Çarşamba, Ocak 29, 2014

ilk kez gidilen yerler

fikir, geçen yaz aya irini'de konser dinlemeye gittiğimizde aklımıza gelmişti.
istanbul festivali'nde üç kızla (kızların ikisi yeğenim, birisi kızım) üç ayrı konsere gitmiştik. konser öncesi tarihi yarımada'da yapmayı sevdiğim şeyleri onlarla da paylaşmıştım. birisiyle sultanahmet köftecisi'ne gitmiştik, diğeriyle yeşil evde çay içmiştik, öbürüyle gülhane parkı'nda gezmiştik.
o kısacık geziler hepsinin ilgisini fazlasıyla çekince, karar aldık; ilk fırsatta tarihi yarımada'da daha uzun zaman ve daha ayrıntılı geziler yapacağız.
yaz geçti, sonbahar geçti,  bir uygun zaman bulunamadı, gezmeye çıkılamadı.
sonunda, bu seneki garip kışı yarılarken sömestr tatili sayesinde bir gezi günü belirledik. ne var ki, bu defa da eksik kadro ile; oğlum, baştan "ben gelmem" demişti zaten, kızım da babaannesini görmeye gitmek için bugünü uygun bulunca, iki kız kardeşle iki kız kardeş  baş başa kaldık.



bu kadar bekledikten sonra seçtiğimiz gün, istanbul'a son üç ayın en çok yağmurunun düştüğü gün olmasın mı? dedim ki, "varsayalım ki yurt dışında bir şehirdeyiz ve gezecek tek günümüz bu!"
yine de fazla ıslanmamak ve üşümemek için sultanahmet meydanı'nı gezmeyi bahar aylarına bırakıp, kapalıçarşı ve mısır çarşısı turu atmak daha akılcı geldi.
kapalıçarşı, bildiğimiz hareketli bereketli yer. meraklı turisti de, şen satıcısı da eksik değil.
nuruosmaniye kapısından girdik, çarşıkapı'ya kadar çıktık.
o arada "bakın burada da sahaflar çarşısı var" bahanesiyle fakülte yıllarımın günlük uğrak yeri çınaraltı'nı da  görmek ve kızlara göstermek istedim. ne var ki, beyazıt camii tadilatta idi ve etrafını kapatmışlardı. bu arada çınaraltı oturulmayan bir yer olmuş, ne yazık ki.
rüzgar sertleşip, yağmuru savurarak yüzümüze vurmaya başlayınca, tekrar kapalıçarşı'ya sığındık.
bu defa, mahmutpaşa'ya doğru yürüdük. ancak, önce şark kahvesi'nde soluklandık, birer salep içtik, sahicisinden hem de...


sonra, saldık kendimizi mahmutpaşa yokuşundan aşağıya doğru.
arada, misinalı şiş almak, çeyizcilere bakıp kendimize eğlenceler yaratmak, kurukahveci mehmet efendi'nin dünyayı tutan kahve kokusunun peşine düşmek, eskiden sevdiğimiz bir giyim markasının mağazasında giysi denemek gibi  yan faaliyetler de yaparak mısır çarşısının eminönü'ne yakın kapısından o muhteşem baharat dünyasına daldık!
dön dolaş, ellerimiz kuruyemiş, kurumeyve, himalaya tuzu paketleriyle dolu halde yenicami önünde bulduk kendimizi.

sirkeci'ye doğru etrafa bakına bakına gidip, vurduk cağaloğlu yokuşundan nuruosmaniye'ye doğru.
bu defa hedefimiz, oldukça gecikmiş de olsa, bir öğlen yemeği yiyebilmek.
adını ve övgüsünü sıkça duyduğumuz "nar lokantası"nda aldık soluğu. iyi de yapmışız!
son zamanlarda yemekten en çok zevk aldığımız, servisten ve fiyattan çok memnun kaldığımız güzel bir yemek yedik.
yemek sonrası bir sultanahmet turu atsak mı diye düşündük önce.  akşam trafiğine kalmak ihtimali ve halledilmesi gereken bir iki iş nedeniyle dönüş yoluna geçmeye karar verdik.
gezginlerin çoğunluğu geldikleri gibi arabayla yola koyuldu, ben eminönü'nden kadıköy vapuruna yetiştim.

sarayburnu'na yaklaşırken, martılar her daim olduğu gibi vapur çevresinde taklalar atarak uçuyorlardı.




2 yorum:

şule dedi ki...

ne iyi yapmışsınız, istanbul yağmurda da güzeldir hem :)
yıllar evvel birlikte yaptığımız kapalıçarşı turu geldi aklıma, ne güzeldi...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Şulem,
Şark Kahvesi'nde otururken ve Havuzlu Restaurant'ın önünden geçerken ben de seni ve Şefo'yu andım.
Yağmurda da soğukta da güzel şehir evet, yeter ki martıları eksik olması üstümüzden. :)