Pazartesi, Mart 24, 2014

ÜÇ FİLM

Kaç zamandır film yazısı yazmıyorum, ayıp ediyorum.  Oysa, son bir hafta içinde üç film gördüm.  Sırayla anlatmalı.


İlk film Ferzan Özpetek'in son filmi, Kemerlerinizi Bağlayın.
Esas itibarıyla filmi beğendim, ancak  Ferzan Özpetek'in eski filmlerinin çoğu beni sarıp sarmalamışken, bu filmde tam tanımlayamadığım kısmi bir eksiklik hissettim. Aşağıdaki yazıyı okuyunca bu eksikliğin nedenini anladım. Filmin senaryosunda bir kopukluk var ya paralel  öykü anlatılmalıymış ya da üzerinde daha çok bağlantı oluşturulmalıymış.

"... Kemerlerini Bağlayın’, sinemasal açıdan enfes bir sekansla açılıyor. Sürekli bir yağmur, ayaklar ve zeminde gezinen kamera, daha sonra bir otobüs durağına yapılan ‘Zoom’ derken öykünün ana karakterleriyle tanışma faslı... Bu heyecan verici ve sonrası için vaatkâr açılış, öykünün özellikle ikinci bölümünde ve finalinde aynı etkiyi sunamayan bir filmin, en güzel yanı olarak zihinlerimize işlendi..."

Burada, yazıdan bir paragraf var, tamamı  için paragrafın üzerine tıklayınız.



İkinci film, henüz vizyona girmedi. Aslında filmi seyretmek yerine, filme konu olan romanı okumalıydım, ancak bir türlü denk düşürüp başlayamadım. Sonra da geç oldu, kitap yarım kalacağına filmi seyredeyim hiç değilse diye düşündüm ve internetten bulup izledim.
Romanın yazarı Marcus Zusak.
Kitap ve film, 2. Dünya Savaşı'nın acı yıllarında ailesini kaybedip evlatlık verilen bir kız çocuğunu ve çevresindeki insanları anlatıyor. Oldukça dokunaklı bir öykü, ancak içinde hiç bitmeyen bir yaşam tutkusu var. Bu da  onca üzüntü içinde bile insana umut veriyor. Kitabın ilginç bir anlatıcısı var; Azrail !
Film bu seneki İstanbul Festivali'nde gösterilecek, umarım daha sonra vizyona girer.



Bu seneki Oscar ödüllerinden En İyi Erkek ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini alan  film bizde ne idüğü belirsiz "Sınırsızlar Kulübü" adıyla gösterime girmiş.
Belki böylece, ağır ve üzücü konusu olan filmi çekici veya hafif hale getirmeyi düşünmüşlerdir, bilemeyeceğim.
Film, AIDS'in en yaygın olduğu ve ilaç tedavilerinin henüz başarıya ulaşamadığı yıllarda geçen bir hikayeyi anlatıyor. Üstelik gerçek bir öykü bu, Vikipedi şöyle anlatmış:

"1986 yılında Dallas'ta HIV enfeksiyonu sonrasında AIDS'e yakalanan Ron Woodroof, 1992'ye kadar kendisi ve kendisi gibi kişilerin yaşayabilmesi konusunda çalıştı. Teşhis sonrası 30 günlük bir hayat biçilen Woodroof, ABD'de onaylanmış tek ilaç olan AZT'yi almaya başladı. Ancak bu ilaç onu neredeyse öldürüyordu. Daha sonra, hayatta kalabilmek için dünyanın başka yerlerinden ilaç kaçakçılığına başladı. Bu durum o zamanlar (ve hala) kanunsuzdu. Doktoru Eve Saks (Garner)'ın ve hasta arkadaşları Rayon'un yardımları ile hep birlikte Dallas Buyers Club'ı (Dallas Satınalma Klübü'nü) kurdular. Bu yolla diğer hastalara ilaç temin etmekteydiler. Klubün faaliyetleri, hasta sayısı ve üyesi açısından gittikçe büyümekte iken Amerikan İlaç ve Besin Yönetimi'nce keşfedildi ve bu durum sonucunda Ron kendisini büyük bir savaşın içinde buldu. 1992 yılında hayatını kaybetti."

Bunca dram ve melodram üstüne artık bir komedi filmi seyretme zamanı gelmedi mi, sizce?
Oysa, önümüzde yerel seçimler var. Komedi filmini nereden bulacağız?

4 yorum:

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Üç filmi de izlemek istiyorum. İlk önce Ferzan Özpetek hayranı olarak onun filmi, yorumların geneli sizin yazdığınız gibi ama yine de izlemem lazım:)
Sinema güzeldir...

şule dedi ki...

kemerlerinizi bağlayın her zamanki özpetek filmleri kadar mest etmese de beni yine de beğendim. güzeldi. diğer ikisini seyretmedim, ama bir kenara yazdım hemen. sağol şeker :)

ben de bu haftasonu arzumun önerdiği "6.kattaki kadınlar"ı seyrettim. muhteşemdi. çok beğendim. henüz izlemediysen mutlaka izle :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Baykuş Gözü,
Sinema hayattır! Eleştirebiliriz, ama önce izlemeliyiz. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Şulem,
Sağol yahu, atlamışım Arzu'nun önerisini. Fragmana baktım, evet, ilk fırsatta izlemeli.
:)