Çarşamba, Şubat 02, 2011

DEDEM ANLATIYOR (3) Mısır'da Esaret ve Sonrası

GUESNA KAMPI

Bize bundan sonraki yemeği, Kahire civarında Guesna kampına geldiğimiz zaman, yolda bir yerde verdiler.
Yemek yediğim zaman ve ardından biraz yerleştikten sonra, yatak v.s.gösterilince, kurşuna dizilmeyeceğimizi, hayatımızın emniyette olduğunu, burada bir süre kalacağımızı, falan, hisseder etmez, bir parça ayılmaya başladım. Sonra verilen yemek, bana çok leziz, çok tatlı geldi.
Lakin etrafımız tel örgü ve nöbetçi ile dolu… Bize yatmak için verdikleri: iki minder ve iki battaniye ve kamışlardan örülü şeylerle, karyola biçimi yatak yeri. Her gün, onları yerinden çıkarır, dışarı güneşlettirir, bilmem ne ederdik.
Karargahımızda, sağda 500 kişi, ortada 500 kişi, 500 kişide solda toplam 1500 subay vardı. Onlara 150 neferi hizmet için vermişlerdi; o 150 nin 50 si helalardaki kovaları dökmeye, 50 si oraları temizlemeye, 50 si de iaşeye, aşçılık mahçılık yapmaya vazifeli idiler.
Biz bu surette 23 ay kaldık.

Oradaki kampta, sağda Çırpıcıların Sakip vardı, katip sınıfındandı, sonradan öldü. Solda, Vaizoğlu Ercis bey, Alay Müftüsü Ahbapzade Şevket ( Onun oğulları şimdi albay oldu, onun torunları da var).
Ayrıca Mülkiye mezunu Aziz bey vardı, orada ajans çıkartırdı. İngilizler yolun ortasında bir cephane bulup o bahane ile onu hapsetmek isterlerdi, fakat o da kurnazdı; Arapçadan Türkçeye haberler alırdı; iaşe heyetine de dahildi, onun için dışarı çıkabilirdi. İngilizler o sırada da onu takip ederlerdi.
Ben, kampta bir sene geçtikten sonra , hemşerileri falan tanımaya, gidip gelmeye başladım.

Guesna kampından sonra, biraz da Seydi Bey kampına geldik; birkaç ay da orada kaldık. Guesna kampında Cemal Gürsel de esir bulunuyordu.(Erzurumlu ve orda üstteğmendi; sonra ikinci istiklal harbinde, bizim alay yaveri olmuştu. 15. Fırkanın 38. Alayında komutan amcası olduğu için, Cemal Gürseli yaverliğe almıştı. Ve bizim alayın, 38. Alayın yaverliğini yapıyordu.)
O sebeple, Celal Gürsel’le Afyon Dumlupınarda, yine görüşmüştük.


YURDA DÖNÜŞ

Esaretten İstanbul’a geldiğimizde, düşman İstanbul’u işgal etmişti, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar. Ve Yunan da İzmir’e asker çıkartıyordu; kuvai milliye onlarla uğraşıyordu.
Bundan cesaret alan Rumlar, Ermeniler şımarmış, her tarafta katliam yapıyorlardı. Bir kısım subaylar da, orduyu terk ederek kaçıyorlardı.

İstanbul’a ilk çıktığımda, Malatya Mebusu Arkutuzade Mehmet efendiyi bulmuştum.
O vaktin Mebusu, İstanbul’daki mebus, İstanbul’a giden oydu, İstanbul’daki Osmanlı Meclisinde bulunan. Fevzi hoca ise Ankara’ya Kuvai Milliye’ye iltihak etmişti; o da Ankara’ya Malatya Mebusu olarak.

İstanbul’da bir ay kaldık. Bize bir harcırah vermediler. Bir aylık maaş verdiler. Yol açıldı, Samsun yolu açıldı.
O vakit başa Tevfik paşa kabinesi geçti. Tevfik paşa kabinesi zamanında, Atatürk veyahut başka subaylar kaçmış, Anadolu’da Samsuna, gitmişlerdi. Biz de bir arkadaşla beraber, Tıbbiyede okurken askere alınmış, Kadir ismindeki Malatyalı bir arkadaşla, Samsun’a, bir Rus vapurunda, bilet aldık.
Bize harcırah vermemişlerdi.
Halbuki Samsuna çıkar çıkmaz, yedek subaylara harcırah vermeleri ve Malatya’ya kadar göndermeleri lazımmış. Bizler müracaat etmedik. Yalnız orada, Aşıkzade çıktıktan sonra Yahya bey, Kabuzade Yahya beyler vardı, tüccar; onlardan para aldım.
Malatya’ya doğru yola çıktık; Sivas’a geldik. Öğrendik ki Sivas yolunda, Cevat Paşayı soymak istemişler, kendisini Amerika’dan gelen zengin Pötürge’li işçi zannetmişler; Paşanın arabasını almak istemişler, yaveri de çıkmış; yaveri de öldürmüşler. Kangal'la Alacahan arasında bir yer. Sonra bakmışlar ki Paşa. Paşaya el vurmamışlar. Paşa öylece kurtulmuş. Cizre cephesi komutanlığına gidiyormuş, orada Filistin cephesinde ordu komutanıydı. O günlerde Memleketin ve yolların hali bu.

Sivas’ta üç beş gün geçirdik. Sonra bır araba tuttuk, Malatya’ya geldik. Halbuki Kuvayi Milliye devrinde, benim gibi esaretten azad edilen yedek subayların harcırahlarının verilmesi için de emir vermişler. Benim haberim olmadı; harcırah almadım. Sonra esaret matlubatı diye bir ücret tahakkuk ettirildi, 300 bilmem kaç lira, onu da almadım; "para yoktur" dediler.

İstiklal harbine gidinceye kadar altı ay kaldık. Her tarafa başvurdum; açık memuriyet istediğin kadar, lakin askerlikle alakan olmayacak diyorlar. Biz ise subayız, bugün silah altına alınmazsak yarın alınacağız. Ben ve arkadaşım, yine jandarma albaylığından emekli Hüseyin, beraber askerlik şubesine gittik, hemen muamelemiz yapıldı. Diyarbakır’a sevk olunuyoruz. 50’şer lira harcırah aldık, araba tuttuk, Elazığ’a gittik. Elazığ’da orada yazıcı olan birisi "yahu kolordudan; emir var, dedi, esaretten avdet eden subaylar en son postada silah altına alınacaklar" diye.
O günlerde Elazığ’da kolordu bulunuyor; ordu da, Cizre cephesi, Diyarbakır’da bulunuyor. "Git, yine Malatya’ya, dediler, orada müracaat et; ne edeceksin askerliği, filan".
Ben de zaten bıkmışım, usanmışım; daha 20 yaşında bir adamım, saçımda aklar çıkmaya başlamış; ölüleri görmüşüm, İstanbul’da, asılan subayları görmüşüm; harcırah marcırah verilmeden de savaşmış, gelmişim. Altı ay kalmışım, altı ay sonra, hadi bakalım Diyarbakır’a Cizre cephesi komutanlığı emrine.
Orada bir dilekçe verdim; dilekçeden sonra, kolordu soruyor: "Bu esaretten gelmiştir, son postada sevki hakkında ordunun yahut müdafai milliyetin emri olduğu halde, sen künyesi aşağıda yazılı M. Sabri efendiyi neden sevk ettin" diyor.
Şube de "emir gelmeden önce, sevk olunmuştur" diyor.
Halbuki yalan, ne emri gelmeden, emir geldikten sonra sevk olunmuştuk. Kolordu orduya sual ediyor; ordu da "milli müdafaanın emriyle, tekrar bunu terhis edin" diyor.

35 gün orada kaldım; verdikleri parayı, orada sarf ettim Elazığ’da. Orada bir tanımadığım Malatya’lı, yazıcı olan bir Malatyalı'ya derdimi anlattım.
Dedi verelim Erzincan’a kadar harcirah, 52 lira. O zaman için epey para, şimdiki 5000 lirayı tutar. Aldım 52 lirayı, 30 lirasını sarf ettim, yeniden araba tuttum Elazığ’dan Malatya’ya kadar.


Sonra:
İstiklal Savaşına Gidiş

Hiç yorum yok: