Çarşamba, Ocak 26, 2011

DEDEM ANLATIYOR (1)

Annemin babası rahmetli dedem, İstiklal Savaşı Gazisi idi.
Yıllar önce anılarını kuzenime anlatmıştı, o da bunları yazdırıp bize dağıtmıştı.
Şimdi gündelik hayatın itiş kakışı içinde nefes almak zor gelen zamanlarda bu anıları okuyorum.
İşte o vakit silkinip, "kendine gel" diyorum kendime!
Senin dedelerin ne zorluklar yaşamışlar küçücük çocukken, bu mu ürkütecek seni? Yürü yoluna!


Dedem anlatıyor:

Nüfus kaydına göre, ceddim S. Efendi Ağa, Malatya ağalarından birisiymiş. Okur yazar olduğu için adına Efendi Ağa derlermiş.
Bunun iki oğlu, dört kızı varmış. Dedem, oğullarından birisi. S.zade M. efendi hoca derlermiş. Gününün en maruf hocasıymış. Diğer amca, babamın amcası ise Hacı H. Efendi.


Dedem M. efendi hocanın iki oğlu olmuş: Birisi amcam, H. hoca, diğeri babam Y. hocadır. Dedem, meşhur Malatya hocalarındandı ve Yeni Camide imam hatip bulunuyordu. Babam Y. ve amcam, Emirahmetoğlu medresesinde, şimdiki Fırat mektebinin bulunduğu yerde talebe okuturlardı. Aynı zamanda mahalle camilerinde de namaz kıldırırlardı.


Dedemin sağlığında Orduzu ve Eski Malatya civarlarında ondört parça tarla ve bahçeleriyle, Adafı civarında da "hocanın bahçesi" diye anılan ve sonradan T. Hafızlar'a satılan mülkleriyle idare olunurlarmış.
Dedem, evlatlarını, amcamı evlendirdikten sonra, gelinle ve evlatlarıyla birlikte, şimdi S.’in evi bulunan, evde otururlarmış.


Anneleri H.zade M. Hatun, amcamla birlikte o evde kalırmış. Yanı başında bulunan bahçeyi babama verip "kendine ev yaptır"’ derler, ayırırlar. Bu ev Sarıcıoğlu mahallesinin baş tarafındaki, sattığımız evdir.


Ben dedemin vefatından dört ay sonra dünyaya gelmişim. Üç yaşında iken, babam, amcamdan ayrılmış; ayrıldıktan sonra da, amcamla oturan annesi vefat etmiştir.
Ben beş yaşında iken babam, dedemden kalan bahçeyi T. Hafızlara satmış ve ben altı yaşındayken de kendisi vefat etmiştir.
Babamın vefatında, ben altı yaşında, bacım Fatime üç yaşında ,kardeşim Faik ise yeni doğmuş, henüz kırkı bile çıkmamıştı.
Yetim kalmamız dolayısıyla anneannem, dayılarının yanından ayrılarak, yanımıza gelmiş; beş kişi olarak, evde oturuyorduk. Babamın, amcamla müşterek bahçeyi satmasından dolayı aramız açılmış; ayrı olduğumuz için, idare etmemiz amacıyla, babaannemden kalma, Kesirik’teki, iki adet,kırkar ölçeklik tarlayı, her sene ektirerek, amcamla paylaşır, bulgur, un, zahire ihtiyacımızı karşılardık.


Evin erkek büyüğü olmam dolayısıyla, altı yaşındayken, evin çarşıdan alınacak ihtiyaçlarını yapar, mahalle hocalarına ders öğrenmeye giderdim. Yedi yaşında okula gittim.
O vakit bir ilk mektep vardı. O ilk mektebin birinci sınıfına kaydoldum. Ve üç sene iptidai, yani ilk mektep, üç sene orta, ki rüşti veya rüştüye deniliyordu; sonra gelen üç seneye "idadi" derlerdi, ki şimdiki lisedir.


Onaltı yaşında iken, idadi mektebinden mezun oldum. Okulda diplomamı almaya gittiğimde, bana "hizmeti mahsuraya (yani kısa hizmet) tabisin, sen de yedek subaya git" diye okul müdürü söyledi. Arkadaşımla konuştuk. Arkadaşımla diplomamızı aldık.


Daha önce, üç ay kadar, mahkeme kalemine, idareten gittim. Mustantık katipliği açıldığında, başkatip, diğer katipler, beni munasip gördükleri halde, mustantık bey, hemşerisi, ilk mektep mezunu olan, M. Cemal'i aldı; o vesileyle oradan ayrıldım.
Üç ay, günde yevmiye on kuruş almak suretiyle, avukat yanında kaldım.


Avukat yanında iken aldığım 200-300 kuruşla dükkan açtım. Evvela sebze meyveden başladım, sonra kuru meyve, sigara kağıdı, kibrit, tütün, gibi şeyler sattım.
100 maden lira bir sene içerisinde kazandım. 100 maden lira!
Bu sırada 100 maden lira ile "bir mekkare alır cepheye gitmekten kurtuluruz" diye düşünürken, diplomamı o vakite kadar almamıştım.


Gittim okula diplomamı almaya. "Hizmeti mahsureye tabisin, yani kısa hizmete tabiisin, İstanbul’da ihtiyat zabit mektebine git, hiç olmazsa sen de bir subay olursun, 80 - 100 kişiye de sen kumanda edersin’’ diye müdürün tebliği üzerine, arkadaşımla birlikte, arkadaşımın babasına geldik. Arkadaşımla birlikte gitmeye karar verdik. Şubede muamelemizi yaptırdık.


Yetimliğim sırasında, evin büyüğü olmaklığım dolayısıyla evin bütün işini ben görür ve aynı zamanda okula giderdim. Annem, okumaklığımız için ne lazımsa onu yapar ve bizim de okuldan geri kalmamamızı isterdi.
Hele bayramlarda yetim olmak çok zordu. Bayramlarda büyükler, namazdan çıkıp da mezarlığa ziyarete giderlerdi. Mezarlıktan dönen ev babaları evlerine daldığı zaman, benim gözyaşlarım, ağlamaklığım gelirdi; evde, annemin kardeşlerimin yanında, ağlar, "herkesin babası evine gidiyor, bizim babamız da olsaydı, şimdi o da evimize gelir, bayramımızı yapardık" der, söylenirken annemi de ağlatırdım.
Dayılarım bayramda derhal gelirler, kendi evlerine gitmeden evvel bize gelirlerdi ki bizler babasızız diye, ağlamayalım diye. Bu on - on beş yaşına kadar devam etti.


İşte askerlik sırasında, askerliğe yedek subaylığa gittiğim zaman, kazandığım 100 maden lirayla İstanbul’a gittim; harçlık yaptım.
İstanbul’a gittiğimiz zaman dört arkadaş, ve dört de tüccar Antep’ten Pozantı’ya yollandık. Oradan trene gidip İstanbul’a gidecektik.


Malatya’dan her birimiz bir mekkare tuttuk. Dört tüccar, dört de biz mekkareci hurclarımızı üzerilerine attık; yiyeceklerimizi de aldık. Altı günde Antep’e vardık. Antep’te iki gün kaldık.
Tüccarlar Halep’e, Kilis yoluyla Halep’e gidiyorlardı; ilkin biz onlardan ayrıldık. Sonra biz de Kilise gittik.
Kilis’teyken "hadi Halep’i görelim!" dedik; biz de Halep’e gittik. Bir gün iki gün Halep’te kaldıktan sonra, Halep’ten İstanbul’a, dört günde mi beş günde mi trenle gittik.
O vakit kömür yoktu, ağaçla makine yanıyordu. Öyle birinci mevki, ikinci mevki de yok. Öyle işte; hayvan yahut yük vagonları vardı, yük vagonlarına binerek İstanbul’a gittik.


Buraya tıkladığınızda, I. Dünya Savaşı'nda Türkiye başlıklı bir siteye ulaşacaksınız, ilginizi çekerse.

Sonra:
I. Dünya Savaşı, Filistin Cephesine gidiş...

.

4 yorum:

Hayatın Süs Payı dedi ki...

Büyük zorluklar ve emeklerle kazanılmış bu vatan.. Kıymetini bilmemiz gerek..

Adsız dedi ki...

Dilerim ki, bugünlerimiz için emeği geçmiş herkes huzur içinde yatsın... arzu

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Arseliceciğim,
Aslında savaş anılarından çok, o dönemdeki hayat algısı ilginç geldi bana ve hangi yaşta neler neler yapılmış olduğu...
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Arzucum,
Sağol, öyle! :)
savaşın yanısıra, çocuk yaşta babasız kalanların hayat mücadelesi daha zorlu belki de...