Cuma, Ocak 07, 2011

"tirbüşon" üzerinden hayat dersi!


tirbüşon dediğiniz nedir?
bildiğimiz şarap şişesi açacağı!
yabancı dillerdeki kelime anlamına bakarsak, tıpa açacağı, tıpa vidası.


şarap şişesi açmak, biz kadınların pek beceremediği, yapmaları için erkeklerden ricacı olduğumuz işlerden biridir. şarap şişesi açılacaksa ve etrafta erkek yoksa, bu teknik ve güç isteyen işi pekala beceririz becermesine de, bazen gücümüz yetmez işte.


ne demişler?
alet işler, el öğünür.
yine de öğünen elin becerisini göz ardı etmemeli, değil mi?
şu üstteki gibi hiç kullanamadığım çeşit tirbüşona hastayım!
lokantalardaki usta garsonlar, benim güç harcayarak, çekiştirerek yapamadığım mantar tıpayı şişeden çıkarma işlemini, bebek işiymiş edasıyla yapmazlar mı?
işte o zaman eşitlikçilikten vazgeçerim, "evet evet, bu erkek işi" derim!

kollarını açık tutup, vidayı şişe mantarının içine doğru çevirerek gönderip, sonra kolları iki kenardan ortaya toplayıp, mantarın yukarı çıkmasını sağlayan sistem, yine de en kullanışlısı bana sorarsanız.






peki güzel anladık da, "hayat dersi nerede" diyeceksiniz şimdi.
anlatıyorum:
arkadaşlarımdan birinin evinde tahtadan yapılmış bir tirbüşon vardır. şu yukardakilerden biraz farklı, şöyle tasarım kılıklı bir şey!
yıllardır o evde şarap açmak tam bir güç gösterisidir ve şarap şişeleri çekiştirile çekiştirile bir hal olunarak açılır.

geçende, daha önce o evde şarap şişesi açmamış bir arkadaşımız vardı, yemekte. sofraya oturulacak, "şarabı ben açayım" dedi.
o sırada hararetli hararetli önemli bir konu üzerinde konuşuyoruz.
şarap şişesi açma gönüllüsü, mantarı çıkarırken, "ne kadar güzel bir sistem yapmışlar, ne kolay açıldı" deyince, tartışma konumuzu unutup, şaşkın şaşkın baktık kendisine.
evsahibi "ne sistemi, çekiştirmeden nasıl açtın onu?" dedi, şaşkınlıkla.
"işte şöyle, önce aşağıya döndürüyorsun, sonra alttaki parçayla birleşince yukarıya doğru" diyerek sakince anlattı, usta.
hepimiz şaşkın bakakaldık.


kullanılan tirbüşonun size anlatmam çok uzun iş. sanırım teknik, şu kollu tirbüşon ile aynı, ancak tasarım ve kullanılan malzeme farklı.
yıllardır eksik iş yapılarak, işlevinin dışında kullanılmaya çalışılan bir nesne, meğer çok kolay iş gören gerçek bir aletmiş!


hayat dersine gelince; ders almaya niyetimiz vardı sanırım, birimiz "ne tuhaf, bazen çok kolay işleri nasıl içinden çıkılmaz, çözülmez hale getiriyoruz" deyince, hepimiz onu onayladık.


evet, öyle!
gözümüzün önünde duranı görmüyoruz, basit davranışlardan kaçıyoruz, becerememek korkusuyla yapmıyoruz, en azından denemiyoruz.


oysa herşey aslında ne kadar basit ve hayat aslında ne kadar kolay!
.

20 yorum:

Simon Templar dedi ki...

acaip pratik bir tirbüşon var, neden çok çok daha yaygınlaşmadığını anlamadığım. o kolları aşağıya bastırılanın bir üst versiyonu, sadece açar gibi döndürüyorsun ve mantar hiç bir güç kullanmadan, aşağı-yukarı filan yön değiştirmeden çıkıyor. işin garip tarafı, ben böyle bir tirbüşon alalı (TR sınırları içinde) rahat 8-10 yıl oluyor, ama daha hiçbir arkadaşımın böyle birşey gördüğünü görmedim. ben bunu genel olarak şaraba ilgisizliğe bağlıyorum.

Simon Templar dedi ki...

yıllar önce umberto eco'nun bir yazısı vardı (yeni yüzyıl düzenli yayınlıyordu onu bir köşe yazarı olarak), tekerlekli bavullardan bahsediyordu. bavul dik dururken ilk olarak dar kenara tekerlek koymayı akıl etmiş tasarımcılar. hemen bir tane edinmiş eco, çok seyahat eden biri olarak. ama diyordu, o dar kenar üzerinde bavulu dengede tutmak çok zordu. sonra geniş kenara konmuş tekerlek ve işler düzelmiş. teknoloji böyle deneme yanılma ile gelişiyor ve iyi tasarım kötüsünü yeniyor diyordu.
bana tirbüşon konusunda garip gelen, işte, hala iyi tasarımın kötüsünü yenmemiş olması, hala her yerde eskilerinin satılıyor olması, hala insanların onları kullanıyor olması.

Nehir İda dedi ki...

Evlendiğimiz sene galiba mö oluyor:) Şarap çok içerdik kocayla tabi tirbüşon filan yok vidayı mantara döndüre döndüre saplar sonra penseyle pıt diye çeker açardı:) Şimdi de evde var biz içemiyoruz.

音楽 dedi ki...

bilemiyorum ekmekçim, bugün hayatın kolay olduğu günlerden değildi mesela. bence ne zaman boşversen hayat o zaman kolay oluyor. bak mesela siz o tirbüşondan ümidi kestiğinizde o da size kendini göstermiş. belki beklentiyi sıfırlamak gerekiyor, birşeyden memnun olmak için.
sevgiler :)

Adsız dedi ki...

:)) çok tatlı anlatmışsın.
doğayla savaşılamayacağı gibi tirbüşonlarla da savaşılmaz. :)
m.

Hayatın Süs Payı dedi ki...

Hayata aslında bir çoğumuz at gözlüğüylemi bakıyoruz acaba ???

fatma sancak dedi ki...

Tirbuşonla aklımı deştiniz.
Geçen bir köşe yazarı, yazmıştı: Musluğa conta takamam, çivi çakamam, bakkala gidemem, topluma girince çekingen olurum vs, diye. Sonuna da eklemiş; …ama girdiğim her ortamda gülünecek bir malzeme bulurum ve hemencecik uyum sağlarım, demiş.
Şunun için dedim bunları. Herkes şarap açamaz, herkes kapı açamaz, telefon açamaz… Bir arkadaşım var mesela, telefonu öyle hoş açıyor ki, sadece açışını duymak için aramak istiyorum. Bir ablam var mesela, o kadar güzel yolcular ve öyle güzel karşılar ki kapıda, o aradaki zamanı bu ritüeller için feda edebilirim.
Gerçi siz korkaklığa ve biraz da dikkatsizliğe bağlamışsınız ama… Onlardan biri olduğum için belki, beceriksizleri seviyorum. Her şeyi becerseydik, -becermek kelimesini iki anlamda da kullanıyorum- dünya çekilmez bir yer olurdu :)

Adsız dedi ki...

Merhaba,

Yazinizi cok sevdim, benzer dertten muzdaripiz...:-)

ancak bir konu daha var galiba gozde kacan; kullanma kilavuzunu okumamak!!!

:-) sevgiler.

Bea

Tijen dedi ki...

Yok yok ben de restoran işi basit açacakları seviyorum. Hatta en çok Swiss Army çakımın mantar açacağını seviyorum...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Simoncuğum,Senin kullandığın, yaygınlaşmadığını söylediğin tirbüşon, bizim kullanmayı bilemedğimiz türdenmiş gibime geldi. Belki de aynısıdır!
:))
Teknoloji tasarımı, günlük hayatla ihtiyaçların doğru değerlendirilmesiyle bağlantılı. Belki biraz da pratik olmayı gerektiren bir konu; hem hayal edeceksin, hem de uygulayabileceksin!
Koay değil. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Ebrucuğum,
Arada birer kadeh içersiniz belki, bundan sonra... Kırmızı şarap önereyim size. :))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Müziciğim,
Umarım, yorumu yazdığın günden sonrakiler hayatın daha kolay olduğu günlerden olmuştur.:)
Beklenti konusunu bir ara ayrıca konuşalım, yazışalım. Ben, o kadar da aşağılarda, adeta yok, beklentinin yararlı olmadığını düşünüyorum. Biraz biraz, ama hep olsun. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

M.'ciğim, tirbüşon savaşının galibi!
Sen kazandın ama!...
:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Arseliceciğim,
Hayata at gözlüğüyle de bakıyoruz, uzak gözlüğüyle de, çiçek dürbünüyle de...
Galiba, o andaki ruhumuz bize nasıl bir gözlük verirse onunla...
Belki, bu seçimi hep bilinçli yapmalıyız?
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Fatmacığım,
Tirbüşonu şiddet içeren bir eylem için kullanmak mı? Olmaz olmaz, öyle şey!
O sadece, sohbete eşlik edecek bir içeceğin ortaya çıkışını sağlayan bir alet!
:))
Beceriksizliğe gelince, evet, bazı insanlar beceriksiz olmayı sevreler, bazısı da becerikli olmayı. Bu belki biraz da hayata neresinden baktığımızla ilgili, onun nersinde durduğumuzla.
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Bea, hoşgeldiniz! :)
Ve kullanma kılavuzları konusunda ne kadar haklısınız! :))
Yeni nesle dikkat ettiniz mi, hiç kullanma kılavuzu okumuyorlar. Aslında haksız da sayılmazlar, o kadar uzun ve ayrıntılı yazılmış oluyor ki, sabır yetmiyor.
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Tijenciğim,
Kullanabiliyorsan ki, el becerin nedeniyle rahat kullanıyorsundur kesin, eski tip olanının ne sakıncası var, değil mi?
En iyi alet en basit olanı zaten. :))

Adsız dedi ki...

Hos buldum Ekmekcikiz, cok tesekkurler!

Benim blogum yok, ama tesadufen bazi bloglari hep okur oldum. Sizinki de onlardan biri. Cok sevdim. :-)

Genelde yorum da yazmam ama simdi icimden geldi sizinle biraz dertlesmek; konu da yorum meselesi. Bazen gaza geliyorum ve birseyler yazayim diyorum, seyrek de olsa yaziyorum. Ama blog sahipleri tarafinda firca yemekten korkuyorum! Bana kalirsa hic de kotu, terbiyesiz yada haddini bilmez seyler soylemiyorum.

Cok sorun edecek seyler olmasa da kirici cevap almak hos olmuyor, uzuluyorum. Neden insanlar boyle? Ben niye cok ciddiye aliyorum herseyi?

Tekrar belirteyim, ben sizinle sadece dertlesmek istedim, sozum kesinlikle meclisten disari :-D

Sacma da oldu sanirim, ama sizi yakin hissettim. Bin ozur.. :-(

Bea

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Bea,

Şimdi doğruya doğru, blog yazanların kim olduğunu bilemedikleri adsızlara karşı bir "kıl olma" durumu vardır, genellikle. Ancak, sizin gibi bir isim koyanlar, blogu olmadığı halde izleyip yorum yazanlar bunun dışındadır.

Yazdıklarımı sevmeniz, kendinize yakın bulmanız koltuklarımı kabarttı, ne yalan söyleyeyim.
Siz hep gelin, istediğiniz yorumu yazın lütfen.
Kim bilir, bakarsınız böyle böyle blog yazmaya da başlarsınız?
Sevgiler size.
:))

Uygar Sağ dedi ki...

Merhaba;

Bence bide bu tirbuşonu denemelisiniz. İnanılmaz eğlenceli ve kolay... :)

Selamlar...