Pazar, Ağustos 29, 2010

KATI YUMURTA


Çocukluğumda, kasabalardan birinden taşınırken yumurta kaynatmayı öğrenmiştim.
Daha doğrusu, annemin denk yapma işleri sırasında yemek hazırlamayı düşünecek bile vakti olmadığı bir anı fırsat bilip, ilk kez kendi başıma ocağı yakıp, cezveye su ve yumurta koyup pişirmiştim.
Teorik olarak yumurtanın pişmesi hedeflenen hali rafadandı. Pratikte olan rafadan demenin fazlaca iyi niyetli olduğu bir yumurtaydı.
Sonrasında bir süre rafadan yumurtaya takmış, nihayet usulünce pişirmeyi başarmış, tüm pişirdiklerimi ve dahasını yiyerek yumurtasever ünvanını almıştım!

İkinci dönem yumurta sevdam, lisedeyken gelişti.
Nasıl bir dürtüyle bilmiyorum, nerdeyse tüm bir bahar-yaz mevsimi boyunca her akşam bir tane katı yumurta yer olmuştum.
Her akşam yemekten bir-iki saat sonra usulca mutfağa süzülüp, bir yumurtayı kaynatıyordum. Kabuğunu soyduğum yumurtanın önce beyazını acele yiyor, ardından sarısını küçük bir kaseye koyup iyice eziyor ve tuz, karabiberle harmanlayıp, minik minik lokmacıklar halinde -çay kaşığıyla- yavaş yavaş yiyordum.




Bu akşam yumurta aşkım depreşti.
İki yumurtayı kaynattım. Soydum, dilimledim, tuzladım biberledim. Ve evet, önce beyazlarını yedim, sonra sarılarını ezip çatalın ucuyla küçük parçalar alıp, ağzımda yavaşça eriterek yedim onları.

Yaşasın katı yumurta!
Yaşasın yumurta sarısının ağızda eriyen lezzeti!


.

8 yorum:

fatma sancak dedi ki...

soğuk yumurta kokan beslenme çantası taşımaktansa soğanı bol kıymalı börek kokusu taşımayı yeğlerdim. sonra okulda sabah akşam mayonezli ve ketçaplı yumurta devrelerinden sonra, uzun bir süre yiyemedim. derken özlemeye başladığım bir gün yumurtanın artık mideme dokunduğunu fark ettim. bir zaman sonra sadece beyazının ağrıya sebep verdiğini anladım. zaten beyazını da sevmezdim. kavuştuk...

:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Şimdi bana sorarsan, yumurtanın midene dokunmasını talihsizlik olarak görürüm. Neyse ki, dokunan sevmediğin kısmıymış!
Bir de, ben bol soğanlı kıymalı böreğe de kokusuna da razıyım. :))

evli adam dedi ki...

rafadan tekniğinizi alalım?

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Hımm, sorgu gibi oldu böyle aniden ve kesin! :))

Yok valla teknik meknik.
Bi defa son zamanlarda en çok kayısı yumurta yapıyorum, onu da yumurtayı soğuk suda bi yemek kaşığı sirke ile ateşe koyup, kaynamaya başlayınca yavaş yavaş 100'e kadar saymak, ya da 2,5 dakika süre tutmak gibi aklıma nasıl eserse usulüyle yapıyorum.
Eh, rafadan için de 100'e değil olsun olun 60'a kadar sayılsın!
Ya da hiç bunlarla uğraşılmayıp, zeytinyağına kırılmış yumurta yensin.
Di mi, ama?
:))

evli adam dedi ki...

ben şöyle yapıyorum, içine yumurtaları attığım şu kaynadığı anda ateşi kapatıyorum. suya dokunduğumda ciyaklamayacağım kıvama geldiğinde de çıkarıyorum. hiç şaşmıyor.

otellerin sabah kahvaltılarındaki rafadan-pişmiş ayrımının yapıldığı mekana en yakın aşçıları bu konuda hayattan bezdiriyorum bazen memnun kalmadığımda.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Hımm! Kaynamış suya barnaıını tokandığında ciyaklamıyosun tekniğini denemeli valla, olabülüü. :))

Fekat üstadım, şu hususa tikatinizi çekerim, yumurta kabında tek yumurta haşlamakla, çok yumurta haşlamanın bekleme süreleri aynı olmamalı sanki?
Bilemedim şincik, teknik olan sizsiniz, açıklaması sizden?

evli adam dedi ki...

her yumurtaya bol bol yetecek kadar su varsa aynı metod işler. üstad demeseniz de kendimi garip hissetmesem.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Valla başka hususları bilemeycem de, yumurta pişirmede bir üstadlık durumu var. Bir sucuklu yumurta tarifi hatırlıyorum mesela...
Hem size ekmek ustası demedim ki ben, o benim!
Tevazu tevazu tevazu... Nerdedesin?
Kaldı ki, başka üstadlığınız olduğu da nerdeyse, kesin.
:))