Pazartesi, Ekim 18, 2010

"ASLI GİBİDİR"

Hafta sonu Bayan E. ile İKEA'ya gittik. Evler için gerekli alınacaklar, fikir edinmek için bakılacaklar, vs. vs.
Gezip dolaşırken farkettik ki, çiftler bir şekilde kavga halindeler. Kimisi, diğerinin o bölümde fazla oyalandığını düşünüyor, kimisi alınacak eşyanın lüzumsuzluğundan dem vuruyor, kimisi asmış suratını ilgisizce bakınıyor.
Halimize şükrettik, kocalar gitti ve biz kendi işimizi kimseyle dırdır etmek zorunda kalmadan görüyoruz işte diyerek dalgaya vurduk kendimizi. Şimdi hatırlaması zor bir zaman önce, muhtemelen biz de eşlerimizle böyle gerilimli alış-verişlere çıkıyorduk, unutmuşuz bile!

Geçen hafta içinde gördüğüm, evli çiftlerin yaşadıkları gel-gitli hayatları anlatan bir film aklıma geldi. Bir sahnede, daha yaşlı adam, daha genci bir kenara çekip "elimi karının omuzuna koy" diyordu, "görmüyor musun tüm istediği biraz yakınlık ve sahiplenilmek!"

Aslında yapılacak şey bu kadar basit belki, bir ilişkiyi gerilimsiz götürmek, bu kadar basit bir hareketin yapılmasına bakıyor sadece. Ya da bazı durumlarda yapılmamasına!
Oysa kadın erkek ilişkisi, bir de işin içine evlilik girince, gerilimsiz olmuyor. Belki de işin doğası bu.


Söz ettiğim film, Filmekim'inde gördüğüm "Certified Copy/Aslı Gibidir".
Filmin yönetmeni, "Kiraz'ın Tadı"ndan tanıdığım usta Abbas Kiarostami, baş oyuncusu Cannes'da oyunuyla en iyi seçilmiş La Binoche.
Filmin hikayesi, şimdilerde en çok merak ettiğim yer olan Toscana'da geçiyor.

Filmekimi'nin broşüründe şöyle tanıtılmış film:
Bir çift gibi görünmeye çalışan bir kadın ve bir erkek... Adam, bir konferansa konuşmacı olarak katılan İngiliz bir yazar; kadın, Fransa'dan gelen bir sanat galerisi sahibi. İşte herhangi bir zaman, herhangi bir yerde, herhangi birinin başına gelebilecek bir öykü...

Peki neden aslı gibidir? Neyin "aslı"? Veya neden "gibi"?

Filmdeki erkek bir sanat tarihi uzmanı, yazdığı kitapta sanat eserlerinin aslı ile kopyalarının zaman içinde, sanat tarihi bakımından nasıl değerlendirildiğini anlatıyor. Birkaç özel durumda,  bir eserin kopyasının, aslından ayırt edilemediğini filan...
Oysa hayat söz konusuysa, o durumun aslı mı yoksa kopyası mı yaşanmaktadır, kim ve nasıl anlayacak?

Bence bu filmi görün. Juliette Binoche'un ve ona harika şekilde ayak uyduran İngiliz bariton William Shimell'in oyunculuklarına hayran kalmak için görün. Dahası, aslı mı daha sahici, kopyası mı anlamak ya da büsbütün kafa karışıklığına uğramak için görün.

.

14 yorum:

Bir Kadın dedi ki...

Bazen, böyle "ayrı dünyalar"ın insanları durumu çok üzücü geliyor bana. Hele de ben yaşıyorsam... Futbola karşı hiçbir his beslemememe rağmen onun için önemini kavramaya çalışıyorken, maçlar esnasında yiyeceği ıvır zıvırı hazırlayp kendimce sürece katkıda bulunduğumu zannediyorken bir elışverişe çıkıyoruz, hooop o his yerle bir oluyor. Biz, hep gereksiz şeylerle uğraşıyoruz zaten. Ona ne gerek var, bunu niye alıyoruz, çok takılıyorsun... Ööööf! Bozuk plak gibi! Birazcık da sen çaba göstersen? Biliyorum, doğalarında bir yotulmamışlık var çoğunun ama entelektüel birikimi olduğunu iddia edenler incelse bari biraz...

Ya da daha fenası. Niye evleniyorsun? Niye bir kadın istiyorsun etrafta? Hep önemsiz detaylara boğulmuş bir hayat yaşıyor o; senin yüzeysel, dandik hayatını da etkiliyor işte, sırf "sürdürülebilir" cinsellik uğruna bu eziyete niye katlanıyorsun?!

Filmi izlemedim, lakin izlemek isterim. Ama uzun zamandır sevmiyorum erkeklerin davranış biçimlerindeki o kaba hali. Esti de yazdım, affınıza sığınarak.

Aylin TÜRKŞEN AYSEL dedi ki...

Kadınlar erkeklerden, erkekler kadınlardan yakınmaya devam edecek hep değil mi? Keşke eşlerinin gözlerinden bakabilseler dünyaya.
Bu filmi kesin seyretmem lazım.

sarya dedi ki...

eşim avm'lerden alışverişten ne kadar çok sıkılıyorsa ben de bir o kadar sıkılıyorum. anlaşabildiğimiz bir iki mevzudan biri :)) dün kızlara kitaplık alalım diye çıktık ikea'nın kapısından geri döndük. çünkü çok kalabalıktı. girelim mi girmeyelim mi diye konuşmamıza dahi gerek kalmadan birbirimizin yüzüne baktık ve evin yolunu tuttuk. mecburen çıkmamız gerektiği zamanlarda eşim bizi mağazanın kapısına bırakıyor ve aynen şunu söylüyor 'son yirmi dakika başlayın' :))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Kadın,
Bana da malum insan hallerini yazmışsın, hepimiz benzer sıkıntıları yaşıyoruz.
Eşlerle anlaşmaya çalışmak konusunda, tek taraflı adımlarla başarı elde etmek zor gözüküyor. Sanırım, ancak eşit adımlarla olmasa da karşılıklı adımlarla güdülebilir bu develer! :))
Belki biz oğullarımızı ve kızlarımızı doğru yönlendirebilirsek, bir gün...
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Aylin,
Evet, bir çekişme hep olacak. İşin doğası bu muhtemelen.:)
Yeter ki kırıcı daha da ötesi aşağılayıcı tavırlar içinde olunmasın, karşılıklı olarak.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Sarya,
Ne mutlu size ki, bu konuda anlaşıyorsunuz. :))
AVMler ancak zorunluluk halinde gidilecek yerler. Ne yazık ki, çoğu insan Pazar gezmesi yapmak için gidip, salına salına geziniyor oralarda. Bu durum ise, gerçekten bir işi halletmek için orada bulunan ve zamanı kısıtlı olan için kabus oluyor.

Bir Kadın dedi ki...

Ekmekçikız hanımcııım,

Daha fenasını söyleyeyim mi?
Ben evli değilim, son sevgiliyi de kabalığına tahammül edemediğim için kapı önüne koymuştum.

Kendi adıma söz veriyorum ki, bir oğlum olursa önce "insan" olması için azami gayret sarf edeceğim. Hiç olmazsa başka bir kadının şansı olabileyim, eşit adımlar atmaya istekli bir insan yavrusu yetiştirerek.

Seden dedi ki...

beraberken ayrı da olabilmeyi kabullenmek lazım.
13 sene sonra, araya bir kaç ayrılık sıkıştırarak öğrendik biz.
ikimizde alışverişi sevmeyiz mesela, internet üzerinden halledebiliyorsak ne ala, yoksa ben birimiz cumartesi veya pazar sabahları erken giderek hallediyoruz.
O maç sever, ben otomobil yarışı severim, ayrı zamanlarda izleriz. Beraber yaptığımız şeylerin ortak zevk aldığımız şeyler olmasına azami dikkat gösteriyoruz karşılıklı, böylece mırıltılar kalmadı.

Köşenin Delisi dedi ki...

Bence en etkili çözüm evliliğin resmen illegal ilan edilmesi! :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Kadıncığım,
Çocuk konusu başka bir münazara konusu!
Çocukların ebeveynleri oluyor, yani anne ve babaları. Dolayısıyla bu konuda da tek başıma kararlı olmak yetmiyor, uyum gerekiyor.
Bu biraz Cem Yılmaz'ın "eğitim şart" tekerlemesi gibi oldu, ama...
Ben oğlumu ve kızımı büyütürken ne derece doğru adımlar attım bilemiyorum. Bunu ancak, çocuklarımın hayat arkadaşları beni hayırla andıklarında anlamış olacağım. Umarım!:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Seden hoş geldiniz!:)
Karşılıklı iyi niyet olursa ve "bir köprüde karşılaşan iki inatçı keçi" dediğim dedikliği yerine anlayış ve deveyi gütme isteği olursa, neden bir arada olunmasın?
Bir arada olmayı başarmanız ne güzel, devamını dilerim.
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Deliciğim,
Köktenci bir tutum içinde görüyorum sizi efendim!
Hımmm!
:))

Lilium Bosniacum dedi ki...

binochenin ne kadar muhteşem bir oyuncu olduğunu hep biliyodum elbette ama breaking and entering deki performansı, boşnakçanın aksanını muhteşem yapması, oyunculuğui çaresizliği olağanüstüydü..

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Liliumcuğum,
Binoche'yi "Breaking and Entering"de ilk gördüğüm sahnede, "amanın ne kadar çökmüş!" demiştim.
Sonra gördüm ki ne çökmesi, ona birşey olduğu yok, oradaki Boşnak kadın olmuş tamamen, onun hayatını giymiş!
:))