Pazartesi, Ocak 21, 2013

ANNA, CEM, ÇOCUKLUK TRAVMASI, VİVALDİ...



Ooohh, sonunda şeytanın bacağını kırdım ve haftasonu sinemada film seyrettim, hem de iki kez.
"Anna Karenina" senaryosu ve yönetimiyle tüm beklentilerimi haklı çıkaran bir film oldu, üstelik Dario Marianelli'nin müzikleri ayrıca güzeldi.
Klasik bir romanı, hem de bir Tolstoy romanını layıkıyla sinemaya aktarmanın yolu aslına sadık  BBC usulü bir uyarlama yapmak olabilir ya da bu filmde olduğu gibi farklı bir anlatım tutturmak gerekir.
Atonement/Kefaret filmini çok sevdiğim yönetmen Joe Wright, film içinde tiyatro, tiyatro içinde koreografi, koreografi içinde duygu anlatıyor.
Seyredilmeli.

Cem Yılmaz'ın "CM101MMXI Fundamentals" gösterisine iki sene önce gitmiştim,  filmine de gittim. 
Üç saat güldüm valla yine, öyle ki karnım ağrıdı yine ve bu kahkahaların verdiği moralle iki haftadır yakamı bırakmayan boğaz ağrısından kurtuldum. 

Ailemizin çocukları yavaş yavaş erişkinliğe adım atıyorlar. Sevgili yeğenlerimin birincisi onsekizi bitirdi. 
Hep beraber yemek yerken konuşuyorduk, bizim gençler çocukluk travmalarım başlıklı bir konu açtılar.
Bizimkilerin benimle ilgili bir anıları var, hatırlıyorum:
Diş tedavisi için onları okuldan aldığım bazı günler, sıkıntılı tel takma işlerinin armağanı olarak çıkışta sevdikleri bir pastaneye giderdik.
Bir seferinde çikolatalı sufle ısmarlamış ve bir saatten fazla beklemiştik. İlk yarım saatin sonunda hatırlattığımda, önce "fırın bozuktu" dediler, sonra "şimdi geliyor efendim"lerin ardı arkası kesilmedi ve sonunda bu beceriksizliğe kızıp hesabı ödeyip çıktık. 
Meğer  bu benim hatırladığım kısmıymış. Çocuklara bakarsanız, tam o  sırada biz pastaneden çıkarken sufleler gelmiş, ama geri dönmemişiz.
Bizim ufaklıklardan birisine göre bu "çocukluğumun travması" imiş. Diğer biri, "teyzem haklıydı, bu beceriksiz davranışlar serisinden sonra oraya  dönülüp o sufleler yenmezdi" diyerek bana arka çıktı neyse ki!
Neler de neler...

Az önce tamamen tesadüf eseri, yeniden yorumlanmış bir klasik müzik parçası dinledim. Enerjisi çok hoşuma gitti. Bourne film serisinden, Vivaldi'nin İki Çello İçin Konçertosu. 
Buyrun, siz de dinleyin.


6 yorum:

Elektra dedi ki...

biz annemi kızdırmak için, bir araya geldiğimizde Onun bize ne kadar kötü davrandığını anlatıp ağlatmaya bile vardırırız bazen işi. yok yok, ağlatmadan daha sarılıp öpüp şakayı keseriz tadında :)) yanisi demem o ki, çocuklar annelerinin bilerek canını sıkar bazen. Sonradan sevgi gösterince anne daha çok seviniyor hem :P ay , saçmalıyorum işte. çocukluk da bir tür salaklık zaten. asıl şunu diyeceğim: Şu şarkı nasıl da iyi geldi şu anda bana. Kulaklıklarımı taktım son ses dinliyorum. Hem odadaki diğer örtmenleri de duymamış oluyorum ay vıdı vıdı vıdı susmuyor anacım bunlar :D Haydi iyi akşamlar, öperim çok.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Elektram,
"Az hayın değilmişsiniz yav" diyeceğim, içleneceksin sonra. ;)
Bizimkilerin söylenmeleri beni üzmekten çok, kendileriyle ilgili yüksek sesli düşünmek gibiydi. Belki de bana öyle geldi? Çocuk kısmısı bu, belli mi olur? :))

şule dedi ki...

travma "yenmemis sufleyle" sınırlı kaldığı sürece bir sorun yok bence :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Bence de Şulem!
Ancak, bunun bir de "annem o sıralarda biraz sinirliydi, böyle" yorumu var ki, o önemli...

şule dedi ki...

aman sürekli sinirli olan bir sürü insan var bu hayatta ekmekçim. bir süreliğine sinirli olmak herkesin hakkıdır :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Ehh! Öyle diyelim. ;)