Cuma, Kasım 05, 2010

"OBURLUK ÇAĞI"

...

"Çok istediğimiz şeyler için sorumluluk almaktan kaçınıp, karşımıza çıkan zorlukları dış engeller olarak algılıyor olamaz mıyız? Belki de özgürlüğümüzün önündeki en büyük engel, içsel korkularımız ve otoritelere itaatkârlığımızdır."
...
"Özgürleşmek istiyoruz ama bunun bedelini ödemek istemiyoruz. Oysa bu, ıslanmadan yüzmek kadar imkânsız değil mi?"
...
"Sahip olduklarını ve kendilerini fazla önemseyen, kendi küçük dünyalarını aşan insancıl idealleri olmayan hedonist insanların hiyerarşik bir toplumsal yapının sürdürülmesine katkıları açık değil mi?"
...
"Sonuçta, "hayatın anlamı"nın herkes için aynı olmadığını söyleyebiliriz. Belki de hayatın anlamı, onu arama yolculuğuna çıkmak ve tüm caydırıcı etkenlere rağmen kendi hayallerinin peşinden gitmek, onlar uğruna mücadele etmekten ibarettir."
...





Yıldız Silier'in "Oburluk Çağı - Felsefe ve Politik-Psikoloji Denemeleri" başlıklı kitabını okuyorum.
Yukarıdaki alıntılar, okurken altını çizdiklerimden.
Kitapla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak ve bir dergide yayınlanan yazıyı okumak isterseniz, bir tık lütfen.

Unutmadan ekleyeyim, Yıldız benim kuzenim. Evet ya, felsefeci bir kuzenim var ve kitabını  severek okuyorum. Harika bir duygu bu!
.

10 yorum:

sarya dedi ki...

Sevgili ekmekçikız size bahsettiğim ekmeği yaptım. tam bir fiyaskoydu :)

yedi tahıllı un, bir bardak yoğurt, biraz süt, iki yumurta, yarım paket margarin, ve biraz sıvı yağla yoğurdum. kabartma tozu kullandım. kabarmadı ama. üstü altı çok güzel kızardı ama içi yapıştı kaldı. her yiyen tadına bayıldı. çok lezzetli olmuş ama içi pişmemiş dedi. tabi kimse yemedi. apartmanda küçük kızımız var o ve ben bitirmeye çalışıyoruz. işte bu yüzden hamur işi yapmıyorum hepsini ben yemek zorunda kalınca kilolarda bana kalıyor. :))

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Bu kitabi mutlaka okumak istiyorum. Dun linki ve roportajin oldugu sayfayi, arkadaslarima da yolladim. Dusunmeyi biraktikca, oburlugumuz artiyor cunku, asamadigimiz her seyi, oguterek yok ediyoruz. Onun icin cok sevgisiz, cok fotokopi kisilikli, fotokopi yasantili, bastirilmis ve bastiran insanlar olarak kas kati hayatlar suruyoruz.

Elestirel dedi ki...

Okunasi bir kitaba benziyor... Ozgurluk zor is tabi... Bir suru sorumluluk yukler insana..

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Saryacığım,
Keşke hamurun kıvamını görebilseydim! :))
Yine de tahminim o ki, "yoğurdum" demenden çıkardığım sonuç yani, içine kabartma tozu konulan bir hamur olarak, biraz sert bir hamur olmuştur, o nedenle tümü kabarmamıştır, sadece dışı kabarmıştır.
Tahıllı unların kullanıldığı tariflerin biraz daha cıvık bir hamur olması, daha kolay kabarmalarını sağlıyor.
Ekmek mayası kullanıp, yoğurduğun hamuru bekletseydin daha kabarık ve içi pişmiş bir olurdu.

Yine de ekmek yapmaktan vazgeçme bence, ilk seferinde tam başarı elde etmek mümkün değil. İlk zamanlar ekmek niyetiyle yola çıkıp, sadece kabuklarının pişkin yerlerini yedikten sonra, kalanını kuşlara yem yaptığım çalışmalarım olmuştu, moralini bozma lütfen!
:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Mehtapcığım,
Yazdıklarına tamamıyla katılıyorum ve sanırım kitabı okumaktan çok memnun olacaksın.
Sevgişler.
:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Eleştirel,
"Günlük" oluşunuz eksik mi kaldı, yoksa başka bir "eleştirel" kimlik misiniz, emin olamadım.
Teşhisiniz doğru diyeyim efendim, aynen katılıyorum.
:)

sarya dedi ki...

en kısa zamanda yine yapacağım ama bu kez içine bu kadar malzeme koymayı düşünmüyorum yedi tahıllı un çok lezzetli tek başına da güzel olur. sizi haberdar ederim sonuçtan. sevgiler :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Sarya,
Evet, bu defa içine sadece maya, tuz, şeker, su ve un koyarak dene bence.
Eminim çok güzel olacak.
:))

ARSELİCE dedi ki...

Sevgili ekmekçikız,
Seni izlemeye takip edeceğim, kitap çok hoşuma gitti,bakış açıcı çok doğru geldi bana.. en kısa zamanda almayı planlıyorum..

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Arselice,
Kitabı bitirdim ve çok beğendim.
Özellikle annelik deneyimlerini de denemelerine eklediği ikinci bölüm çok ilgimi çekti.
Öneririm.
:)