktardım.


Şimdi, saksıdaki nane dalının yanına diktiğim mercanköşke gözüm gibi bakıyorum. Tutsa, büyüse de, mis kokulu taze mercanköşk olsa balkonumda.

.

14 yorum:

Mine Özgür dedi ki...

Merhaba,
Tutmazsa üzülmeyin sakın...
Çok var bizde..
Sevgilerimle.

epepe dedi ki...

sevgili ekmekçi kız,
sizi yaklaşık iki yıldır izlemekteyim, sizinle birlikte neredeyse bir dil ailesi oluşturduğunuz bir kaç blogcu arkadaşınızı da... xibalba, neolitik hanım ilk aklıma gelen ve düzenli bakındıklarım. bugün şeftalili tarifinizi elim korkak yapmaya debelenirken (zira tereyağı evimde bi paket bi yıl biçiminde kullanılır) ekmekçi kız ablam, neolitik arkadaşım, xibalba da olmak istemeyeceğim kadar ben gibi diye düşündüğümde, sizin artık hayatımda bir yer edinmiş olduğunuzu şaşkınlıkla görüverdim. iletişime geçip bir selam etmeyi kendime borç bildim.
esenlikler,
epepe

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Sevgili Mine hanım,
Olmaz mı, vardır sizde tabii ki! Sağolun!
Biraz önce yine kontrol ettim, bir kök ciddi umut vaadetmekte...
:)

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Sevgili Epepe,
Hoşgelmişsiniz!
Gerçi siz zaten buradaymışsınız ya, ben sesinizi ilk duyuyorum.
:)
Tesadüfen, bugün, Neolitik Hanım ile kendilerini hiç tanımadığımız bizi izleyenler ve onların kimler olabileceği hakkında konuşmuştuk, merhabanız tam üstüne geldi. Ne hoş!
Bu yeni çağın iletişim şeklinin, sizin bugünkü kendinizle ilgili keşfiniz gibi sonuçlarına bayılıyorum.
Yine yazın, lütfen! Kendi blogunuza da yazın, yazdıklarınız çok güzeldi.
:)

JoA dedi ki...

ekmekçikızcım, mercanköşk konusunda diyeceğim bir şey yok. çünkü hiçbir fikrim yok:) yani ekmek tamam, reçel tamam, eti, şeftaliyi filan da denerim ama mercanköşk, nayır:))

ama epepe'ye diyecek bir şeyim var.

sevgili epepe, "olmak istemeyeceğim kadar ben gibi" ne kadar şahane bir tanımlama böyle! ben olsam ben de istemem:) ne kadar içten yazmışsınız! çok mutlu oldum. bunca zaman sessiz miydiniz yani siz? aşkolsun. şimdilik bu kadarla kalayım, oğlum kolumdan çekiştirip duruyor uyumak için. ama sonra mekanınızda ziyaretinize geleceğim.

neolitik hanım'a da buradan selam edeyim. kendisinin yazıları kadar yorumlarının da hastasıyız efenim.

ay kabul günü gibi oldu burası, pek güzel pek güzel:)

epepe dedi ki...

cevaplarınızı görünce bir memnun oldum ki sormayın, tuvalette günlük okuma seansı yapmakta olan eşimi bölmek pahasına sesli sesli okudum. bundan bahsetmenin usturuplu yolunu bulamadım ama sevincimin göstergesi budur. aynen öyle ekmekçi kız, siz insanmışsınız (ah ne desem kelimeler kifayetsiz) ve biz yaşıyormuşuz. benim eşime (kendisine memet deriz hep), memete bak genç irisi papatyalar diye gösterdiğim gün sizin de margrit bunlar papatyaların prensesi diye zarif bir yorumla blogda yer bulduğunda da aynı hisle dolmuştum.
ablalık müessesini, kendimden on ve on iki yaş büyük abla ile terennüm etmekten kelli iyice bildiğimden size yakıştırdığım model bu oldu. mmuhteşem annelik ve mutfak volelerinizin etkisi büyük.
joa mı demeliyim? sanki adınızla seslenir gibi. öyle olsun madem... kadınlık, annelik halleriniz, hele işsel hezeyanlarınız en çok da her ucundan düşünmek tutmak isterken herkese açık kendi kendinizi asmalarınızı okumak hoş. a ben de a benim gibi. ne yazık ki. ne güzel ki.
ben mekanıma yazmayalı epey oldu. bu blog meretini açtığım vakitler arkadaşlarım ay böyle mail atma, elimize tutuşturma yazın da okunmuyor dediler açmış bulundum. sonra herkesçe bulunabilecek olmak fikri tuhaf geldi. kendime, eşe dosta, sanırım en çok da memete ve kendime yazar oldum yeniden.
çook uzun yazdım affola...

EKMEKCİKIZ dedi ki...

JoA'cım,
Sen ki "bonsai"siyle konuşan bir ademokızısın, mercanköşk mü yetiştiremeyecek mişsin?
Valla, kafan bozulursa onu da yaparsın, söylemiş olayım!:))

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Sevgili Epepe,
Aman uzun yaz, biz de zevkle okuyalım!:)
Ablalık faslı tamam, gerçekte karşılaşsak "abla" olduğumu görebilirsiniz, ben her daim anne ve her daim ablayım, bu kesin; kanıma işlemiş!
Elektra'mla kurduğumuz ve geliştirdiğimiz "yazısını sevdiğimiz insanı gerçek hayatta da severiz" teoreminin aynen doğru olduğuna bir kez daha emin oldum.
Di mi hocam?
:)

neolitik hanım dedi ki...

ekmekçi kızcığım, sen haber edince ayağıma terlikleri geçirip, omuzlarıma bir hırka alıp yan komşuya geçer gibi geldim :) küçük çaplı bir kabul günü gibi olmuş gerçekten. epepe'ye hoşgeldiniz, joa'ya eyvallah demek isterim, ben de joa'nın yazılarının hastasıyım bu arada. epepe ne iyi ettiniz ses vermekle, merak ediyorum gerçekten başka kimler okuyor beni diye. gerçi ben de bir sürü başka bloga bakıyorum bazılarına sık sık bazılarına arada bir, ama pek de sesim çıkmıyor. bundan sonra takılırım artık sizin sayfanıza da.

ha bu arada hala şeftalili tatlı yapmaya fırsat bulamadım. bir de yapıp ofise getiririm diyordum, burda fırın da var hafif ılıtır, yanına dondurmayla servis ederim diye planlıyorum, lakin ofis ahalisi tatilde, dönsünler bir bakalım.

neolitik the herşeyi düşünen catering'ci :)

JoA dedi ki...

sevgili epepe, evet bana adımla sesleniniz, JoA diyiniz. ("soğuk içiniz" gibi bişey oldu bu da.) ama ama ama ben bu tanımlamalara da bayıldım! sizin bloga dalmam, hallaç pamuğu gibi atmam lazım orayı!

ekmekçikızcım, mümkünse kafam atmasın bi süre. son günlerde kendimi bile şaşırtmaktayım. nedenini bir blog yazısında anlatacağım. bugünü sağ salim atlatırsam tabii. pufff!

neolitik hanımcııım, ofise eleman ararsanız haberim olsun. tembelim, ekmek elden su gölden isterim, şeftaliye bayılırım :-P

epepe dedi ki...

ah bu blog adabını bilememek...
usulsüzlükten sayfayı sündürdü hükmü yerim diye korkmaktayım. ben aslen usul usul köşemde izlemekteydim. hatta sayenizde atalet, aslı hayvanı (afedersin:) gibi blogların da okuruyum. annelik kebab iş filan gibi hafif meşrep de olabiliyordum hepiniz sayesinde...
arada, siz beni tanımıyorsunuz amaaağ deyip aradığınız flaş izleyici-okur benim demek ve bu durumda i am the biggest fan of you diyen insanceğizlerin, senelerce boş gözlerle izledikten sonra, amerikan kafası tadını yakalayabilirdim.
netekim yakaladım. kulakları çınlasın iki kadim dostum, biz aslında yokuz sen bizi hayal ediyorsun derler bana sık sık. eh şimdi dilediğim gibi hayal ediyorum bu taraftan.
susabilmek dileğiyle...

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Sevgili Catering Servisimiz!
Yahu sen ne süper bir ofis arkadaşısın! :))
Fekat efenim, şeftali tatlısını kimler yiyecek?
İşten kaytaran şaşkolozlar da mı?
;)
Haa bu arada, şu müzik ekleme zımbırtısıyla olan uyuşmazlık sürüyor mu nedir?

EKMEKCİKIZ dedi ki...

JoAcan,
O bonsai aslanlar gibi yaşayacaktır, sen hiç tasa etme!
:)

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Epepe,
Bu isim diyorum, çocukluktan gelen bir takma isim filan mı?
Çok hoş!

Şimdi bu sanal dünya olaylarına girersek, doğrusu şu:
ASLINDA BİZ YOKUZ!
:)))