Çarşamba, Mayıs 18, 2011

Hişt heyy, n'oluyor orada?!

Elektra'm dedi ki, "sesin çıkmıyor, yeni bir gezi yazısı gelecek diye düşündüm".
"İnsanın adı çıkacağına canı çıksın" dedim, ne gezmesi yahu? Buradaydım, koşturdum durdum, çocukların sınavları ve mezuniyetleri yaklaşıyor ya...
Elekra'm "adın çıksın adın çıksın, canın çıkmasın aman!" dedi.
Haklı aslında son zamanlarda video ekle, fotoğraf ekle blogu oldu burası, günlüktü hani, hiç bir şey anlatılmıyor, di mi?

Sahiden neler yaptım ki ben kaç gündür? Raporlayayım bir...

Önce, bloggerın bir kaç gün erişilememesi heves kaçırıcı ve sinir bozucu oldu, hafiften küstüm bloga. Yedek dursun diye wordpress'e kopyaladığım "ekmekçikiz"ı canladırayım diye düşündüm, şablonuyla biraz oynadım, sonra ayrıntıyla uğraşmaya fırsat bulamadım.


Çocukların okuldaki son sınavları, dersanedeki ek dersler, mezuniyet törenleri hazırlıkları sarmalında dolaşıp durmaktayız.
Oğlumun mezuniyet hazırlığı bişey değil, elbisesi hazır da, kızımın işi üstüste katmerli bir süreç: Elbise defalarca mağaza mağaza gezildikten sonra alındı nihayet. Şimdi ayakkabı alınacak, daha kısa sürede hallolmasını umuyorum.
Bu arada oğlum dersaneye giderken ehliyet kursunu da çıkardı aradan, yazılıya ve direksiyon sınavına girdi. Arabayı stop ettirir gibi olmuş, kalırım herhalde diyordu, geçmiş! Kızım bu haberi sevinçle karşıladı; "yaşasın, artık gezdirirsin beni!"


Haa, bir de Cuma akşamı kardeşim, yeğenlerim ve kızımla Cem Yılmaz'a gittik. Misafirliğe değil canım, Maslak TİM'deki son gösterisine...Oğlum önceki hafta gitmiş ve pek eğlendiğini söylemişti. Baktık ki, bu haftadan sonra Ankara'da, sonra da ne zaman gideriz kimbilir? "Hadi" dedik! İyi ki gitmişiz, pek eğlenceliydi.

Büroda badan boyaya kalkıştık. En zor tarafı karar vermesiydi, şimdi gözümde o kadar büyümüyor.
Aa! Tabii az daha unutuyordum; evde de tamirat vardı bu aralar. Apartmanın su boruları değişti, daire içlerinde bağlantılar yapıldı Banyodaki klozetin kapağı ve tesisatı bozuldu, yenisi alındı, takıldı. Şimdi küçük tuvaletin lavabosu değişecek; eskisi kırılmak üzere, yerinden çıktı dingildiyor.
Bir de banyo, tuvalet, balkon boyanacak. Çocukların odası da boya istiyor ya, şimdilik bir dursun onlar, sınavlardan sonra artık.

Kendim için ne mi yapıyorum? Fırsat buldukça erguvanları gözlüyorum, fotoğraflardan biliyorsunuz, zaten. Barış Bıçakçı'nın "Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra"sı ve "Bizim Büyük Çaresizliğimiz"i bitirdim. Çok zevk alarak okudum, şimdi lafı geçtiğinde soranlara "okuyun okuyun" diyorum.
Sinema'da "Pina 3D"yi kaçırmış görünüyorum, halen bir-iki salonda oynuyor ama, yer ve saat ters bana. O görsel etkiyi yapmaz ne yazık, yine de DVD'yi bekleyeceğiz artık.

Asıl önemli şeyi unuttum; elmayı dilimleyip, üstüne bol tarçın döküp yiyorum ara öğünde. Nasıl şahane bir tatlı oluyor, anlatamam. "Yoklukta olur tabiy" demeyin, deneyin. Pasta masta yiyip, vücudunuzu boşuna yağ ve şeker bombardımanına maruz bırakacağınıza, diyorum...

Bizde durumlar böyle işte! Bu satıra kadar sıkılmadan geldinizse, bravvo size.
Sizde ne var ne yok?

*Yukardaki elmalı temsili resim şu blogdan.
.

10 yorum:

guguk kuşu dedi ki...

eh ne olsun... spora başlayacağım ben de:D

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Heyy yaşasın Gugukcum!
Devam! :)))

Nehir İda dedi ki...

Tamirat işlerinden söz ettiğin yerde gözümün ününde yenice çıktığımız tamirat işleri canlandı yoruldum bir an:)
elma tarçın nasıl uyumlu bir çift cidden tabi ben turtadan biliyorum söylediğin haliyle denemedim denemeli:)

Cem Yılmaz cumartesi günü tv de izledim ve çok uzun zamandır o kadar çok gülmediğimi fark ettim ankaraya gelecekse gitmeli.

Bizde değişen bir şey yok ev iş ev iş:)

elektra dedi ki...

Evet, gez gez de adın çıksın ekmekçim:) Can kalsın yerinde . Biz de işte bugün konuştuk ya, koşturmacalı son günler treninde yerimizi almış bulunmaktayız. Bizim sıpanın da benim de sabrımız son sınırda artık. bitse de şu yıl, ne olacaksa kabulümüz , sıkıldık valla. dershanede de öyle son günler telaşında bir sürü çocuk, az kaldı ıssız dershane günlerine ama. son son son son deyip geziyorum deli gibi. bol bol erik yiyorum. çilek de bol ama pek elim gitmiyor o kocaman kocaman halleriyle çileklere. olan çağlaya oldu bu sene. bir hafta falan küçücük çağlalardan yedim , ki acıydı o da. büyürler diye beklerken kayboluverdi ortadan. soğuklar onu etkiledi bayaa sanırım. böyle işte, haftaya yemek yiyelim di mi?:)))

Işın dedi ki...

Yoğun günler ama güzel koşturmacalar, kolay gelsin.

Ben de geçtiğimiz bir kaç ay kan portakalına tarçın (ve de bazen azıcık pudra şekeri) ekip ekip yedim. O da çok güzel oluyor tatlı niyetine tavsiye ederim. Gerçi mevsimi geçti ama..

Ben de Barış Bıçakçı okumak istiyorum bir an önce. Filmden çok etkilendim, çok sevdim. Kitabını okumadığımdan olsa gerek. Kitabın vereceği duyguyu merak ediyorum.

neo dedi ki...

kolay gelsin, klişe ama "tatlı heyecanlar, telaşlar bunlar" :)

bizim buralarda erguvan pek yok, tophane'de görüyorum birkaç tane.. ama benim de yol üzerinde mor salkımlar gördüğüm bir bahçe var, coşmaya başladılar hava ısınınca.

hakan bıçakçı okuyorum ben de, "yerli kafka" deniliyormuş, var öyle bi depresif damar.. çok sevmedim.

ben bi adım ileri götürüp, elma dilimlerinin üzerine labne peynir sürüp, onların üzerine tarçın serperek "pasta efekti" veriyorum :) muzlu versiyonu da güzel oluyor.

elektra, ben de çok erik yiyorum, ne kadar yesem az sanki :) sararıp yumuşamaya başlamadan bol bol yemeli.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Ebrucğum,
Cem Yılmaz bu hafta ve gelecek hafta (sanırım) Ankara'da, ya da sonraki iki hafta. Bence izlemeye değer. :))
İşler yapılınca bitecek işte, n'apalım?! ;)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Elektracım,
Ben de çağlaları bir gördüm, yok oldular sonra. Erikin irice olanlarını da iki gün önce gördüm, pahalı geldi, ya da cimriliğim tuttu, almadım.
Çocukken erik çok severdim, ama şimdilerde aramaz oldum, niyeyse?

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Işıncığım,
Kan portakalını çook severim de, bu sene yemek kısmet olmadı, bulunmuyor öyle her yerde. Seneye denerim önerini, artık. :))
Barış Bıçakçı'yı seveceksin umarım, oku sen. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Neocuğum,
Depresif okumalardan uzak durmak istiyorum, bu hava zaten yeterince üzerime geliyor, bir de okuyarak daraltmyayım kendimi.
Senin bu pasta efektin de süper fikirmiş. Ben bu ara "sadeli" yiyorum, "pastalı" değil.
:))