Perşembe, Şubat 16, 2012

havadan sudan...

accuweather'a bakarsanız yarın kar var, ancak öyle hayatı aksatacak kadar çok ve sert olmayacak.
bizim hava durumu tahmincilerine bakarsak, bu geceden itibaren kuvvetli karayel esecek ve tipi şeklinde kar yağacak.
bu sabah lodos olacağını bildiklerine göre, ben oyumu bizimkilerden yana kullanıyorum.
göreceğiz.


bu sabah deniz otobüsüne binmiş, kulağımda una notte a napoli, lay lay lom etrafa bakınıyordum. bostancı'dan çıktık, mendireği döndük ve iri bir dalganın yalpasıyla şöyle bir irkildim.
deniz otobüsündeyken dalgalı denizde olmayı pek sevmiyorum, korkuyorum valla! vapurda olsam, neyse de, deniz otobüsü beni geriyor.
şehir hatları vapurları dalgalı denizde yalpalamıyor mu? hiç şüphesiz yalpalıyor. yine de, deniz otobüslerinin hızlı gitmelerini sağlayan, o havadaymış gibi duran gövdeleri, kapalı kutu halleri beni huzursuz ediyor.


kıyıda kaba dalgalar var. kaptan açıktan gitmeye başladı. hatta o kadar açılınca adalara kaçırıldığımız* aklıma geldi, "bakırköy'e gidiyoruz galiba!"
o sırada görevliler koridorda dolaşıp, midesi tutanlar için torba dağıtmaya başlayınca, kendime "şişt, kokunun ecele faydası yok, sakin ol!" dedim.
yolculuğu salimen atlatmak için yapıştığım koltuğun metal koluna sıkıca asılmaktan vazgeçtim, neşeli bir müzik seçtim, istanbul'un denizi ve doğası ve de iklimi üzerine yaptığım kişisel etütlerimi zenginleştirmeyi tercih ettim.
"denizin rengi dalgaların yönüne göre değişiyor, bunda akıntının da mutlak etkisi var, rüzgar kesilmiş olmalı dalgalar sakinleşti..."


derken, boğaz girişine doğru açıklardan fiyakalı bir dönüş yaptık, "kara göründüüü!" kabataş'a yanaştık.



*adalar'a kaçırılma hikayemiz komik!
yıllar önce -belki 20 sene- bir yaz günü, kardeşimle birlikte kabataş-bostancı seferini yapan deniz otobüsündeyiz. deniz otobüsü her zaman bostancı'yı hafif geçer ve manevra yapıp mendireğe girer. bu defa, döneceğine burnunun dikine gitmeye devam etti. yahu n'oluyoruz demeye kalmadı büyük ada açıklarına geldik. gelmekle de kalmadık adaya yanaştık!
yolcular arasında bağırış çağırış durumu protesto eden mi dersin, sinirden gülen mi dersin, kaptan köşküne çıkıp kaptanı alaşağı etmeye kalkan mı dersin...
ada'ya gitmemizin gerçek sebebi bir türlü anlaşılamadı. muhtemelen yorgunluktan filan kaptan seferi şaşırmıştı, belki de aşıktı ve sevgilisine gösteriş yapmıştı!?
neden sonra bostancı'ya yanaşırken yolcular aramızda imza toplayıp, durumu şikayet ettik. o kadar!
o vakit cep telefonunun şimdiki gibi yaygın kullanıldığı yok, olsa TV kanallarına eğlence çıkmıştı. 
.

13 yorum:

Nehir İda dedi ki...

Yorumlama şekli kişiye göre de değişiyor ekmekçim:) Kardeşim aradı sabah sanırım 40 dk önce çabukkk çıkalım tipi var:) Tipi varsa geç gidilip tipiye mal edilir yat be dedim:))

Nehir İda dedi ki...

Bu arada deniz otobüsü, vapur fark etmez kötü havalarda denize en uzak yerde olmak gibisi yok ben de fazla tırsığım:)

hafif abi dedi ki...

ilahi çavdar teyzem :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Ebrucum,
Bi Angara'lı olduğun gözöüne alınınca denize yakın durman gerekmez! Ne var ki biz İstanbul ahalisi denize uzak durusak, bir yakadan diğerine ulaşmamız ömürden ömür götürüyor. Denizin dalgası seferleri durduracak kadar çok olmadıkça sallan ballan idare ediyoruz, mecburen.
Şu kar tipisi nasıl olacak, merakla bekliyorum.
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Abiciğim,
N'apaydım yani? :))
Bu kadar sallanacağımızı bilsem köprüye yollanırdım, yine de...

hafif abi dedi ki...

bu arada, makinist uyuyor sanırsam yan tarafta :) –––>>

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Hem de ne uyumak! Horul horul!
Sinir oldum, sabahtan beri kımıldamıyor.
Yine ne haller olduysa bizim blogger efendiye?

elektra dedi ki...

ay ay ay ayyyyy:((( ben azıcık rüzgar görsem deniz otobüsünü bırak vapura binemiyorum ya:(( bir gn kadıköyden dönüyorum, rüzgar var, açıkta oturuyorum. sallanmaya başladı. benim panikli atak ruhum olayı bir büyüttü, öleceğim. farkında bile değilim, hakan'a imdaaat diye mesaj atmışım. adam o panik aradı beni, ölüyormuş korkudan mesajı aldığında. anlayacağn benle deniz yolculuğuna çıkmanızı önermem:) çok pisleşebiliyorum.
not: ben hep buralardayım. blog muhabbeti neyse de ben seni özledim kuzu:)))

Işın dedi ki...

Yazıda kendimi gördüm, ama ben daha da çok korkuyorum, sanırım binemezdim. Bir kere lodosta deniz otobüsüne binmişliğim var, midesi bulanan binmesin gibisinden bir anons yapıyorlardı :) Kişisel etüdler iyiymiş kafa dağıtmak için :)

bilge ve annesi dedi ki...

Ekmekcim ben hiç deniz otobüsüne binmedim, geçen sene bir defa vapura binmişliğim var. ama yazdıklarını okuyunca ben de tırstım:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Elektram,
Hakkaten pismişsin! Adamı (Allah korusun) öte tarafa gönderip, sonra da "yokmuş bişi yahu!" deyecekmişsin az kalsın.
Ben de özledim, ben de!
Ne zaman, haftaya? Mail yaz, sms yaz, yaz! :))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Işıncığım,
Biz seninle aynı deniz aracına biniyor olabiliriz diğ mi?
Tanışsak ya?
:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Annecik,
Yok yahu! Angaralıları korkutmak deel amacım. Öyle hergün hergün esmiyor lodos, gel sen vapurla Boğaz'da gezelim, baharda harika olur mesela. :))