Perşembe, Şubat 03, 2011

SİZİN SALINCAK HİKAYENİZİ DUYMAK İSTERİM

Son günlerde bir atalet hali var üzerimde, yazamıyorum. Yazdıklarım da tuzu ayarlanamamış çorba ya da, şekeri fazla kaçmış kek gibi.
Dedemin anılarını saymıyorum, onlar bugüne ait değil, geçmişe çevrilmiş fener gibiler.


Bir yandan iş-güç var, değil oturup yazmak, komşuları okumaya bile fırsat bulamıyorum. Oysa, sizinle bir sohbet edesim de var.


Gelin bu defa siz yazın; bu sayfadaki fotoğraflara bakıp, size düşündürdüklerini yazın.
Belki, bana da ilham gelir.
Belli mi olur?

.

16 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Hımm, benim salıncak hikayem pek hoş değil ne yazık ki. Gerçi şimdi yıllar ötesinden bakınca epey eğlenceli geliyor ya.
Ben henüz pek miniminnacık, şirincik, uslucuk bir kız çocuku iken, okula bile gitmez iken her öğlen anneannem tarafından uyanınca evin yakınındaki çocuk bahçesine götürülmek vaadiyle uykuya yatırılırdım. Çoğunlukla gözkpaklarımı sımsıkı yumup hayaller kurarak çok seyrek de uykuya dalarak geçirilen bu işkence saatlerinin sonunda anneannem elimden tutar yola düşerdik. Giderken eski Konservatuarın köşesine konuşlanmış kozhelvacıdan bir "kuşlubaş" (bu benim o zamanlar kozhelvaya verdiğim isim) alır son lokmamı yutarken de parka girerdik. Böyle günlerden birinde ben salıncağa hamle ederek anneannemin elinden kurtuldum ve üzerindeki çocuk tarafından hayli hızlandırılmış tahta salıncak gelip alnımın tam ortasına çarptı. Canım çok acıdı acımasına da asıl anneannemin halinden korktum. Kendisine emanet torununa iyi gözkulak olamadığını düşünüp üzülen anneannem kendini yerlere attı. Bir yandan salıncaktaki çocuğa bağırıyor, bir yandan "torunum gitti, torunum gitti" diye çığrınıyordu. Gittiğim falan yoktu, alt tarafı alnım yarılmış biraz kan akıyordu ama anneannemin tepkisine bakıp ben de koyuverdim çığlığı. Bütün millet başımıza üşüştü, park bekçisi tendürdiyotla geldi, pansumanlandık, yüzümüz gözümüz yıkandı ama anneannem hala yatışmamıştı. Bereket salıncaktaki haylaz oğlan çocuğu kaşla göz arasında yokolmuştu, aksi halde anneannem onu yokedebilirdi. Alnımda gazlıbezden bir çiçek, gözlerim kızarık, yanımda süklüm püklüm anneannemle eve döndük. Yara kapanana kadar prenses muamelesi gördüğümü de belirtmeden geçemeyeceğim. Yaranın izini ise o günün anısına hala alnımda taşıyorum:))

Meyra dedi ki...

salıncak süper:)) çocukluğuma iniyorum hatta indim bile:) evimizin yakınında park vardı salıncağı kocaman sırayla binerdik ama annem izin vermezdi her dakika gitmeme bende kaçardım iki sallanır eve gelirdim dinlenir tekrar tekrar aynı işleme devam ederdim:) bigün annem beni bulamayınca bahçede çıldırmıştı tabi adres belli gelip aldı beni bir kamyon sözle:(( bidaha parka annemin haberi olmadan gitmekmi asla..!! ama itiraf ediyorum salıncak neşe demek, eğlence, paylaşım, sonsuzluğa kısa kısa uçmak gibiydi o zamanlar...

Eleştirel Günlük dedi ki...

Ilk okul 5'deydim ve platonik bir askim vardi. Ah ben her zaman asiktim zaten. Bayramdi. Salincaktaydim. Nasil da ucar gibi saliniyorum. Bir baktim ki o da orda. Selam vermisim. Gozlerimi evde actim. Dusmusum ve bayagi bi yerde suruklenmisim... :-) Yine de guzeldi...

estergonyesil dedi ki...

Salıncak benim için gökyüzü demek salıncağa minnacıklığımdan beri binişim herkes gibi oturarak değildir benim. Ben salıncağa bindiğimde direk başımı arkaya atar ve gökyüzünü izlerdim sanki biraz daha yukarı gidersem gökyüzüne dokunacakmışım gibi gelirdi. Bulutlarla konuşurdum onlara şekil verirdim sanki bulutlara atlayacak gibi hala öyleyim binince direk arkaya atarım kafamı :) eşim sallar saçlarımı sever ben yine beraber gökyüzündeki o bembeyaz bulutlarda mutluluk haayalleri kurarım :)

KabaKulak dedi ki...

salıncahta sallanırken atlayıp özgür guşlar gibi hissetmenin moda olduğu zamanlardı, arhadaş ayı bozması köpeğini getirmişti yanında, ilkleri tırsıyoduh da sonraları biz ona o bize alıştı. bigün yine moda gereği salıncahtan atlıyorum, gulahlarımın ivmesinin bana vermiş olduğu güce binayende kimse benim atladığım yerleri düşünemiyo. O gün gızlar gelmiş bizim elemanın ahrabaları şöle bi süzülim de alayı bana bi göz kırpsın isdediydim. aldım hızımı efenemine sölim, bi atladım atlar atlamaz bizim arhadaşın köpeği beni havada yahaladı. uçan şeylere zaafı varmış itoğlu itin.

şimdi bu salıncah hikayesi de olabilir, havası fısalmış bi kocakulah hikayesi de olabilir, dandik bir it hikayesi de olabilir.

Köşenin Delisi dedi ki...

düşme korkusu, sanki salıncak her an vidalarından sökülüp fırlayıp taaa ileri uçacakmış gibi büyük bir korku. Ama yine de binmek, yine de sallanmak, yine de hızlanmak. Saçların havalanıp yüzüne yapıştığında, öne gider gitmez arkaya savrulacaklarını ve yüzünde rüzgarın o ferahlığını yine hissedeceğini bilmek..

ayçobanı dedi ki...

Ben salincakli ama baska bir seyler yazayim, hatta mayis ayinda da update edeyim bu yorumu. gecen hafta Bonn Sanat Muzesi'nde bir gorusmedeydik. Gec baharda genc bir sanatcinin instolasyonlari sergilenecekmis ve en onemli parcasi da hayatin salinimini gecmis ve gelecek arasindaki dalgalanmalari anlatan salincakli instolasyonu olacakmis. Biz de bu muzenin onune ayni donemde daveti pekistirecek gercek, kullanilmasi beklenen bir salincak tasarlayip yerlestirecegiz... Dedigim gibi orada olup bitecekleri donup buraya aktaracagim :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Sakınan göze çöp batarmış ya, anneannenin kıymetlisi olarak korunup kollanmak gerektiği mutlak bir durum. Buna rağmen "emanet çocuk"un kaza geçirmesi, ona ne zor gelmişti ki kimbilir, ortalığı ayağa kaldırmış!
Çocukluktan gelen nişanlar -izler :)- taşınması en keyifli olanları değil mi?
:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Meyracığım,
Evinin yakınında park olacak ve çocuk oraya gitmeyecek ya da annenin işlerinin bitmesini bekleyecek! Olacak iş mi?
Şimdi olsa, yine kaçarsın bence! :))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Eleştirel,
Eminim, gözlerini açtığında, "yavrum, salıncakta eller bırakılmazzz!" diye sıkı bir azar da yemişsindir. :))
Hem aşık olmayıp ne yapacaktın? Ne güzel hatırlanıyor şimdi, bak. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Estergonyeşil,
Ne güzel yemekler yapmışsınız öyle, elinize sağlık! :)
Demek siz, şu ikinci fotoğraftaki kız çocuğu gibiydiniz?
Ne hoş! :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

KabaKulak,
Şu uçan şeyleri seven it sizi kapınca epey hırpalamış ve acı vermiş olmalı ya, okurken ben çok güldüm. Kusura bakmayın, n'olur! :))
Sonra ite ne yaptınız dı?
;)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Deliciğim,
Adrenalin pompalanıyor olmalı tüm vücuda; hem kork hem bin yine de...
Korkunç zevkli! der gibi.
:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Ayçacığım,
O salıncağa binmek serbest mi olacak?
Ohh, süper!
Gelmeli ve de binmeli valla.
:))

ayçobanı dedi ki...

Evet muze girisinde duracak sergi boyunca (3 ay), ama gUvenligi saglanacak montajinda ve sallanilabilecek :)) Gel tam senlik vallaha, sanat ustune salincak :)) kafeteryasinda bir kadah proseco da benden :))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Geç bahar dediğimiz Mayıs mıdır?
Mayıs'ta seyahat de ne şahane olur, hem de ikramlı tarafından!
Ben bunu bi düşüneyim.
:))