Pazar, Şubat 13, 2011

DEDEM ANLATIYOR (7) Savaştan Sonra Eve Dönüş

MALATYA’YA DÖNÜŞ

Geldim: Kardeşim mektebi terk etmiş, amcam ölmüş, dayılarım ölmüş. Kardeşim, orta mektebi bitirdikten sonra, idadi (lise) kısmına geçmiş. Sınıf-ı ishare, hazırlık sınıfı namıyla yeni bir sınıf ilave ediyorlar. O ordayken, mektebi terk ediyor. Bu defa kunduracılığa başlıyor.

Bana, yaralandım bilmem ne diye, 100-150 lira kadar bir para geldi. O maaştan başka, İzmir’den Malatya’ya kadar harcirah almıştım.
Baktım, kardeşim, az çok sanatı elde etmiş. Orada, ustasının bir oğlu var; ikisi beraber çalışsın dedim, olur dediler. Biz sermaye verdik 100-150 lira kadar bir şey. Başladılar, kunduracılık yapmaya, sonra kendilerine yardım için kalfa tutmaya, bilmem ne etmeye kalkıştılar.

ÖĞRETMENLİK

Biz de ilk mektep muallimliğine müracaat ettik. Başka iş yok. Bize Çarmuzu muallimliğini teklif ettiler, peki dedik, gittim oraya.

Çarmuzu okulu, kış oldu mu sınıf 80-100 kişi oluyor, tek muallim.
Bizim eve bir saat mesafede, yahut yarım saat mesafede, çamurluk, oraya gidip gelmek biraz zor.
Kış oldu mu 80 kişi, yaz oldu mu 20 kişi 10 kişi kalıyor. Ben 1-1,5 sene orada öğretmenlik yaptım.
Sonra okulu lağv ettirdim; burası işte şöyledir, böyledir, filandır dedik, kapatmak için maarrif müdürlüğü tarafına bildirdim. Maarrif müdürü de kapanmasını emretti, kapandı. Mektep Marttan itibaren kapanmıştı.

Şimdi bana, şehir içerisinde bir yer evvelden veriyorlardı, bu defa diyorlar ki bir saat mesafede filan yere gider misin? İki saat mesafede filan yere gider misin, köy mahalleleri?


ZİRAAT BANKASI MEMURLUĞU

Ben de o sıralarda Ziraat Bankası imtihanına girmiştim, memur olmak için. Muallimlikte 27-30 banknot elime geçiyordu. Bunun 15ini anama verirdim ki eve harcaya. 15iyle her gün kahveye giderdim, icabında hariçte yemek yerdim, lokantaya bilmem ne.
Ziraat Bankasına imtihanında 8 kişiydik, dördümüz muvaffak olduk, kazandık. Beni Kangal’a verdiler. Kangal Ziraat Bankası muavinliğine. Ziraat bankasına 40 lira ile geçtim.

Kangal Ziraat bankasına gittiğim zaman, orada birçok ağalar, zenginler vardı. Sonra memurum da iyi bir adamdı.
Anam hasta olduğu için, hemen götürmedim. Ben gittim, ev tuttum, evin eşyasını filan nakletmek de için birisiyle konuştum. Sonra kömürünü, odununu temin ettim, yerleştirdim.
Ondan sonra anama, bacıma "gelin" dedim, getirttim. Bir de baktım ki kardeşim de geldi.
Ben para vermiştim, kardeşimi kunduracılığa oturtmuştum. Güya verdiğim sermayesini kazanıp bana iade edecek ki ben evleneyim.
Bekarım, daha 23-24 yaşlarındayım, evlenmek hayali kuruyorum.
Atatürk’ün "şapka inkılabı" yaptığı zamanlardayız.

Kardeşim işini gevşek tutar, hadi bakalım kahvede gider, dükkanı çıraklara bırakır, kahvede kağıt oynar, akşamı üzeri kerhaneye gider, biraz da içer, bilmem ne eder.
Ben eve gelirim, "ana şöyle şöyle" derim, o "yok yapmaz oğlum".
Hadi bakalım biz kerhane yolunu boyladık. Gittik, içeri girdik, o karının yanından çıkaracağız, bize karşı gelmeye başladı.
Neyse aşağı geldim, zorla önüme kattım, bu sefer önümden kaçtı, filan. Yanımda da tabanca var, arkasından bir iki el havaya ateş ettim, korksun tekrarlamasın diye.
Geldim, "ana şu oğlunun yaptığına bir bakar mısın?" diye anlatıyorum, o hala "yok yapmaz" diyor, yine inanmıyor.
Neyse o para böylece gitti.

Ben Kangal’a Mart veya Nisan'da tayin olunmuştum, güze kadar bekar olarak kaldım, yalnız başıma.
Biraz para biriktirdim, o vakit kefalet istiyorlardı, kefaletli bir memur olmak için gerekli 150 lira kefalet paramı kendim temin ettim, sonra anamı çağırdım, baktım kardeşim de gelmiş.
Anam dedi ki "elini ayağını öpeyim oğlum, kardeşinin haline ses çıkarma. Ne yapalım, geldik işte".
Peki, dedim, anamın hatırı için.
Arkadaşım da iyiydi, memur arkadaşım.
Orada, bir kunduracı dükkanı makinasıyla, kalıplarıyla, diğer eşyaları ile satılıyordu, aldık, onu tekrar kunduracılığa oturttuk.
Parası? Param yok, parasını da memur arkadaşım verdi. Adam ödersin filan dedi yahut da öder dedi. Başladı işe.
Birden bakıyorum, yine etraflara filan karı peşine düşmeye başladı.
E biz de bekarız, karı peşine düştüğümüz var mı?

O kışın, anam ağır bir şey kaldırmış, ağır geliyor, omuzlarında ağrısı oluyor. Sağa sola çeviremiyor. Anam öldü.

Anam öldü.
Öldüğü odada kavga ettik, birden baktım ki evin eşyası diyor, hisse istiyor.
Ne istiyorsun?
Yatak.
Başka ne istiyorsun?
Şunu istiyorum.
Aldı, verdim.
Aldıklarının bir kısmını mezata verdi, mezatta sattı.
Ben de kahrederek, almadım bile, zaten halimiz de yok gibiydi. Kilimler vardı, yatak ev eşyası, diğer şeyler.

Kangalda, yeniden Malatya şubesi için, Ziraat Bankasına müracaat ettim, kabul edildim.
Geldim, bacımla kamyon tuttuk, eşyamızı aldık, Malatya’ya geldik.

Malatya’da evimizi kiraya vermiştik, dayımın evinde anamın hissesi vardı, gittik o eve, kiracı çıkıncaya kadar orda kalalım dedik.
Dayımın kızı, karısı, bir takım bahanelerle mahkemeye müracaat etti, davanın ardından da bizim hakkımız tapuya intikal ettirilmedi. Sonra evimize geçtik.

Bankadaki kefaletime verdiğim parayı çektik, aldık ki evlenebilelim diye.

Sonra:
Evlenme ve sonrası...
Kurşun Yağmuru
.

Hiç yorum yok: