Perşembe, Haziran 19, 2014

bir şeyler okudum, birkaç fotoğraf gördüm, aklıma geldi de...

hani şu söz var ya, yazar ananis nin söylemiş, "herşeyi olduğu gibi görmeyiz, herşeyi olduğumuz gibi görürüz"
ne kadar da doğru!
böyle bakınca, hatalı insan yok gibi duruyor, sen haklısın, evet sen de haklısın ve sen de...

bir çocuk için en zor şey, onu hayata getirenlerin birbirlerine karşı artık sevgi dolu olmadıklarını anlamak olmalı. kim bilir, o birlikteliğin hangi noktasında ne oldu ve aşk, sevgi bitti.
belki bundan daha zoru  onların birbirlerini gerçekten hiç sevmemiş olduklarını fark etmek. artık ana baba kuzusu olmayan koca kazık bile olsa, içte yaşayan o küçük çocuk kendisini dipsiz bir kuyuya düşmüş, yapayalnız kalmış hissecek, muhtemelen.
yazık tabii ki, başta o küçük çocuğa yazık.
yazık tabii ki, sevgisiz bir birlikteliği kurallar uğruna sürdürmeyi görev edinen kadına/anneye yazık, erkeğe/babaya yazık.

o gencecik insanın bu incitilmişlik duygusuyla verdiği kararlar, aslında ne kadar havada, ayakları yere basmayan kararlar. bir yandan da hayatta daha sonra verilen kararlar ne kadar doğru ki?
o çocuk neden kendini o kadar kötü hissediyor?
kim suçlu, kim değil?
doğru nerede?
ben kimim ki?
nereden bileyim?
ben ise, bu noktada kendi kendime ahkam kesiyorum.

bize öğretilenleri sorgulamaktan neden kaçınıyoruz?
doğrular, idealler hiç ayırt edilmeden hepsi sorgulanmalı.
kendimizi kurala uyma batağına saplanmaktan alıkoymak için, ne gerekiyorsa yapmalıyız.
içimizin almadığı, ruhumuza dara sokan her davranış, her düşünce, her duygu için soruşturma açmalıyız.

hayat, her gün aynı adımları atıp durduğumuz bir kendini tekrarlar yumağı değil mi?
o adımları başka bir yolda atınca, herşey çok değişti, ışıldadı, yoluna girdi sanıyoruz.
peki, bu bir yanılgı mı?
yoksa hayat zaten değişik yollarda yürümeyi öğrenmekten ibaret bir yol hikâyesi mi?



Hiç yorum yok: