Salı, Şubat 04, 2014

yemek programı seyrederek yemek yaparsanız, ne olur?

hiç iyi fikir değil, bi kere.  ne olacağını hemen söyleyeyim, yemeği yakma ihtimaliniz çok yükseliyor. 
diğer yandan iyi tarafı var, hani yemek yerken yemekten konuşmanın yenilenden alınan lezzeti artırması gibi, yemek pişirmenin keyfi artıyor.
gün ortası yayınlanan yemek programı seyretmek neyin nesi, iş güç...? derseniz, ben yine hasta oldum! 
bu kış üçüncü kez. ilkin ekim ayında nezle  olmuştum, sonra aralık sonunda grip ve üstüne miyalji, şimdi yine nezle. 
kaç senedir bu kadar nanemolla bir kış geçirmemiştim. hepimizin ruhunu sıkan memleket durumları benim direncimi bu şekilde düşürüyor olmalı.
bu seneki hastalık hallerimde kitap okuyamaz oldum, çünkü, okuduğumu anlamıyorum. film de seyredemiyorum, onun için de biraz dikkat lazım. geriye kalıyor televizyonu açıp aval aval bakmak. hah, işte orada ciddi tehlike var. bizim kanallarda döndür çevir eski diziler tekrarlanmakta, haberlere bakmak zaten gerilim unsuru...
ne yapacaksın?
en iyisi bbc seyretmek! ilkokulda, lisede izlesem bilim adamı olmaya niyetleneceğim belgeseller bir yandan, şimdi bile gidip aşçılık okuluna yazılma isteği uyandıran yemek programları diğer yandan, maceralı yolculuklar, tanıtılan ülkeler... antika eşya seçme programları bile güzel!




yakar gibi olduğum yemeği anlatayım; mantarlı pilav.
aslında pilav değil de, pilavın içine koymak üzere fırınladığım, istiridye mantarları biraz fazla kızarmış oldu. 
birkaç hile ile yenilecek hale geldiler, neyse ki!
şöyle yapıyorsunuz:
istiridye mantarlarını (sulanmadan pişmeleri için) kağıt peçete ile silerek temizleyip, birkaç parçaya ayırıyorsunuz.
mantarların üzerine biraz zeytinyağı  sürüp, 200 derecede 20 dakika kadar  fırınlıyorsunuz.
sonrası bildiğiniz gibi; soğanları sarartıp, pirinci ekleyip kavurup, mantarları da ekleyip, suyunu koyuyorsunuz. (biraz risotto çağrışımlı bir pilav bu, ama risotto pişirmenin tekniği tamamen farklı.)
hilelere gelince, pilav suyunu çekerken biraz limon kabuğu rendesi ve çok çok az yabani kekik ekledim. işe yaradı.


8 yorum:

şule dedi ki...

kesinlikle haklısın, bu seneki hastalıkta kitap falan okunmuyor! ben tv bile izleyemedim, gözümü açamadım ki :(

"dünyanın hali gibi halimiz" demiş ya nazım, bizim bu seneki halimiz de öyle "ülkenin hali gibi". en hafif tabirle: sıkıcı!

sen yine de bir güzel yemekle renklendirmişsin. hep dediğim gibi, "ah komşun olsaydım keşke" :)

serpil dedi ki...

Geçmiş olsun Ekmekçikızcım, ben de grip modasına uydum ve bu sayede İkinci Bahar dizisinin tekrarlarını keşfettim.
Kitap okumaya çabalayıp ta okuduğununu anlamamak ne moral bozucu di mi, ben beynime bişey oldu sanıyodum, meğer seninle Şulecimde de aynı durum olmuş rahatladım.
Ellerine sağlık şef :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Şulem,
Komşu değilsek de, İstanbul ölçülerinde yakın sayılırız. Yine de, komşu(ları)mla da pek sık görüştüğüm söylenemez. Bu sene herşey bir tuhaf, sadece havalar, hastalıklar değil, komşuluk bile...
Sana da geçmişler olsun. Yakında bir görüşelim. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Serpilciğim,
Çok geçmiş olsun. Sen de nasibini aldın demek?... :(
Beyinlerimiz yerinde evet, neyse ki! :)
İkinci Bahar'ı seyretmemiştim ben, arada sırada bakardım. Bir fırsatta seyretmeli değil mi?

Ozlemaki Yasayanlar dedi ki...

çok hoş bir tabiri anımsattın bana! Bizim eskiler pilav pişirirken, pişme sürecinin tam ortasında limon koyarlar ve ada insanı olduğumuzdan o anı "mesopelagos" olarak tanımlarlar. Yani "denizin ortası"!

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Özlemaki,
Ben de özlemişim seni. :)
Ne güzel bir deyiş; mesopelagos! Denizli ve limonlu. Ege gibi. :)

hafif abi dedi ki...

h2n3'e yakalandım ben çavdar teyzem, hastanelik oldum, üç haftaya vardı nerdeyse, halâ iyileşebilmiş değilim. kötü, ciğerdelen bir öksürük zinciriyle sağ kulakta işitme kaybı miras kaldı. geçmiş olsun size de.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Hafif Abiciğim,
Aman demeyin! Geçmişler olsun, umarım tez zamanda tam sağlığınıza kavuşursunuz. Bu seneki grip insanı fena benzetiyor valla. :(
Neyse, hiç değilse, bundan sonraki 3-4 sene aşılamış gibi rahat olacaksınız. :)