Pazartesi, Eylül 15, 2014

SINAV... NASIL MI GEÇTİ ?

Cumartesi sabahı erkenden yola düştüm. Metro, Marmaray, tramvay... İn bin in bin.
Hedef, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi; Beyazıt'a gidiyorum,  Arabuluculuk sınavına gireceğim.
Sınav yerini gösteren  belgeyi elime alınca şaşalamıştım, bak sen 31 yıl sonra girdiğim meslek sınavı mezun olduğum üniversitede hem de komşu fakültede.

Otuz küsur sene önce  fakülteye girişlerimiz çoğunlukla olaylı olurdu, polis aramaları, kimlik kontrolleri, "karşıt gruplar"ın birbirini yan yan süzmeleri, "bugün olay çıkar mı acaba" korkularıyla.
Fakültedeki günlük yaşamımız sefil sayılacak haldeydi,  yakıt yokluğundan ısınmayan anfiler, kavga çıkmasın diye yemek verilmeyen yemekhaneler, merkez binada koridor arasına gizlenmiş çay ocakları ve orada bir bardak çay içme süresinde sığınılan, ısınmak için tepesine tünenen kaloriferler...

Heyhat! Aradan onca zaman geçmesine rağmen zorlanma bab'ında yine değişiklik yok. 
Neden mi?  
Vezneciler alt geçiti genişletiliyor, onun kazısı ve çevresindeki hendekler bir  yandan engel, ayrıca Üniversite'nin ana girişindeki büyük kapı bakım ve onarımda, içerdeki binaların nerdeyse tümünün dış cephesi boyanıyor, heryer tahta perde ve iskeleyle çevrili... 

Bina ve çevre koşulları bir yandan, insan davranışlarında da değişiklik yok.
Yine sınav öncesi son dakikada öğreneceği bilgiden medet umup, ezber yapanlar da var, dünyayı umursamayıp sigarasını tüttürenler de var.

Sınav bitti, bir iki fotoğraf çekip biraz turlayıp dışarı çıktım, Bayan N. ile buluşup Süleymaniye'ye kuru fasulye yemeğe gittik. Hazır gelmişken, orada oluşumuzu değerlendirip Camii'yi de ziyaret ettik, avludan Eminönü Boğaz girişi yönünde gözüken manzarayı seyre daldık.



Beyazıt'tan sonrası Çarşıkapı.
Kapalıçarşı'nın girişine dek, turist kalabalığı içinde yürüdük. Sonra kendimizi Kapalıçarşı'ya atıp Nuruosmaniye'ye kadar serin serin yürüdük.
Derken uzaktan gözüken Çemberlitaş'ın yakınından göresimiz tutunca yine sıcağa ve kalabalıklara maruz kaldık.
Öyle böyle Sultanahmet'e ulaştık, hedef Yeşil Ev ve sonuç hüsran! TURİNG, Yeşil Ev'i devretmiş ve o güzelim yapı ile bahçesi büyük bir tadilat geçirmek üzere sekiz ay süreyle kapatılacakmış.
Hayal kırıklığımızı bağrımıza basıp, tramvaya atlayıp Bayan S. ile buluşmak üzere İstanbul Modern'e geçtik.



İstanbul Modern'in önündeki rıhtımda  biri orta boy, biri büyükçe, diğeri koskocaman üç yolcu gemisi demirliydi.
Biz orada otururken, gemilerden birinde yolcular için can yeleklerinin giyildiği bir tatbikat yapıldı. Uzaktan bir yelkenli yolcu gemisi süzülerek geçti. Önce orta boy gemi, sonra koskocaman gemi ve en sonra da orta boy gemi rıhtımdan ayrıldı.
Son ayrılan gemi, uzun uzun düdük çekti, İstanbul'a veda etti.  Bazı kaynaklara göre, civarda mutlaka kaptanın beğendiği bir hanım olmalıydı ve düdük selamı onaydı.

Sonra akşam oldu, yolcu motorları, tekneler önümüz sıra geçtiler, biz onları seyredip sohbetimizi sürdürdük.
Sonra gece oldu, Boğaz Köprüsü'ne doğru gece kulüplerinin olduğu yerlerden havai fişekler atıldı.
Bir yandan kuşlar etkilenecek diye üzüldük, bir yandan ışıkların saçılmasını seyretmekten kendimizi alamadık.

Öyle işte!
Güzel bir gündü, geçmişin anılarının  canlandığı ve bugüne onlar sayesinde gelmiş olmanın sevgiyle anıldığı...


12 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

İstanbul'daki son günümüzde biz de arkadaşlarla gittik Süleymaniye'ye, Beyazıt'ın o perişan halinden haberdarım yani, hatta üniversitenin bahçesine de girdik tam dediğin gibiydi. Öyle de sıcak bir havaydı ki dilimiz bir karış dışarı sarkmıştı.
Sınavın iyi geçmiştir umarım ve sevgilerimi yollarım...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Sevgiler benden. :)
Sizin İstanbul seferinizin bir kısmı sıcak havaya rastlamıştı, o da inşaat toz dumanıyla birleşince sevimsiz olmuş.
Sınavım iyi geçti, umarım sonuç da iyi olur. Malum, öğrenci (!) psikolojisinin bir çeşidinde sınavlar hep iyidir de hocalar not vermezler. ;)

Baron von Plastik dedi ki...

Merhaba Ekmekçi Kız,

Güzel bir heykel grubu değil mi?
Yavuz Görey - Hakkı Atamulu tasarımı.
Modellerin hikayesi de ilginç :

http://www2.istanbul.edu.tr/?p=19683

Bu fotoğrafı gerekirse kullanmak üzere (sahibinin adını zikrederek elbette) üzere arşivime alabilir miyim ?

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Merhaba Sevgili Baron,

Siz "heykel grubu" demişsiniz, doğru olan ifade bu olmalı. :)
Biz Hukuk Fakültesi öğrencileri -ve muhtemelen Merkez Bina'da eğitim gören diğer fakülte öğrencileri- için o sadece "heykel". Bizden birisi ya da bir yakınımız gibi anılan, yakınında randevu verilen, mutlaka fotoğraf çektirilen...
Bu defa arkada Merkez Bina olarak andığımız Rektörlük binası tadilat örtüsü ile çevrelenmişken gözüme daha farklı gözüktü.
Bir de sanki, yıllar içinde yıpranmış, bronzu matlaşmış gibi. Çocukken önünde çekilmiş bir fotoğrafım var, orada çok daha pırıltılı duruyor. Hatta öğrencilik zamanımızdaki fotoğraflarda bugünkünden daha canlı sanki.
Yoksa, bu sadece "biz büyüdük ve kirlendi dünya" misali bir yanılsama mı? :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Aziz Baron pardon!
Heykel nostaljisine daldım ve asıl sorunun cevabını vermemiş oldum.
Tabii ki, fotoğrafı arşivinize alabilir ve kullanabilirsiniz.

Baron von Plastik dedi ki...

Sevgili Ekmekçi Kız,
İzniniz için çok teşekkür ederim.
Dediğiniz gibi, yapının cephesine serili malzeme sık rastlanmayacak bir fon oluşturmuş
Bronzun sözünü ettiğiniz o matlığı, metalin üzerindeki renk değişimleri benim hoşuma gidiyor. Rönesans Heykelleri, oksitlenmiş bakır çatılar gibi. Bu günlerin moda tabiri ile "yaşanmışlık", aslında süreklilik hissini pekiştiriyorlar. Bu hissi oluşturan nesnelerin nasıl bir hızla azaldığını düşününce de daha da hoşuma gidiyorlar.
Üstelik; hem biz büyümüş, hem de dünya kirlenmişken:)

Heykelin geçmişteki halini gösteren fotoğraflarınız var ise görmek ilginç olur gerçekten.

Selamlar, BvP

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Baron,
Arayıp, bulup bir heykel post'u yapayım heman! ;)

Baron von Plastik dedi ki...

Çok ve pek güzel olur.

Leylak Dalı dedi ki...

3 yıl önce çekilmiş 1 adet de bende var o heykel grubundan, arkasında rektörlük binasının soyunuk hali ile, arzu ederseniz gönderilir...

Baron von Plastik dedi ki...

Merhaba Bayan Leylak Dalı. Kusura bakmayın, üzerime alınmış gibi yazıyorum ama;
ne güzel olur... Böyle şeyler toparlanıp hiç olmazsa burada kayıt edilse. Belki başka dostlarınızda da vardır. Sabit durana, önünden fazla önemsenmeden geçilip gidilen başka türlü bakmayı sağlıyor bu tür şeyler.

Baron von Plastik dedi ki...

Özür dilerim,
"geçilip gidilene" olmalıydı.

Selamlar, BvP

Leylak Dalı dedi ki...

Sayın Baron :)
leylakcigeldihanim@gmail.com isimli komik mail adresime mail adresinizi lutfederseniz heykelin fotosunu ve bundan sonra çektiğim tüm heykel fotolarını size yollarım. Benden de selamlar...