Salı, Ocak 25, 2011

"YA, N'ALAKASI VAR!"


"Çoğunluk" filminin adını ilk defa TV'de Antalya Festivalinin kapanış törenini izlerken duymuştum. Arka arkaya ödülleri aldı; En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yönetmen... Meğer öncesi de varmış, Venedik'te de Geleceğin Altın Aslanı'nı almış.
Film, Ekim ayında sinemalarda oynadığında görememiştim. Haftasonu DVD'sini aldım, dün gece seyrettim.

Yönetmen-Senarist Seren Yüce sinemamıza hoşgeldi!
"Bizim yalnız ve güzel ülkemizde" birlikte yaşadığımız "çoğunluk"u anlatıyor film; sakin sakin, hiç abartmadan, altını çizmeden, olduğu gibi. Böyle anlattığı için, film bittiğinde insan midesine yumruk yemiş gibi oluyor.
Çoğunluğumuz, tek tek bakıldığında iyi insanlar, kendi hallerinde yaşayıp gidiyorlar. Oysa bu davranışlar üst üste gelince kendinden büyük bir güç oluşturuyor; öğüten, kendine benzeten, aynılaştıran, ötekini yok sayan.

Film Mertkan’ı anlatıyor. Hayattaki tek itiraz sözcüğü, "ya, n'alakası var!" olan Açık Öğretim öğrencisi genç insanı.
Delikanlı "babasının inşaatlarının getir götür işlerine bakar, arkadaşlarla alışveriş merkezlerinde sağı solu keser, arabayla turlar. Bu basitliğe bir anlam bulmak için pek de hevesli değildir. Ne zaman ki Gül ile tanışır, boşluğu ve basitliği değerlendirmek için bir fırsat çıkar karşısına...."*

*Bu not filmin sitesinden, daha fazla ayrıntı için yazıya tıklayınız.

Yönetmen Seren Yüce, daha önce Yaşamın Kıyısında'da Fatih Akın'ın, Takva'da Özer Kızıltan'ın ve Pandora'nın Kutusu'nda Yeşim Ustaoğlu'nun yönetmen yardımcılığını yapmış. Çoğunluk, onun ilk filmi.
Filmin oyuncuları tek tek çok başarılılar, yine de Bartu Küçükçağlayan'ın En İyi Oyuncu ödülünü hakkıyla aldığını söylemeden geçemeyeceğim, çok iyi!

Burada Venedik'ta Geleceğin Altın Aslanı'nı aldıktan sonra yönetmen S. Yüce  ve oyuncu Bartu K. ile yapılmış bir röportaj var.


Şimdi lütfen, bu yazıyı okuyup, linkleri tıklayın ve sonra gidip filmin DVD'sini alıp, benim burada hepsini tek tek anlatmaya yerimin olmadığı ayrıntılar için filmi izleyin.
Midenize oturma pahasına da olsa...




.

12 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Bir filmde daha ortak paydada buluştuğumuza memnun oldum Ekmekçi Hanım kardişim:)
Aynı yumruğu ben de yedim mideme inan, keşke sinema perdesinde izleme şansım olsaydı, çok daha etkili olacağına eminim. Yeni sinemacılar insanı umutlandırıyor, yeni oyuncular da. Sinemamız iyi gidiyor iyi, destekleyelim:))

Epicurious dedi ki...

Sevgili Ekmekçikız,

Değişik ve hoş bir filme benziyor. Öneri için çok teşekkürler, edinip bir an önce izleyelim :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylaaım,
Bence de "Yeni Sinemacılar" can-ı gönülden desteklenmeli, filmleri indirilmemeli, para verilip DVD'leri satın alınmalı!
Eyy Ahali!
Duydunuz değil mii?
Hıı?
:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Meraklı Kedi,
"Edinip, izlemeli" düşüncene bayıldım!
Kesin!
:))

Simon Templar dedi ki...

yazının başlığı pek iyi olmuş da film için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Simon Templar dedi ki...

hatta, bu kadarla bırakmayıp yazdım da filmi. daha doğrusu, koymayı düşündüğüm bir yazımı bunu okuyunca hatırladım. yani tabi ki size karşı değil:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Simoncuğum,
Yazını okudum, biliyorum bana karşı değil, ama ben yazıyı sert buldum doğrusu.
Gerçi bir filmde sıkılmak nedir bilirim, ki, en son çok sinemaseverin pek beğendiği "I Am Love"da bana daral gelmişti. :))

Blogdaki yazına bakarak, filmi festivalde seyrettiğini ve çok film seyrederken değişen ruh halleri arasında, bu filmin kendine yer bulamamış olabileceğini düşünüyorum.

Çoğunluk'taki "içine şişik balon kaçmış genç"in, ne yazık ki bu toplumda sık rastlanan gerçek bir karakter olduğunu ve sırf bu nedenle bile, filmin seyredilmeyi hakettiğini düşünüyorum.
:)

Simon Templar dedi ki...

yok, festivalde seyretmedim. sonra vizyona girdiğinde gittim, o yüzden tek ben vardım salonda. sert oluşu bence hakedildiğinden fazla övgü aldığından. film gerçek karakterlerle dolu ama bu onu iyi bir eser yapmaya yetmiyor bence. biraz kaba saba anlatıyor anlattıklarını, gösterdiği insanlar gibi. herhangi bir merak ettiğiniz yanı da olmuyor. o yüzden kötü değil, ama en azından benim için zor katlanılacak bir yapıt çıkıyor ortaya.

Simon Templar dedi ki...

en iyisi örnekleyeyim dedim. filmi açık ediyor değilim, zaten açık edilecek bir sırrı da yok filmin, ama yine de izlememiş olanlar kaçınabilir.

mesela hatırladım, baba yolda giderken camını açıyor ve arabanın küllüğünü sokağa döküyor. bunu da arkadan gösteriyor, ince bir gözlem gibi. oysa değil, hepimizin defalarca gördüğü, çoktan farkettiği birşey bu. kaç kere kavga etmişizdir böyle yapan kişilerle, veya zor tutmuşuzdur kendimizi.
veya babanın kıza yaklaşımı. adamın tavrıyla ilgili kötü bir imge çizmek için özel uğraşılmış ama bir yandan da bunu alttan alta veriyor gibi yapmak için (çünkü o sırada bir şiddet uygulamıyor baba, yasaklar koymuyor, yani izleyici için direk bir kötülük olarak algılanacak birşey yapmıyor). o yüzden de belki bir film klişesi değil, ama bir günlük hayat klişesi gibi oluyor bence.

izlenmeli görüşünüze katılıyorum, bence de mutlaka izlenmeli. ama bence izlemenin ilk etkisi geçince, bir süre sonra siz de benim gibi düşüneceksiniz:)

Elmoş dedi ki...

Simon'un/ın yazısını okumadım, ama söylediklerine kendimce katılıyorum. Türkiye'de genç
neslin her akşam yüzbinlerce tweet, blog postu, Ekşisözlük entrysi formunda ortaya koyup, anında tükettiği tespitler ısıtılıp, bilmeyenine yepyeni bir perspektif gibi sunuluyor bu tür yapımlarda. Yine de bir çabadır, takdir ediyorum. Hangi bakımdan takdir ediyorum, şundan; Türk filmi orta direğin düz hayatını gözlemlemez. Ya fakirin azabını, ya zenginin konağını konu alır. Burada en azından "akşama ne yiyeceğiz bey", "çok üşüyorum babacığım sobaya odun atsana" edebiyatı kenara konmuş. Sağ olsunlar. Sadece bu yüzden bile kanaatten geçer not alır bu film. Karakter derinliği yine sıfır bu arada. Maalesef. Çok sıkılan çocuğun içindeki boşluk çok daha güzel bir anlatımla izleyiciye derinlemesine nüfuz ettirilebilirdi. "N'alakası var" sloganıyla iki cümlede bir göze sokulmasına lüzum yoktu.

"Ya seyirci anlamazsa, zekamızın hakkını vermezse" telaşı Türk sinemasının sonunu getirmez umarım.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Simoncuğum,
Haklısın, çoğu defa bir filmi merak saiki ağır basarak seyrederiz, bir romanı, karaktere nasıl can verildiğinin cazibesiyle bir solukta bitiririz.
Fakat bazen de, düpedüz hayatta dışardan izlediğimiz gibi olan da bize bir şeyler anlatır.
Bu film, bana yaşadığımız toplumun düz, çıplak gerçeğini hatırlattı, tüm acımasızlığıyla.
Düşündüm ki, bu tesbiti paylaşmak isteyenler olabilir, o nedenle izleyin diye önerdim.
Sinema yoluyla sanat yapmak farklı bir şey, biliyorum. Yine de, bu ve benzeri filmler sayesinde şu şapşal TV dizilerinin dışında da seyredilecek, üzerinde konuşulacak bir şeyler var bu memlekette, hiç değilse.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Elmoş,
Aslına bakarsan, o çocuk içindeki boşluğun farkında olsa, belki olay başka yöne dönerdi.
Orta sınıfımız içlerindeki boşluğun bile farkında değil ki!
Hayat sahiden, "ya n'alakası var ya" düzeyinde seyrediyor oralarda. Filmdeki delikanlının yaşıtı, ama, biraz daha olan bitenle ilgili gençleri gözlemlediğim için bu kadar kestirmeden konuşuyorum.

Tekrarlıyorum, yine de bunları konuşmamıza neden olmak nedeniyle bu film izlenmeli!
:)