Salı, Eylül 27, 2011

GÜNDÜZ RÜYASI

Galatasaray'a gidiyorum, öğle tatiline rastladım, cadde kalabalık.
Dönüşte, Balık Pazarı'nın arkasından Nev'izade'ye sapıyorum, oradan da İstiklal Caddesine paralel arka sokaktan Taksim yönüne doğru yürüyorum.
Bin değilse de bir kaç yüz kere geçtiğim sokaklar.
Etrafa bakınırken daldırıp, The Hall'ın olduğu Küçük Bayram Sokak'a giriyorum. İki adım sonra asıl alışıldık geçiş yolu olan bir alt sokağa geri dönmek geçiyor aklımdan. Devam ediyorum yürümeye,  daha önce buradan  bir-iki kez geçmiştim, nasılsa buradan da gidilir benim hedefime doğru.

Yanımdan süslü bir travesti geçiyor, şaşırtıcı değil, Beyoğlu'nun arka sokaklarından geçiyorsanız, rastlarsınız. Demeye kalmadan bir tane daha ve sonra bir tane daha.
Neredeyse bir "Kırmızı Fener" sokağından geçmekte olduğumu farkediyorum. Binaların pencerelerinde rengarenk giyinmiş kadın kılıklılar ve kadınlar oturuyor. Sokakta bir kaç erkek var, müşteri mi, pezevenk mi?
Topu topu 20 metrelik bir sokak, hızla yürüyorum. Pencerelerden bakanlar, benim şaşkın bir yolcu olduğumu anlamış olmalı, laf atan yok. Belki de onların dünyasının o kadar dışındayım ki, beni algılamadılar bile.

Nasıl bir dünya var, burada?
Günün ortasında böyleyse, gece nasıl acaba ?
Hiç bilmek istemediğimi fark ediyorum, yürüyüp alttaki sokağa ulaşıyorum.
İşte benim bildiğim, bana yüzünü gösteren, benim görmeye tahammül edebildiğim Beyoğlu ancak o anda yürüdüğüm sokaktaki kadar.


Fotoğraf buradan.
.

8 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Çok ilginçtir bugün ben de yürüme yoluma yer yer serpilmiş birsürü kartvizit gördüm, oldukça işlek Kızılay'a bağlanan bir cadde. Önce bir firma tanıtımı falan sandım, sonra bir çift bacak çekti dikkatimi, eğilip aldım, üzerinde şöyle yazıyordu: Travesti Sibel, sınırsız sex için. Tel:...........
Güleyim mi, ağlayım mı bilemedim...

neolitikhanim dedi ki...

bahsettiğin yerden bir gece eve dönerken geçmiştim. acayip bir atmosferdi, tam "gece, melek ve bizim çocuklar" ambiyansı. tedirgin olmadım, yanımdakine güveniyordum sanırım, pencerelerden bakanlarla selamlaştık, yolumuza devam ettik. istiklal'e paralel acayip dünyalar var hakkaten...

bi de onlar da bizim sterilliğimize tahammül edemiyorlardır bence.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Bireysel reklamcılık üzerine çalışmalar yapıyor arkadaş, anlaşılan! :))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Neocuğum,
Tahammül edemiyorlarsa bile, en azından kibar davrandılar.
Farklı dünyalar bu şekilde birarada yaşabiliyorlar, demek ki?

Işın dedi ki...

Eee Beyoğlu sürprizlerle dolu ne de olsa. Bir arkadaşım da gündüz vakti bu sokağa düşmüş, macerasını bana anlatmıştı. Öyle haberim oldu benim de.
Çok şaşırmıştım, hem çok merkezde, ortalıkta, hem de herkesin kolay kolay haberdar olmadığı bir sokak olsa gerek. Ara sokaklara girip çıkmayı pek severim ama denk gelmemişim hiç.

Bir kere de yanımızdaki erkek arkadaşa güvenerek gecenin bir yarısı Cihangir'e yürümüştük aralardan. Evlere şenlik ! Aynı sizin hissettiklerinizi hissetmiştim. O kadar "ilginç" tip arasında dikkat bile çekmedik biz :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Işıncığım,
Haklısın. Madem ara sokaklarda yürümeyi, kaybolup yol bulmayı seviyorum, bunlar yaşanacak elbet.
İstanbul bu en eski sektörün konuşlandığı yerler konusunda tuhaf sahiden. Eskiden de Karaköy'ün ortasında idi umumhaneler!
Ne dersin?

BERNACAN dedi ki...

Okuldaki kısa eteklilere tepki veren veli yazısından sonra bu yazıyı okuyunca, herkesin limiti farklı yerde aslında diye geçirdim aklımdan. Ama işte limitlerimizin dışındakilere davranış şeklimiz değil mi bizleri birbirimizden farklı kılan? Birimiz o sokağa bir daha girmemeyi, diğeri sokağı kendi tahammül sınırlarında yeniden biçimlendirmeyi tercih ediyor.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Berna,
Farklı olana tahammül göstermeyi kabul etmek bile bir şey, bence. Kimisine, tahammül düşüncesi bile fena geliyor ve tamamen ortadan kaldırmak, tek tip tek düzen haline getirmek istiyor.
Belki benim gibi, yavaşça oradan sıvışmak bile bir başka zayıflık halidir.
Bilemiyorum.