Pazartesi, Mayıs 07, 2012

BİTMEDİ Kİ !


Dün Sultanahmet'te kalmıştık, en son. Beni bıraksanız, ben hep orada kalırım; Sultanahmet, Cankurtaran, Kadırga, Ahırkapı,...
Çevredeki eski ahşap everin pek çoğu onarılmış, cicili bicili, şekerleme gibiler. Hemen hepsi otel, pansiyon olmuş, kimi turistik eşya satan dükkan, kimi lokanta, kimi kafe.


Yukarıdaki Doğu Roma sütununu, Sokullu Mehmet Paşa Külliyesinden çıkıp, Özbekler Tekkesi önünden geçip, yukarı tırmanırken görmüştüm -sanırım!-

Kimbilir hangi sarayın, tapınağın bir parçasıydı?

Osmanlı'nın çoğu külliyesi, eski Bizans yapılarının üstüne yapılmış. Bunun nedeni, eski yapının taşlarını, sütunlarını kullanabilmek. Malum, o zamanlar beton yok, malzeme kısıtlı ve değerli.
Sokullu Mehmet Paşa Camii, mihrap ve mimberde Hacer-ül Esved'den getirilmiş küçük siyah taşların da kullanıldığı çok zarif ve güzel bir camii.


Kariye Müzesi için söyleyecek söz bulamıyorum, son zamanlarda en çok etkilendiğim yapıydı demeliyim. Dışından bakınca fazla büyük olmayan eski kilise/camii, içine girince bambaşka bir dünyaya götürüyor insanı.
İçindeki mozaiklerin ince işçiliği, renkleri bir yana, üzerlerinde anlatılan hikayeler tüm bir hristiyanlık tarihinin özeti gibi.
Kilise adı olan "Chora" kırsal alan anlamına geliyormuş. Fetihten sonra camiye çevrilmiş, mozaiklerin üstü alçıyla kapatılmış ve adına şehir dışı, köy anlamında "Karye" denmiş.

Süleymaniye Camii'ni bir türlü kadrajlayamadım, sığmadı gitti!
Süleymaniye külliyesinin, bir imparatorun adı verilmiş en geniş alana yayılmış eser olduğu söyleniyor. İbadethane, imarethane, türbeler, medreseler, mescit, botanik bahçesi herşey birarada, bu yapıda.
Mimar Sinan "kalfalık eserim" diyor.
Çıraklık eseri olan Şehzadebaşı'ndaki Şehzade Mehmed Camii'ni dışarıdan gördük; minarelerindeki süsler, inceliği ve zarafeti hayranlık vericiydi.

Gezinin ertesi günü, bizim geleneksel 2. pikniğimiz vardı. Elektra'nım yazdı, neymiş bu piknik derseniz, bir tık kadar yakın size,  burada. Biraz eksik kadroyduk bu defa ya, ne yapalım gelecek bahara artık...

Bir önceki postta yaygınlığına bayıldığım mor salkımı göstermiştim size, bu defaki yaban gülü. Minicik çiçekli, hafif mi hafif mis kokulu ve yayılmış, tırmanmış, varlığının keyfini çıkarıyor.



Piknik sonrasına yetişen Neocan'la kızlara vekaleten bendeniz buluştum. Birer kahve eşliğinde sohbeti koyulttuk, sonra dolmuşa vapura diyerek ayrıldık.
Beşiktaş'tan bindiğim Kadıköy vapurunda, yan açığa yerleştim, ayaklarımı küpeşteye dayadım, ceketime sarındım ve mutlu mütebessim etrafı seyre dalıp, deniz üstünde olmanın keyfini çıkardım.
Önce Kızkulesi'ne selam verdim.

Sonra, Haydarpaşa Garı'na...


6 yorum:

hafif abi dedi ki...

kızlar meclisi toplanmış yine sanırsam :)

Özlemaki dedi ki...

görsel şölenden payımı almaktan yana pek mutluyum! şahane bir post daha!

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Abiciğim,
Toplandık toplanmasına da, "bütün kızlar toplandık, toplandık, toplandık..." diyemedik. Çekirdek kadroyduk.
Gelecek defaki "geleneksel"e siz de buyrunuz, efenim.
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Özlemciğim,
Çok sevindim, beğendiğin için...
:))

Elektra dedi ki...

senin çektiğin yabani gül daha güzel çıkmış. Benim ki pek bir halta benzemiyor)) demek bir de üzerine vapur sefası. :))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Elektram,
Evet ya! Bir de üzerine vapur sefası...
Güzeldi valla. :))