Çarşamba, Ocak 16, 2013

toplu taşıma/taşınma hikayelerinden çıktık yola, vardık nereye?

eskiden, belediye otobüsleri bekle bekle gelmezdi ve geldiğinde yol uzun zamanda gidilirdi.
yol boyu tıngır mıngır giderken, bir askıya tutunarak insanların tepesinde dikilirdik.
insanlarla oluşan bu gereksiz yakınlık sebebiyle olsa gerek,  o insanlar hakkında hikayeler uydurur, kendime eğlence yaratırdım.
bugün metroya bindim ve insanların işi gücü, nereye gittiği, kim olduğu konularında tahmin yürütmekte zorlandığımı fark ettim.
şarkı diyor ya, "biz büyüdük ve kirlendi dünya"!
öyle mi? yoksa tahmin etmeyeli hikaye uydurmayalı, benim hayal gücüm mü sınırlandı?
kaç zamandır sinemaya gitmedim, son altın küre ödül törenini kaçırdım...  hayal perdesinden uzak kaldım, iyice. olmuyor böyle!
                                                         ***

yeni yıldan 101 dilek defteri tutuyordum. eski yıl bitmeden önce hedeflenen dilek sayısının ancak yarısına yaklaştım.
bu kadar az mı dileğim varmış?
biraz aç gözlü olmalıydım belki de; onu da isterim bunu da isterim!...
neyse ki, bir taraftan ilk birkaç dileğim arzu ettiğim gibi gerçekleşti de, "az ama öz istemişim" diyerek teselli buldum.
       
                                                           ***

önümüzdeki günlerde ekmek konulu iki hedefim var:
ilki, ıhlamur mayalı ekmek yapmak, ikincisi urla, datça civarında yapılan tarçınlı, cevizli, küllü su ile yapılan külür  ekmeğinden yapmak.
civar çevre, eş dost yandı yine; "tadın bakın nasıl?" diyerek tepelerinde boza pişireceğim demektir.

                                                            ***

şimdi şu iki satır mızıklanmayı yazarken bile sıkıldım kendimden.
ne öyle? mız mız mız, kıy kıy kıy!...
ilk hedef derhal enerji depolarımı doldurmak olmalı.
yallah!
   
                                                           ***

buyrun buradan dinleyin:


8 yorum:

nalan dedi ki...

enerji deposu demişsin ya benim de aküler sıfırlandı. bi kere yüzgeçlerim kurudu, dalamıyorum diye.
kış vaktı sabah uyan deme de ne istersen de, biyolojik ritmim uyum sağlayamadı bi türlü. yataktan spatulayla kazıyorum kendimi. ama yazın öyle mi?
bahar gelsin sabah 6 da cin yavrusu gibiyim.
özlemaki de yapmış ıhlamurluyu ben de deneyeyim yahu :)

resimli günlük dedi ki...

Ben de hissediyorum zaman zaman yıllar geçtikçe eski farkındalıklarımın,duyarlıklarımın azaldığını. Büyümek böyle bir şey mi acaba?

hafif abi dedi ki...

dinledim ve yürüttüm sevgili çavdar teyzem :)

Işın dedi ki...

Heyecanla bekliyoruz o tarifleri. Küllü suyla çok güzel kurabiyeler yapıyorlar Antalya'da da. Onlara da külür diyorlar :) Ortak bir terim belki Anadolu'da. Ekmeği hiç duymamıştım...Bol bol enerji dilerim o halde.
Sevgiler,

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Nalancığım,
Kışın soğuğuna itirazım yok da ışıksızlığı beni aşağılara çekiyor, yahu! :(
Evet evet, ıhlamuru deneyeceğim öncelikle.
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Resimli Günlük,
Bazen "büyümek" böyle bişey, bazen de "yaş almak"...
Yaş alınca, bütün insanların hikayeleri olduğunu anlıyor insan. Ayrıca, hiç bir hikayenin diğerinden önemsiz olmadığını.
Herkesin hikayesi kendine...
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Abiciğim,
Nereye yürüttünüz Ulu Manitu aşkına?
Tımbırda göremedim de...
;)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Işıncığım,
Tarif kolay gibi gözüküyor da, mesele şu ki, İstanbul'da apartman dairesinde küllü suyu nereden bulacağım, nasıl yapacağım?
Küllü su bulamazsanız yoğurt suyu kullanabilirsiniz demişler, tarifte.
Bakıciiz artık!
:)