Cumartesi, Ağustos 07, 2010

YAŞASIN GÜNEY AMERİKA SİNEMASI ya da ANNELER VE KIZLARI/MOTHER AND CHILD

Filmlerini çok sevdiğim üç Meksika'lı yönetmen var:
Alfonso Cuaron, Alejandro Gonzalez Inarritu ve Guillermo del Toro.

İsimler doğrudan çağrışım yapmadıysa, filmerini hatırlatayım size:
Alfonso Cuaron deyince "Y tu mamá también/Ananı da..." ve Harry Potter serisinin en sevdiğim filmi olan "Azkaban Tutsağı"nın ardından müthiş distopya "Children of Men/Son Umut" demek lazım.
Alejandro Gonzalez Inarritu, benim için unutulmaz "21 Gram" demek önce, sonra "Amores Perros/Paramparça Aşklar ve Köpekler" ve "Babil". Bir de 11 Eylül anısına yapılan ortak filmdeki, müthiş bölüm var ki, hatırladıkça tüylerimi diken diken eden bir kısa filmdir.
Guillermo del Toro deyince de "Pan'ın Labirenti" deyip, saygıyla kenara çekilmek gerekir.

Şimdi bu Meksika sinemasına saygı duruşu bölümü neden diyeceksiniz?
Efendim, bütün bu yönetmenler Kolombiya'lı yönetmen Rodrigo García'nın son filmi "Mother and Child/Anneler ve Kızları" filminin yapımcısı olmuşlar.
Adını yeni duyar olduğumuz Rodrigo Garcia'nın önceki filmi "Yolcular/Passengers" da seyre değer bir filmdi.

Bu defa, filmde son derece etkileyici bir oyuncu kadrosu var karşımızda:
En gözde olanlarını Annette Bening, Naomi Watts, Samuel L. Jackson diye sıralayayım. Ayrıca diğer tüm ana rol oyuncuları harika iş çıkarmışlar.

Yönetmen Rodrigo Garcia, filmin katmanlı harika senaryosunun yazarı aynı zamanda. Şöyle bir özgeçmişine bakınca ve babasının muhteşem romanların yazarı Gabriel García Márquez olduğunu görünce, bu genetik diye düşündüm. Yazmak da, hikaye anlatmak da, bunu beceriyle yapmak da, genetik!

Filmin hikayesinin ana izleği, evlatlık almak, evlatlık vermek ve evlatlık olmak hali üzerine. Nasıl oluyor, neler yaşanıyor sorularının cevabını arayıp, bize anlatıyor; usul usul, dramatize etmeden.
Tam da içindeyken hayatın akışın, ne yaşadığımızın farkında olamıyoruz çoğu zaman. Verdiğimiz anlık kararlar, tüm hayatımızı nasıl da aydınlatıyor ya da karartıyor bilemiyoruz.
Sadece şunu öğrenmiş olabiliriz: Kendimizi insanlara açarsak, karşımızdakilerin bizi sarmalamasına izin verirsek, hayat anlamlı hale geliyor.

Şu yaz sıcağında bu filmi seyretmek, sizde bir vahaya kavuşmuşsunuz etkisi yapacak, kaçırmayın.











.

2 yorum:

fatma sancak dedi ki...

ben hep başka bir yazı bekliyorum.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Mesela?
Bakalım yeni yazı tatmin edici olacak mı?
:))