Salı, Kasım 15, 2011

ESKİ BİR FOTOĞRAFTAKİ HİKAYE

Geçenlerde bir hikaye dinledim.
Sevdiğim Paul Auster öykülerindekilere benzeyen bir tesadüfden bahsedilmişti.
Bir yere yazmadığım, birisine hemen anlatmadığım için hikayeyi unuttum.
Bir kaç gün önce, Baron von Plastik 'in "Eski Fotoğraflar Bize Neyi Anlatır-I" yazısını okurken, bu öyküyü anımsadım. Neden derseniz, daha önce dinlediğim hikaye eski fotoğraflar ve aile albümleriyle ilgiliydi. Ancak öykünün ayrıntılarını bir türlü biraraya getiremedim.
Bir ara, ben bunu bir filmde dizide filan mı seyrettim yoksa, kuşkusuna kapıldım. Yok yok! Birisi anlatmıştı.


Neyse, ben hatırladığımı anlatayım:
Efendim, çok genç  olmayan yaşlarında evlenen bir çift varmış. Kadının başka şehirde yaşayan ailesine ziyarete gittiklerinde,  aile albümleri ortaya çıkmış ve evli çift eski aile fotoğraflara bakmaya başlamış.
Derken bir an damat şaşkınlıkla  haykırmış, "aa! ama bu benim!"
Meğerse, kadının ailesinin bir vapur iskelesinde bir yakınlarını karşılarken çektirdikleri fotoğraf karesinin bir kenarında, o da yer almış.
O sırada aileyi hiç tanımıyor, şimdiki eşini hiç tanımıyor, gelecekte  bu fotoğrafa bakacağını bilmiyor.

Neden mi oradaymış?
Adam, o şehirde askerliğini yapıyormuş ve o sırada çarşı iznine çıkmış, hava güzelmiş, geziniyormuş. Muhtemelen iskeden denizi seyrediyordu.

İşte değerli Baron, eski fotoğraflar bize daha neler neler anlatır?
Bazen de bize hayatımızın bundan sonrasında kiminle karşılaşacağımızın ipucunu verir.


Yukarıdaki fotoğraf şuradan.
İnternette aradım ve gördüm ki,  Asya, Avrupa, Amerika farketmiyor, biz dünyalılar hep eski aile fotoğraflarımızın peşindeyiz.

Eski fotoğrafların peşine düşüp, geçmişindeki izlere ulaşmak insanın ihtiyaçlarından olmalı.
 
İlk fotoğraf ise, buradan.
.

8 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Bende Tarif Vakfı ile İş Bankasının ortak bir çalışması olan "Aile Albümleri" isimli bir koca kitap var Ekmekçim, belki biliyorsundur. Türkiye'nin çeşitli illerinden bazı ailelerin tarihleri eski fotoğraflarla anlatılmış, öyle güzel ki.Benim gibi eski fotoğraflara meraklı kızkardeşim tarafından çok güzel bir ithafla hediye edilmişti, gözüm gibi bakarım.
Aslında aklıma geldi, kendimize ait birer eski aile fotosu bulsak karıştırıp birbirimize yollasak ve kime ait olduğunu bilmeden bir öykü kurgulasak. Ne güzel olurdu:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
O koca kitabı da bilirim, oradaki fotoğraflarla yapılan sergiyi de gördüm. Çook güzeldi. :))

Aslında eski aile albümlerindeki fotoğraflardan hikaye anlatmak güzel fikir. Bir düşünüp şekil vermeli.
:)

New York Muhtari dedi ki...

benim kucuklugume air hic resmim yok, cunku kameradan korkarmisim... Simdi ise kamera ile uyuyacagim elimden gelse...

Bana bir arkadasim sen hikayecisin derdi.. hikaye dinlemeyi, anlatmayi cok severim... Hele boyle resimlerin ardinda kimbilir neler vardir.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Muhtarcığım,
Çok hoşsun! :))
Oysa, şimdi o korktuğun nesneyi ne kadar çok sevdiğin çektiğin güzel fotoğraflardan belli.

Hımm, anladığım bu fotoğraflardan hikaye yazma eyleminde sen de varsın?
:)

Baron von Plastik dedi ki...

Ekmekçi Kız, bu yazıyı oldukça geç gördüm (Evde homo sapiens yavrusu beslemenin güçlüklerini unutmuşum. Epey meşakkatli bir işmiş!)

Anlattığın hikaye ne güzel. İnsan arada sırada binlerce, sıkıcı hatıra fotoğrafının arasında böyle şeyler rastlamayı umuyor gerçekten. Yaşamdaki abuk sabuk bir sürü tesadüfün zaman zaman fotoğraf karelerine de denk gelmesi belki de o kadar şaşırtıcı değil. Şu hikayeden pek güzel film senaryosu olur.

Myrepublica linki dehşet, bu internet sayesinde her şeyden haberdar olabilmekte öyle. Hala şaşırıyorum bu duruma. Bir ekrana bakıp, Nepal’de 1930’larda gündelik hayatı görebilmek, çok acayip. Eskiden Faruk Yener’in bir programı vardı “Her Plağın Bir Öyküsü Var” Biz yaşlarda ve öğrenciliği TRT III dinlemekle geçmiş herkes hatırlar. “Her Fotoğrafın da bir Öyküsü Var” gerçekten…

Geçmişin izini sürmek sanırım kişinin içindeki –çok düz- bir dürtü. Yani kendi geçmişi ile kısıtlı değil, çok daha kapsamlı bir şey.

New York Muhtari dedi ki...

Ekmekcikiz Fatih-Harbiye kitabimiydi tam hatirlamiyorum, parkta oturup iki arkadas gelen gecen insanlarin hayatlari hakkinda hikayeler yazarlardi... Bir resim bazen bir hayatin ozeti olabiliyor. Senin paylastigin resimlere bakip hikaye yazmak ne guzel olurdu...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Baron,
Homosapiens bebeleri -bir de gazlı filansa- insana dünyadaki herşeyi unuttururlar. Sonra siz herşeyi unutur ve o bebelerin her anını fotoğraflasaydım keşke diye hayıflanırsınız. Bol bol fotoğraflayın onu.
Geldik böylece fotoğraf mevzuuna... :))

Haklısın, bu anlatılan fotoğrafın öyküsünden iyi bir roman kurgulanabilir.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Muhtarcığım,
Bir ara Neolitik Hanım'ın blogunda yapmıştık onu. Bir fotoğrafa bakıp, bir öykü başlatıp, sonra o öyküyü sırayla devam ettirmeye çalışmıştık.
Yine yapmalı! :))