Salı, Temmuz 06, 2010

"MUTFAK" BİR... NEDİR?

Mutfak, hayatta olduğumu hissettiğim bir yer.
Hem kavram olarak bahsediyorum mutfaktan, hem de "ev"in bir parçası olan mutfağı kastediyorum.
İşten çıkıp eve ulaştığımda, genellikle soluğu mutfakta alıyorum ya, aslında mutfakta soluk almayı tercih ediyorum.

Benim mutfakla muhabbetim, nerdeyse çocukluğumda başladı.
Hep çok merak ederek, şununla bu karışınca nasıl da o oluyor diye heyecan duyarak mutfakta pişen yemekle, kekle, tatlıyla ilgilendim.
Sen küçüksün dur, dendikçe de inadım inat ilgim arttı.

Mesela bir seferinde, babaannemler bizde misafirdi. Hazır onlar gelmişken ve mevsimiyken fasulye yaprağından köfte yapılacaktı. Bu yemeğe pişip, ocaktan inmesine yakın bol miktarda kavrulmuş soğan konulur. Ben de o soğanları soğmaya heveslenmiştim. Önce peki dediler, kabuklarını soy diye yedi-sekiz kuru soğanı önüme koydular. Kabukları soğulunca, "hadi ver, biz doğrayalım" buyurduklarında kıyameti koparıp, onlar diretince sonunda soğanları mutfak önlüğüne doldurup, bahçeye kaçırmiştim. Sadece kabuk soymakla başlarından beni savmasınlar, illa da o soğanları ben doğramalıyım diye.
Soğanları kaçırışımdan anlamış olmalısınız, yaşım on-onbir olmalı, çocuğum daha...

Daha ortaokuldayken annemin gözetiminde, daha doğrusu talimatları doğrultusunda yemek yapar olmuştum bu merak sayesinde. Nihayet, kimse karışmadan kendi kendime yemek yapabildiğim bir dönem de geldi, sonradan. Hele evlendikten sonra, iyice keyfimin kâhyası ben olmuştum!

Sonra sonra, mutfakta olduğum zamanların en çok kafamı dinlediğim zamanlar olduğunu farkettim. Haa, aslında bu "mutfakta olduğum zamanlar" tanımlamasını kategorize etmek lazım. Keyif için, aklından geçeni pişirmek için mutfakta olunan zaman ile, günlük koşuşturmaca gereğini yerine getirmek için olunan zamanlar farklı aslında.

Mutfak, sadece besin çeşitleri üretilen bir yer değil. Bir kültür kaynağı, bir kütüphane benim için. Mutfak yazılarını, mutfak kültürü ve yemek kitaplarını okumaya bayılıyorum.
Dünya mutfaklarını da merak ediyorum, benzerlikler ve farklılıklar üzerine fikir yürütüyorum.

Aldım başımı gidiyorum. Gidiyorum da daha bitmedi!
Bir de mutfağın fiziksel özellikleri var.
Nasıl olmalı mutfağım? Bi kere, şu çok modern, sıhhı, laboratuvar kılıklı mekanlardan olsun istemem. Eski usul işlevsiz bir mutfak da fena. En fenası da Laz müteahhid artığı, tezgahsız, kadını hiç düşünmeyen bir mutfak.




Bakın şu mutfak fena değil. ressam Monet'in Givery'deki evinin mutfağı.
Işıklı, büyük, işlevsel, içinde sadece yemek pişmekle kalmayıp, oturulup sohbet edilebilen...

Gelelim size:
Sizin için muftak bir ..... nedir?

.

24 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Ekmekçim, yemek pişirmekten senin kadar zevk almasam da mutfakta zaman geçirmeyi ben de çok severim. Aynen senin gibi mutfak ritüelleri, yeme-içme kültürleri, yöresel yemekler çok ilgimi çeker, kütüphanemde bol miktarda kitabım vardır bu konularda. Hatta bir sır vereyim "Anılarla Karışan Tadlar" adını verdiğim bir kitap yazmaya çabalıyorum 3-4 yıldır, tembelliğimi yenebilirsem bitireceğim inşallah:)) ve artık anladım ki ben pişirmekten çok sunmayı seviyorum. Postundaki mutfak çok güzel, laboratuara benzeyen mutfakları ben de hiç sevmem, yaşanmışlık olmalı mutfak dediğinde. Bu arada şu fasulye yaprağındaki köfteyi çok merak ettim, bi zahmet anlatsan bir ara.
iyi geceler diyeceğim eğer yatmadan evvel okuduysan:))

serpil dedi ki...

Günaydın Ekmekçikız,
Bir de Monet'nin bahçesi var di mi, ben de o resimdeki mutfakta işim bitince evin bahçesinde oturmayı hayal ediyorum şimdi : )
Sana güzel bir gün diliyorum

metin dedi ki...

hep "olmak" istediğim, belki olduğum, ama "birlikte" olamadığım yer... sorunun benim açımdan cevabı bu, çavdar teyze. (artık hafif abi'nin hitabını ben de kullanacağım hep.)

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Senin geceden gönderdiğin sürpriz bana sabah neşesi oldu. Kitap yazıyorsun demek!
Aslında hiç şaşırmadım desem? Yakışır sana! :))

Sözettiğim yemek, Malatya yemeği.
http://www.malatya.gov.tr/yemek/ana_yemek.htm
Yukardaki linke tıklarsan sadece fasulye yaprağından değil, ayva, kiraz yapraklarından da köfteli yemekler yapıldığını göreceksin. Bu köfteler bulgurdan yapılıyor, etli değiller.
Çok zamandır yemedim, şimdi ağzım sulandı valla!
:))

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Serpilciğim,
Yorumun posta kutuma gelmiş, ancak blogda çıkmamış. Ben onu bulup, ekledim buracığa. Ziyaretime gelmişsin ya, seni ağırlamamak olur mu?
Evet, Monet'in bir de güzel bahçesi varmış, resimdeki mutfağın açıldığı...
Bir sene, Monet'in bahçesindeki çiçekleri suluboya resmetmiş bir başka ressamın eserlerinden oluşan bir ajanda kullanmıştım. Çiçeklere bakıp bakıp iç geçiriyordum!
:))

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Eh oldu mu ya, Metin Beyciğim?
Hafif Abiyi tatile çıkardınız, bizi Hicabi Beyden de mahrum bıraktınız!
Şaka şaka!
:))

Mutfak konusuna gelince...
Siz mutfakta olmaya devam edin derim, gün gelir birlikte de olursunuz. Kim bilir?!
:)

JoA dedi ki...

ya senin şu bakışından, şu güzel afyonundan ben de istiyorum! ama mutfakta değil o. ya da benim mutfaklarım öyle olmadı hiç. mecburiyete döndü, tadı kaçtı, falan filan...

ve hep cam kenarında sediri olan bir mutfak istedim.

JoA dedi ki...

ha bi de ekmek yapmaya devam ediyorum ben. mutfak dedin ya, ordan şeyttirdim. acemiyim hâlâ ama fena da olmuyor hani. en son 7 tahıllıyı denedim. burak ekmek sıcacıkken içini doldurup tıkınmayı seviyor. biraz ekipman eksiğim var. onları da tamamlayınca senin tariflere geçeceğim üstad:)

ayçobanı dedi ki...

Saracoglu mahallesi, Ankara. Cumhuriyet donemi mimarisinde arayislar. Can arkadasim otururdu bu evlerde ve mutfak benim icin o yapilardaki mutfak. 16 ya da 18 m2 vardi rahat. Yuksek tavan, kocaman aydinlik cift kanatli pencereleri vardi. Sadece fiziksel anlamda degil, yasanilanlarla da onemi olan bir mutfak. Almanlar "Wohnküche" derler, yasanilan, gunluk hayatin gectigi mutfak anlaminda. Her odayi isitmanin luks oldugu, yenilen, icilen, dikilen, okunan, oynanan, hatta yikanilan kisacasi yasanan mutfaklardan geliyor bu deyim. Iste burasi tam bir Wohnküche idi. Okul cikislari haftanin hemen her gunu o mutfakta toplanilirdi. Okul sonrasi dedikodular Selvi teyzenin tadina doyum olmaz cay saati menuleriyle senlenirdi. Sabahladigimiz gecelerde yine o mutfaktaydik. Odev yapilmasi gerekiyorsa yine... Agladik, gulduk, sarhos olduk o mutfakta. Kilolarca cekirdek citledik. O evin en cok kullanilan mekaniydi saniyorum. Umarim su an icinde yasayanlar da en az bizler kadar tadini cikarabiliyorlardir bu mutfagin.

EKMEKCİKIZ dedi ki...

JoA'cım,
Bugün bu yorumların yayınlanmasında bir haller var, beni hasta etti!
Senin yazdıklarını ben görüyorum, blog görmüyor vs. nasılsa çıkacak ortaya!

Mutfak faslı, her adem kızı ve oğlu için aynı duyguyu ifade etmez ki! Bu bir tür sanat! Nasıl ki resim, müzik insanlarda farklı duygular uyandırıyorsa, bu da öyle diyip, didaktik söylemimi tamamlayayım.
:))

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Kaldı ki, ekmek yapma işinde ilerlediğine göre Sevgili Çırağım, senin de bu afyondan yutmuş olduğunu düşünüyorum, di mi?
;)

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Ayçacığım,
Tam da anlattığın gibi olmalı, yaşanan/yaşatan mutfak!
Geniş, ferah, yerine göre sıcacık, yerine göre serin, anılar biriktiren/biriktirilen...
Orada pişen her tencere yemekde ayrıca ek bir lezzet olur, mutlaka.
:)

Gamlı Baykuş dedi ki...

Kızaran ekmeğin kokusunu çeke çeke kahvaltı etmek, yeni pişmiş kek ve demli çayın eşliğinde mutfak masasında dostlarla dertleşmek, köpüğü üstünde kahveyi balkonda güneşlenen kedilere bakarak içmek...Bütün bunları ve daha fazlasını yapmaktan hoşlandığım, burada geçirdiğim vakitten inanılmaz bir keyif aldığım güzel evimin en güzel yeri.

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Şenkuşum,
Mutfak bakımından şanslıyız değil mi? Koskocaman değilse de, alışılan ölçülerden büyük bir mutfağımız var. Hani, şöyle bir dirsek daha büyük olsa, hiç çıkmayacağım oradan, sanki!...
:))

nalan dedi ki...

laz müteahit artığı lafına hem güldüm hem kafa salladım. tespit çok doğru olmuş.
yeni taşındığım evin mutfağı büyük ve kullanışlı ama hava boşluğuna baktığı için, salonla arasındaki duvara büyükçe bir pencere kadar boşluk açmışlar da ben de sıkılmadan çalışabiliyorum.
aydınlık,ferah,labaratuvar gibi olmayan bir mutfak ben de isterim ama en çok keyifli sohbetlerle sevdiklerime bir şeyler pişirmeyi isterim.

Oya Kayacan dedi ki...

Mutfak benim ben mutfağın..., yazarı, yönetmeni, oyuncusu, sahnesi, seyircisi, oyuncağı, oyunu... Kamerası gözlerimde, buharı buğusu burnumda, her anın her olası tadı dilimde, fısıltıları kulaklarımda...

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Nalancığım,
Mutfakta sohbet halindeyken yemek hazırlamak kadar keyifli şey, az bulunur!
Mutfak dediğin kendisi uygun büyüklükte olmanın yanısıra, bir küçük bahçeye ya da geniş bir balkona açılırsa, oooo, daha ne istenir!...
:)

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Oya Hanım,
Sizin mutfağınız öyle özel ki -bize yansıttıklarınızdan anlıyorum bunu- onun seyircisi olmak bile çok büyük keyif!,
:))

Aylin dedi ki...

merhaba ekmekçi kız bloğunun adına bayıldım:))

mutfak benimde küçüklükten beri en büyük hobim beni rahatlatan yegane yerderden biridir

evli adam dedi ki...

fasulye yaprağında köfte dediğiniz nevalenin bir resmi bulunur mu bir yerlerde? ne olaki bu?

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Aylin Hanım hoşgeldiniz!
İltifatınız için teşekkür ederim.
:))

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Evli Bey,
Valla sayenizde aklım başıma geldi ve dikkatsizce yazdığım isim nedeniyle oluşan karışıklığı yukardaki yazıda düzeltmeye çalıştım. Yemeğin fotosu da orada.
Umarım, sözünü ettiğim ekşili köfteyi Malatya günlerinizde yemiş ve sevmişsinizdir.
:)

fatma sancak dedi ki...

tezgahında top koşturacak kadar geniş alan, kalabalığını kaldıracak kadar dolap, tatlı bir manzara... bir de reçel ya da komposto... bir de şey yaa, bayat ekmek :)

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Fatmacığım,
Tezgahında top koşturacak kadar alan olan bir mutfağın müşterisi de boldur!
Orada hiç bayat ekmek kalır mı ki?
:)