Pazartesi, Ekim 20, 2014

SANA DÜN BİR TEPEDEN BAKTIM AZİZ İSTANBUL

Dün, Eyüp iskelesinden yola çıkıp Piyer Loti tepesine ulaştım. İskelenin az arkasında Piyer Loti tepesine çıkan bir teleferik var. Arkadaşım, teleferiğe binmek için bekleyen insanların oluşturduğu kuyruğu görünce taksiye binmeyi tercih etti. Taksiye binmek için biraz yürüyünce, Piyer Loti tepesinin altındaki yamaçta uzanan tarihi mezarlığın içinde genişçe bir yol bulunduğunu gördük. Sorduk, "on dakikada yürüyerek çıkarsınız tepeye" dediler.
Yol, upuzun yüzlerce yıl yaşında servileri, tarihi mezar taşlarını seyrederek, mezarlığı çevreleyen duvarlar üzerindeki anlamlı sözleri okuyarak çabucak bitiverdi.
Piyer Loti tepesindeki kır kahvesi her zamanki gibi doluydu.İnsanlar, bir fincan kahve ya da bir bardak çay içerek aziz İstanbul'u seyre dalmıştı.
Rüzgâr poyrazdı ve sıkı esiyordu. Havada pamuk bulutlar, güneş bazen bulut arkasında, bazen rüzgârın üşüttüğü bedenleri gevşetmek için ışıldamakta...
Birden, Ayasofya'yı farkettim. Bunca zamandır, kaç kez Piyer Loti'den İstanbul'a bakmışlığım vardır, ilk kez bu kadar uzağı ve bu kadar net görüyor olmalıydım. Hayranlıkla izledim.

Aşağıdaki fotoğrafa tıklar ve büyütürseniz, fotoğrafın ortasında siz de bu ebedi yapıyı göreceksiniz.



Piyer Loti'de kahvemizi içtikten sonra, yine aynı yoldan kıyıya indik ve Haliç iskelelerine uğrayarak Eminönü ve Karaköy'e, oradan da Üsküdar'a giden şehir hatları motoruna bindik.
Karaköy'de balıkçılar çarşısının arkasında Perşembe Pazarı'ndaki Karaköy balıkçısına gitmeye niyetlenmiştik. Ancak, balıkçı gündüz kapalıymış. Biz de gelmişken terasına çıkıp manzaraya bakalım istedik.
İşte size Galata Köprüsü ve arkasında tarihi yarımada ve yine gökyüzünde pamuk çırpmışlar gibi, köpük köpük.

Sağ tarafa yakın orta kısımda yine karşınızda Ayasofya.




Karaköy'deki balık sefasından sonraki durağımız İstanbul Modern.
Son açılan "Çok Sesli", "Yüzyıllık Aşk", "Yolda" sergilerini görmemiştik. Bir güzel gezdik, içimiz açıldı.
Onca yürümenin, sergi gezmenin ve biraz da yorulmanın ödülü olarak kendimize birer sütlü kahve ısmarladık ve manzaranın karşısına geçip, içimizi ısıttık.
Üstelik, limanda sadece bir gemi vardı ve dolayısıyla İstanbul Modern'in önündeki manzara alabildiğine açıktı.

Hiç şüphesiz karşımızda yine tarihi yarımada ve en albenili yerde Ayasofya.



Artık, eve dönüş vakti.
Karaköy iskelesinden Kadıköy vapuruna binip, kıç güverteye geçip, günbatımı manzarasına bakarak, körler şehrine gitmek zamanı.
Gün boyunca gökyüzünü neşelendiren pamuk bulutlar iyiden iyiye grileşti şimdi. Yine de güneş bulutlardan rol çalıyor. Gökyüzünü kızıla boyamaya başladı bile. Bu defa, griden kurşuniye değişen bulutlar ve pembeden nar çiçeğine renk değiştiren güneş ışıkları gökyüzü şenliği halindeler.

Haydarpaşa açıklarında manzara yine göz alıcı; sabah tam ters yönden gördüğüm Ayasofya tam karşıda durupdurmakta.



8 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

İstanbul'u özlettin banaaaa :)

Nesrin dedi ki...

Sen ne güzel bir yersin İstanbul :)

bilge ve annesi dedi ki...

Ama sen yazınca, fotoğraflayınca ne güzel İstanbul (her geldiğimde kaçarak dönüyorum)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylağımmm,
Özle! Özle de yine gel! Gel de bu defa birlikte gezelim. ;)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Nesrin,
Değil mi, değil mi? :))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevdacığım,
Sen yanlış bir İstanbul'a geliyor olabilirsin. ;)
İstanbul, bence dünyanın en çelişkili şehirlerinden; insanı bunaltır da, mest de eder. :)

şule dedi ki...

oh nen güzel yapmışsın...ve istanbul yine ne kadar güzel görünüyor...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Her zamanki gibi, güzel. :)