Salı, Kasım 12, 2013

binaltıyüzsekseninci yazı

bir haller bir haller...
yazı yazamıyorum ilk başta evde bilgisayarım yok, işte ise kırk çeşit iş giriyor araya...
aslında evde ya da işte başka meşguliyete zaman buluyorum nasılsa; ders çalışmak, senet yatırmak, annemi doktora götürmek, yemek yapmak...
az önce "hah şimdi bana ait bir saat" dedim, oturdum ekran başına ve elektrik kesildi...


atalet van'daki bebeler için atkı bere örme kampanyası başlattı, "varım" dedim, iki
akşamdır olmadık meşguliyet çıkıyor, elime yün yumağı değmedi henüz...

sanırım, mesele alışkanlıklarla ilgili; ardarda bin tane işi ipe dizer gibi yapmayı pekâlâ beceririm oysa. şimdi araya başka alışkanlıklar ve işler girdiği için midir nedir, ipe boncuk dizme becerimi sorgular oldum.
verdiğim sözler askıda kalıyor mesela, yazı yazacağım viyana'yı anlatacağım, nerdeee!?



cumartesi günü babamı kaybedişimizin otuzbeşinci senesiydi, eskiler sene-i devriyesi derler, değil mi?
annem menisküs oldu, tedavisi sürüyor mezarlığa gelemedi, kardeşim ve ben gittik.
hava ne kadar da güzeldi! bu seneki şurubi dokunuşlu, ışıltısı bol sonbaharın en güzel günlerinden biriydi.
mezarlığın adres bilicisi, bekçisi, herşeyi mustafa oradaydı yine; annemin hatırını sordu, selam söyledi.
kabristan sessiz, huzurlu...
içime babam doldu sanki.


4 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Baban huzurla uyusun Ekmekçim. Şaşırtıcı ama bazen mezarlıkta ben de huzurla dolabiliyorum...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sağol Leylakcığım.
O sırada çevrede bir cenaze defin töreni ve onun hüznü olmadığı sürece, öyle sakin yerler ki...

şule dedi ki...

ışıklar içinde uyusun...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sağol Şulem, senin babacığın da...