Pazar, Eylül 12, 2010

GÜNBATIMI, GÜNDOĞUMU, EYLÜL GÜNEŞİ VE DÜNYA NİMETLERİ

Geceyarısından hemen önceydi, bindik otobüse. Bırakmadı şu şehir bizi, köprüyü geçene, öbür kıyının yolcularını bekleye, gerçekten yola koyulana dek helak olduk.
Neden sonra Tekirdağ'dan hemen önce mola verdi otobüsümüz ve ilk kez o an kafamı gökyüzüne çevirip "hi-ih!" dedim, içimi çektim yıldızlara bakakalıp.
Sabah olmamıştı henüz Eceabat'tan boğazı geçerken ve gördüğüme tekrar tekrar şükredeceğim güneş doğuyordu.

O günün akşamı mıydı, sonraki günün mü? Bilemedim şimdi. Hep böyle kızıl alaca gitti uykuya, güneş.
Yine içimizi çektip, yine şükrettik.

Ertesi sabah, daha sabah olduğundan habersizken, sessizlik içinde uyanıp, kafanı kaldırıp bakarsın işte, gelmiş dünyamızın ışığı. Henüz ısıtmıyor bile, değil kavurmak yakmak... Az sonra, yarım saat sonra belki yükselecek, bir mızrak boyu mu, daha daha mı, taaa en tepeye dek.


Gündüz vakti, ışıl ışıl her yan. Siz görmüyorsunuz buradan, belki ilk anda görmediniz ya da. Şöyle, sol üst tarafa doğru boynunuzu azıcık uzatın, delikanlı erguvanın soluna doğru yani... Haha, işte orada deniz! Bakmayın böyle uzakmış gibi duruşuna, yürüyün yokuş aşağı, on-oniki dakika sonra yüzersiniz serin serin.


Denize girdik, çıktık. Biz buraya kumsalda yatmaya gelmedik ki! Daha çavuş kaldı mı diye bağa bakacağız. Çavuş bulamazsak, bulduğumuzu toplayacağız.
Dalından taze koparıp üzüm yediniz mi hiç? İnanın nisbet vermek için değil bu soru! Yapın, mutlaka bir fırsat yaratıp, kendinize böyle bir armağan verin diye. Lütfen!


Bağa girdik üzüm topladık da, bahçeye girip semizotu, biber, domates, patlıcan ne bulduysam doldurmadım mı, zembile. Koca zembil, boş bırakılır mı hiç? Bereket bereket bereket...


Başka ganimetler de edindim, sonra anlatacağım bitmez bir seferde.
Onlardan biri bu salkım; zembilin altında kalmıştı bu kırmızı biberler, acıymış. Dizdim ipe, kurusun diye astım gölgeye. Kışın kuru fasulye pişirirken, yazsonu güneşinde nasıl toplamıştım onları, aklımda olacak, şüphesiz.

.

6 yorum:

zero dedi ki...

Bereketin mis kokusu doldu burnuma. resimler insanı fena kışkırtıyor:)

SekerPembe dedi ki...

Ah Ada ahhhh. Kızımın ilk tatili, ilk denizle kavuşması, dalından körpecik acurları yuvarlayışı.

Seneye daha uzun konaklamak üzere, kim bilir belki de yeni yılı orada kutlayana dek, şimdilik hoşkalsın.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Zerocuğum,
Hem ne mis koku, ne can alıcı tat!
Hayat bu hayat!
:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Şekerim,
Hoşçakalsın hep, rüzgarıyla, güneşiyle, bağıyla, serin deniziyle.
Bakalım bir daha gelsin de yaz...
:))

fatma sancak dedi ki...

iki hafta kadar evvel sinekli tarafında bi köye gitmiştik, bi bahçeden sebze meyve topladık. kavun karpuz domates bamya... bunlar toplamaya alışık olmadığım şeylerdi :) ama en eğlencelisi kelebek yakalayıp avucuna hapsetmek. bir de çiçeklerin üzerinde uçuşan bir böcük gördüm, uzun hortumunu çiçeklerin içine sokup beslenen kuşumsu bir böcük. kimbilir buralarda nasıl geçer çoçukluk diye de düşündüm. kavun karpuz içinde başka türlü anılar vardır.

ne güzel fotoğraflar kuzum, götürdü bizleri de :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Fatmacığım,
Biz de çeşit çeşit börtü böcük gördük.
Bir tanesi çok ilginçti, nerdeyse küçük bir sığırcık kuşu kadardı, akşamüstleri çıkıp, çiçeklerden bal alıyordu.

Bahçeden meyve sebze toplamak insanın belini nasıl büküyor nasıl, ahh! hamız biz şehir canlıları, hamm!
:)