Pazartesi, Eylül 13, 2010

BİR ŞEHİR BUNCA ACIYI NASIL TAŞIR? PEKİ YA O ŞEHRİN KADINLARI...

Tatilde Khaled Hosseini'nin "Bin Muhteşem Güneş"ini okudum. Geçen sene Uçurtma Avcısı'nı okuduktan sonra almış ve bir fırsat bulup okuyamamıştım.
İki hafta önce Eleştirel Günlük Uçurtma Avcısı'nın filmini gördüğünden söz edince, hatırlayıp okunacaklar sırasında yukarıya taşıdım, Bin Muhteşem Güneş'i.


"Bu kentin ne çatısını aydınlatan ayları sayabilirsin,
Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi."
Böyle demiş Saib-i Tebrizi, onyedinci yüzyılda, Kabil'i anlattığı şiirinde.
Kabil.
Biz Kabil'i Afganistan'ın başkenti diye biliriz. Ve kendisinden doğudaki ulusları ve kültürlerini yok sayma geleneğinin bir parçası olarak -haklarında pek de bir şey bilmeden hatta- kısmen küçümseriz de.
Son senelerde Afganistan, kah ikiz kule saldırılarının devamında günah keçisi seçilerek, kah ondan da önce süper güçlerin tepişmesinde işgale uğrayarak acı yıllar  yaşadı. Çok insanı kaçtı, göçtü, öldü, sakat kaldı.
Bütün bunların yanında, o coğrafyada yaşayan kadınlar hep ikinci sınıf insan muamelesi gördü, ataerkil düzenin en koyusunun kurbanı oldu, acıları katmerlendi.

İşte, "Bin Muhteşem Güneş" bu kadınlardan bir kaç tanesini, kaderleri çakışan yaşadıkları birbirine değen bir kaç tanesini anlatıyor: Meryem, Leyla, Azize.
Kader, evet ya orada yaşananlara kader demek lazım, yoksa bu kadar acı, bunca eziyet çekme çektirme hali başka türlü açıklanamaz. Kader olmalı bu! İnsan akıllı ve düşünen hayvansa eğer, bu yaşananları açıklayacak başka bir şeyler olmalı. Aklın ve düşüncenin bittiği yerdeki her ne ise o, kaderse kader!

Diyeceğim, Uçurtma Avcısı sizi çarptıysa, Bin Muhteşem Güneş nefessiz bırakacak. Elinizden bırakamayıp, bir solukta okuyacaksınız. Haklısınız üzüleceksiniz, yüreğiniz daralacak, ağlayacaksınız.
Bazı eski Türk filmlerinde melodram gibi anlatılan, kulaktan kulağa söylenen inanılmaz öykülerde hatırlanan, bizim toplumumuzun da kısmen yaşadığı ve muhtemelen yaşamakta olduğu kadının ezilme ve yok sayılma durumu sizi çarpacak.
Ne çare!?

.

14 yorum:

音楽 dedi ki...

ah ekmekçikız, üzülelim elbet. o acıları bilmeden gülüp eğlenmektense, varsın yüreğimiz daralsın.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Haklısın Müzi, haklısın.
Yine de bütün bu olan biten aynı dünyada mı yaşanmakta diye düşünüyor insan, aynı gezegende miyiz, nasıl yani?
:(

bilge ve annesi dedi ki...

Geçen sene Uçutma Avcısından sonra okumuştum bu kitabı, o sırada Hollanda'da yaşan teyzem çalıştığı fabrikada Afgan göçmeni birisinden bahsetmişti. Ne zaman adı anons edilse donup kalıyor,uzakta bile olsa korkuları hep içinde diye anlatmıştı.

Curious Global Cat dedi ki...

Bu kitap benim kütüphanemde okunmayı bekleyenler arasında :) Filmlerden sonra kitaplarda da tesadüf etmişiz :)

Leylak Dalı dedi ki...

Çarptı zaten Ekmekçim çarptı. Üstüne bir de "Soraya'yı Taşlamak'ı izleyince çarpılmanın da ötesine geçtim:(

serpil dedi ki...

Ben de çok etkilendim bu kitaptan, Uçurtma Avcısı'ndan daha çok sarstı beni, ağladım bazı yerlerinde hatta

Kontrast dedi ki...

Ne hayatlar var şu dünyada! Ne kadar acı çeken insanlar. Limon Ağacı'nı okudum, yorumlarımı paylaşacağım yakında. Uğrayıp okursan sevinirim... Limon Ağacı da düşündürücü, acı ama güzel bir öykü.

Böyle güzel bir hayat yaşadığımıza şükredelim...

Mutlu günler...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Bilge'nin Annesi,
Onca travmayı yaşamak, göçmen olmak yaşamayanın anlayamayacağı, belki sadece hissedebileceği çaresizliklerden olmalı.
Fena! :(

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Meraklı Kedi,
:)
Çok bekletmeden oku bence, sarsıcı ama...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Soraya'yı -ya da bizim alışık olduğumuz söyleyişle Süreyya- izleyemeye cesaret edemedim. Taşlayarak insan öldürmek!
Bu nasıl bir adalet ki?!
:((

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Serpilciğim,
Ağlamamak elde değil ki, kadın olunca onların yaşadıklarını daha bilerek canlandırınca kafanda, nasıl etkilenmeyeceksin?
:(

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Kontrast,
Limon Ağacı'nı merak ediyorum, bir-iki kez kitapçıda elime alıp okumak için birikenleri hatırlayınca yerine koymuştum.
Yazdıkların fikir verecektir bana.
:)

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

ben gectigimiz yil okumustum ve hakikaten cok dokunmustu... Amerika'da cok duygu somurusu yapiyor diye sevmeyenler olsa da ben seviyorum bu adami.. Karakterleri adeta canlaniyor kitabi okurken...

Iki sene once kitap gunune katilamadim ya hala ona yanarim.. Yine boyle bir sinav zamaniydi...

Omur biter benim okul maceram bitmez... Tekrar ders calismaya devam :-))

NY'tan sevgiler.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Muhtarcığım,
Amerika'da seveni pek olmazsa hiç şaşmam. Bir tür düşmanlık yatıyor derinden derine. Taa uzaklarda bir ülke ve yaratılmış bir düşmanlık var. Önyargıları aşmak çok zor ne yazık ki.
Evet, yazarın sade bir anlatımı var son derece sinematograf aynı zamanda.
Bizden de NY'a sevgiler.
:)