Pazar, Ağustos 31, 2014

AĞUSTOS'DA BOZCAADA'DA ZAMAN

Ağustos nem ve sıcak baskısı kurdu üstümüzde ya, İstanbul dışında bir yerde soluk almak elzem oldu.
Düştük yollara bu defa kızım ve ben, oğlum bizden bir gün önce arkadaşlarıyla daha güneye kırdı rotayı. Hal böyle olunca ve araba kullanan olmayınca yol otobüsle gidilecek. 
Kamil Koç'la gece yolculuğu yapılacak. 
Bindik otobüse geceyarısı, git git yollar uzun, Tekirdağ'ı geçmeden mola verdi otobüs. Sonra Keşan. 
Eceabat'da feribot beklerken güneş doğdu, sonra az daha gittik indik Geyikli'de bindik ikinci feribota ve geldik adamıza.



Habbele'ye giden minibüse bindik, çabuk doldu, hemen kalktık.
Bağhane'de kahvaltı sofrası henüz toplanmamıştı, yıkadık elimizi yüzümüzü, oturduk masaya.
Ohh, bütün yorgunluğumuz geçti.



Bahçe yerli yerinde.
Erguvan bu sene güzel açmış, üstü tohum doluydu.
Fakat kötü haber, bu sene üzüm yok. Tropikleşen iklim asmaları hasta etmiş, bir mantar sarmış her yeri.
İlk fotoğrafta bahçe duvarı  örülürken araya girmiş Rumlardan kalma eski tuğlayı gördünüz, değil mi?
İkinci fotoğrafta ise, güzelim pembe çiçeklerin arkasından sevimli bir bağ cini gülümsüyor. Ne yazık, o bile asmaları koruyamamış, bu sene.



Ağustos'ta Bozcaada'da poyraz hükümdarlığını ilan eder.
Bu seneki iklim değişikliğine rağmen bu kuralda bir değişiklik olmamış. Poyraz gittiğimizin ertesi günü suyu çivi yaptı, yetmedi havayı da buz esintili kıldı.
Olsun varsın.
O huzur dolu bağ kenarında, denize tepeden bakan bahçede ne esen serin rüzgar keyfinizi kaçırır, ne de soğuk suda yüzerken üşütüp nezle olmak.



Oturursunuz zeytinlerin altına.
Mavi gökyüzüne dikersiniz gözlerinizi, derin nefesler alır verir, yaşadığınızı anlarsınız.
Gece olunca o parlak gökyüzü, yıldız haritası gibi uzanır tepenizde. Samanyolu'nun altında uzanıp, onlarca yıldız kaydırırsınız, dilekler tutarsınız.




Evsahibemiz Mit-Mit bu sene işleri ilerletmiş. Sadece ekmeği kendisi yapmakla kalmıyor, bir de küçük değirmenle buğdayı da kendisi çekiyor.
Buğday adanın, karakılçık. 
Değirmen çalışırken çıkan koku mis gibi taze ekmek kokusu.
Taze çekilmiş yerli un, ekşi maya ile geceden yoğruluyor ve sabah erkenden pişiriliyor.
Rüya sanki! Hayır değil. Gerçek.



Yasemin dalıyla bezenmiş sade kahve fincanı  fantazi gibi geldiyse size, asıl sırrı vereyim.
Bahçeden taze toplanmış, biberiye, lavanta, kekik, melisa ile yapılan taze bitki çayından içmelisiniz.
İçin ve bütün doğa canlı canlı bedeninize geçmiş gibi hissedin.
Ta ki, bir başka Bozcaada zamanına dek...


3 yorum:

şule dedi ki...

beni de götür seneye :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Gidelim gidelim, şahane olur hem de! :)

hava durumu dedi ki...

bozcaada çok güzel yer ben çok seviyorum.