Cuma, Ocak 28, 2011

DEDEM ANLATIYOR (2) "Hayatımdaki en tatlı uyku, işte o vakitki."

YEDEK SUBAYLIĞA GİDİŞ, FİLİSTİN CEPHESİ

İstanbul’a gittik. şimdiki Üniversite, eski Harbiye Nezareti.

Malatyalılar bulunduğu Sahraçlıhan’a gittik. Şahraçlıhan’da Aşıkzade Yahya bey,Osmanzade Yahya bey, Halep’te iken yanlarından ayrıldığımız tüccar Haci Hacebüş, Vaazoğlu Hacı Ahmet, Dursunzade Veysel. Onlar da Sahraçlıhan’a geldiler.
O vakitler yüksek okulların hepsini kapatmışlar, Harbiyeyi kapatmışlar, askeri ve mülki idadiden mezun olanlar da, yahut yüksek tahsil görenler de, yedek subay talimgahına girip, dokuz ayda, bir senede staj görerek zabit namzeti olarak orduya gönderiliyordu.
Saraçlıhan'a gelen Tokat’lı arkadaşla görüştük. Yedek subay talimgahının vaziyetini anladık. Erenköy, Maltepe, Suadiye, Bostancı, Pendik, Kartal, buralarda yedek subay talimgahı bulunurdu. Daha okulunu bitirmemiş olan iki arkadaşımız Malatya’ya geri döndü. Biz mecburi, iki arkadaş gittik; talimgaha kayıt olunduk.
İlk evvel acemi ikmal devresi vardı, birinci devre; ardından ikinci devre, üçüncü devre. Ki bu devreleri bitirdikten sonra , ben biraz da talimgahta muallim olarak kaldım. Sonra Filistin cephesine sevk edildim.


Filistin cephesine giderken Halep’te onbeş gün karantina altına alındık. Sonra on beş gün de Şam’da karantina altına alındık.
Filistin cephesinde 191. Alay, ikinci tabur, dördüncü bölgeye verildim. Üç ay, Filistin cephesinde, Hayfa, Nablus bilmem ne, bulunduk; o günlerde, o mıntıkalar, İngiliz süvarilerince işgal edilmişti; biz 20.fırkada onların karşısında cephede bulunuyorduk.
Ben beş-altı gün cephede kaldıktan sonra, bir hafta kadar, Suriye Karargahına, acemi erleri yetiştirmek üzere istendim. Üç ay kadar fırka karargahında kaldıktan sonra, cepheye döndüm; ertesi günler, İngilizler taarruz ettiler. Ben bir sırtı tutmaya memurdum, on-onbeş tane İngiliz süvarisini öldürdük, ateşe tuttuk.
Ricat başladı. Onlardan aldığımız filintalar ile kaçtık. Bir köye geldik. Köyde, her zaman 8-10 maden liraya bir filinta satılırken, bu sefer, bir İngiliz süvari filintasını bir okka keçiboynuzuna sattık. Askerler o keçi boynuzu ile bir parça ekmek yediler. Çünkü iki-üç günden beri açtılar.


Arap yarbayları, albayları, binbaşıları ,orada hemen arap elbiseleri giymişdi, o köyde kalıyorlardı. Biz, bir çavuş, bir teğmen, üsteğmen, Ahmet isminde, ben, 40 erle beraber, geriye gitmeye başladık. Yani "kaçalım, 7. Ordu civarına geçelim, Bağdat cephesine gidelim" derken, bir baktık, etrafımız çevrilmiş. Mecbur olduk, Hindu, Hint askeri veya Pakistan askerlerine, bir yüzbaşıya teslim olduk.
Teslim esnasında, Arapların rivayeti "Türkleri işte kurşuna diziyorlar, Araplara bir şey yapmıyorlar filan" şeklinde idi. Hakikaten baktık, orada kırk-elli ceset kurşuna dizilmiş; orda gördüğümüz manzara karşısında, ben aklımı kaybedercesine sersemleşmişim. Neticede, teslim olduğumuz sırada, Pakistanlı yüzbaşı Arapça biliyormuş. Benim yanımdaki üsteğmen Ahmet de hafızı burhan idi; o da Arapça bildiği için konuşuldu, ricada bulunduk. Bize zahmet verdirilmemesi, yolda biraz su verilmesini filan istedik. Aç bırakılmamamızı istedik.


Evvela bize, subaylar kamyonla gideceksiniz dediler, halbuki sonradan denildi ki kamyon yoktur, siz de erlerinizle beraber karargaha Kudüs kadar, yayan gideceksiniz denildi. Neticede gene bir kamyonla gene Kudüs’e bizi ayarladılar, Kudüs’e gittik.
Elbiselerimizi soydular soyduk, elbiselerimizi etüve verdiler; zaten siperler bütün bit kaynıyordu; gündüz de sivrisinek ile sersemliyorduk. Kudüs’te elbiselerimiz etüve verdiler; biz çırılçıplak güneşin altında, bekledik; sonra vücudumuzdaki o bit yeniklerinin şeyi için, kireç kaymağı suyu dolu havuza batırıldık, çıktık. Orada biz zannediyorduk ki 40-50 subayız; yahut 100 subay. Bir baktık ki orada var 800-1000 subay.


Kudüs’te birleştik. Bizi oradan aldılar, Süveyş Kanalından öylece Mısır'a gönderdiler, kamyonlarla.
Başlangıçta, öyle çıplak, güneşin altında, bir saat iki saat yanmak ve yandıkça da, nişadır sürtülmüş gibi, önümüz arkamız açık, böyle dolaşmak, bize o kadar fena geldiydi ki intikam hissi içinde çırpınıyorduk. Sonradan da memnun kaldık.
Ben işte orada etüvden elbiseler çıktıktan sonra, bir bina yahut bir ev kapısının önünde sırt üstü yatmışım, ekmek torbasıyla bir tas bulmuşum, zaten kaput, maput hiçbir şeyimiz yok, öyle yatmışım, 14 saat uyanmadan kalmışım; hayatımdaki en tatlı uyku, işte o vakitki.


Gittik Mısıra, Süveyş’ten öyle; kamyonlarla Kahire civarına bir karargah kurmuşlar, adına Guesna kampı diyorlar, subaylar için ayrı bir kamp var; oraya götürüldük; bizi aradılar, parası olanlarınkini yazdılar, olmayanları kaçıranları da not ettiler.
Askerlerle esir düştüğümüz zaman, acıkmışız; Pakistanlı askerlerin aşure çorbası gibi bir çorbası vardı, bir de sigara ve kibrit istiyorduk; her birisi bizi gözlüyordu. Peksimetleri ortaya koymuşlar, isteyen alıyor; biz kendi cephemizde, paslanmış küflü ekmekleri veya tayin’leri yiyorduk; bazen onlar bile elimize geçmiyordu. Kampta, peksimetleri getirdiler, ortaya koydular. İngiliz askerlerine yahut Hindu askerlerine et konservesi kutusu veriyorlar; Pakistanlı bunu yiyemiyor, et konservesini; onlara da reçel konserve kutuları veriyorlar; işte her birisine birer tane ikişer tane vermişler, getirdiler hepsini bizim önümüze attılar.
Baktım, Ahmet efendiyle, o üsteğmen, ben de teğmenim, önümüze yığılmış; biz, sarhoş gibi, sigaranın birini yakıyoruz, birisini söndürüyoruz; sarhoştan daha sarhoş olmuşuz; ben öyle olduğum gibi, askerler de öyle, neferler de öyle.
Sonra sabaha yakın oldu, işte; bizi aldılar dediğim gibi getirdiler. Hayatımda da en tatlı yemek, o Pakistanlının vermiş oldukları aşure çorbası gibi çorba olmuştu. Biz, Alaman çorbası veyahut başka yemek yüzü görmedik o cephede. O vakit işte öyleydik. Onların verdiği peksimeti sonra reçel, sigara, kibrit v.s. onları askerlere dağıttık.

Sonra:
Mısır'da Esaret, Yurda Dönüş ve Yeniden Cepheye Gidiş


.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

I seldom leave comments on blog, but I have been to this post which was recommend by my friend, lots of valuable details, thanks again.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Adsız,
Yazıyı okuyup, değerli ayrıntıların tadına vardığınıza göre, size kendimi daha iyi ifade edebildiğim dilde teşekkür edebilirim.
Yazdığınız için ben de size teşekkür ederim.
Umarım daha sık yazarsınız.
:)