Pazartesi, Nisan 23, 2012

YERALTI



"Ben neden böyleyim acaba? Değerli olanın farkına vardıkça neden bataklığıma daha çok gömülüyorum?"


Zeki Demirkubuz'un "Yeraltı" filminde Muharrem soruyor, yukarıdaki soruyu.
Muharrem film boyunca başka sorular da soruyor, olanı biteni anlatıyor bir taraftan.
Acaba anlattıklarının farkında mı, yaşadıklarının bilincinde mi?
Hayır, değil bence.
Taa ki, sonunda, onu "hep rahatsızsızlık veren bir diş ağrısı gibi" hissettiği durumdan,  acı çekmekten zevk aldığını itiraf edene dek, öylesine bir karanlık içinde yaşıyor her şeyi.
Zaten, filmin kendisi de rahatızlık verici. Tıpkı kahramanı gibi, rahatsız hem de.
Film bittiğinde içimi kaplayan, "öff, şu manasız heriften kurtuldum, girdi yeraltına sonunda!" duygusu, bir kaç saat sonra film üzerinde düşünmekten kendimi alamadığımı farkettiğimde yerini yönetmeni takdire bıraktı.

Yine de yönetmenin, filmin kahramanının tarafını mı tuttuğu kuşkusuna kapılmadım desem yalan olur. Sonra
Zeki Demirkubuz'la yapılan bir röportajdaki cevabını okuyunca, "hah, tamam!" bu kuşku dağıldı.
Sorulan sorulan soru şu:
"Muharrem arkadaşınız olur muydu?

Zeki Demirkubuz cevap veriyor:
"Muharrem bana bu dünyadaki en uzak insanlardan birisi, tanıyan bilir beni. ... Belki bu nedenle, bu kadar uzak olması nedeniyle dikkatimi çekip oradaki trajediyi fark etmemin bir sonucu olarak Muharrem’ler çıkıyor. Ortaya bir mesele koymaya verdiğim önem yüzünden, midemi bulandıracak hatta gıcık olacağım bu adamlara karşı bir sevgi taşımayı da öğrendim. Yıllar yılı Muharrem’leri gözlemledim."

Burada, film hakkında başka yazı ve röportajlar da var.



Hiç yorum yok: